(Felsefe Tartışmaları, 19. Kitap (Nisan 1996), s. 97-109)
s. 97
Anlam Sorunu çok yönlü bir sorundur. Sorun
üzerine şöyle bir düşünmek bile, bu çok yönlülüğü görmek için yeterlidir:
Anlam, her zaman bir şeyin anlamıdır. Peki, bu şey nedir? Çeşitli şeylerin
anlamından söz edilebilir. Anlam sorunu bu şeylerin hangisi ya da hangileriyle
ilgili bir sorundur? Anlam sorununun dilsel anlatımların anlamı ile ilgili
bir sorun olduğunu kabul edelim. Bu durumda, sorunun çözümünde hangi dilsel
öge temele alınmalıdır? Sözcük mü, tümce mi, yoksa başka bir dilsel öge
mi? Temele alınması gereken hangisi ise, o dilsel ögenin taşıdığı anlamı
taşımasını sağlayan nedir? Bu, sözcük ise, aynı sözcük iki farklı durumda
iki farklı anlama gelebilmektedir. Bu, sözcük değil tümce ise, aynı şekilde,
bir tümce iki farklı durumda iki farklı anlam taşıyabilmektedir. Öyleyse,
bir sözcük ya da bir tümcenin bir bağlamda belli bir anlama, başka bir
bağlamda başka bir anlama gelmesini sağlayan nedir? Bir tümcenin belli
bir bağlamda taşıdığı anlam ile o tümceyi o bağlamda söyleyen kişinin,
o tümce aracılığıyla karşısındaki kişi ya da kişilere iletmeğe çalıştığı
içerik arasında bir ilişki kurulabilir mi? Kurulabilir ise, bu ilişki nedir?
Sorular daha da çoğaltılabilir. Bu yazıda
benim amacım, sorunun çözümünü aramak değil; bundan önce yapılması gereken,
ama çoğu zaman gözardı edilen bir şeyi yapmak, diyeceğim, sorunun sınırlarını
çizmek. Aşağıda bunu yapmağa çalışırken şu temel soruların yanıtını arayacağım:
Dilsel anlatımların olduğu kadar nesnelerin, olgu ya da durumların anlamından
da söz edilir. Anlam sorunu bunların hangisiyle ilgilidir? Anlatmak ile
iletmek, anlam ile ileti arasındaki bağ nedir? Sorunun çözümünde temele
alınması gereken temel anlamlı birim hangisidir?
I. Anlam bir nesnenin, bir olgu ya da durumun değil, dilsel bir anlatımın anlamıdır. Kuşkusuz, günlük dilde sözcük, tümce, trafik işareti gibi, doğal ya da yapma bir göstergeler dizgesinin parçası olan dilsel anlatımların olduğu kadar, nesnelerin ve olgu ya da durumların anlamından da söz edilir. Örneğin, insan için suyun anlamının büyük olduğu; cinayet silahı üzerindeki parmak izlerinin anlamının çok açık olduğu söylenir. Ancak, 'anlam' sözcüğünün bu üç ayrı kullanımında üç ayrı şeyden söz edilmektedir.
(1) İnsan için suyun anlamının büyük olduğu söylendiğinde söz konusu olan, bir şeyin bir başka şey için önemidir, değeridir.Anlam sorunu, sözcüğün işte bu üçüncü kullanımı ile sınırlı bir sorundur.
(2) Parmak izleri örneğinde ise bir olgu ya da durumun başka bir olgu ya da durumun çok açık bir belirtisi olduğu söylenmektedir.
(3) Buna karşılık sözcüklerin, tümcelerin, trafik işaretlerinin anlamından söz edildiğinde, bu dilsel anlatımların taşıdıkları içerik söz konusu edilmektedir.
s. 98
II. Anlam
dilsel bir anlatımın iletişim ortamında taşıdığı içeriktir.
Anlamdan söz etmek için ortada dilsel bir anlatımın olması gereklidir,
ama yeterli değildir. Biri konuşan, öteki dinleyen2 olmak üzere
en az iki kişinin3 bulunmadığı, bulunduğunun varsayılmadığı;
K'nın dilsel anlatımı D'ye belli bir iletide bulunmak için kullanmadığı,
ya da kullandığının varsayılmadığı bir ortamda anlamdan söz edilemez. Anlam
bir iletişim ortamını varsayar. Bunun için, Örneğin,4 arabayla
giderken karşımıza çıkan kırmızı ışık, birinin (şehrin trafiğini düzenleyen
otoritenin, yani K'nın) başka birilerine (sürücülere, yani D'lere) belli
bir iletide bulunmak için yaktığı bir ışık değilse, bir anlam taşımaz.
Bu ışığı gören sürücüler de bunu varsaymadıkça onda bir anlam aramaz.
Aynı şekilde, söz gelişi, kaya üzerinde gördüğü çizgilerin anlamını araştıran kişinin bu çabasının altında da aynı varsayımlar yatar. Söz konusu çizgilerin, diyelim, bir avcının bıçağını bilerken kayada bıraktığı izler olduğunu saptadığında, onlarda bir anlam aramaktan vazgeçer. Bilinen bir dilde bir sözcüğe, bir tümceye tıpatıp benziyor olması bile, böyle bir durumda, bu çizgilerde bir anlam aramanın gerekçesi olamaz. Hatta, örneğin,
Bu yoğurdu sarmısaklasak da mı saklasak, sarmısaklamasak da mı saklasaksözlerinin bile, bir soru olarak sorulmadığı sürece, herhangi bir anlam taşıdığını söyleyemeyiz. Soru olarak sorulduğu durumları bir yana bırakacak olursak, bu bir tekerlemedir; tekerlemeler ise K'nın D'ye belli bir iletide bulunmak için ürettiği tümceler değildir; aynı ya da benzer sesleri birbiri peşi sıra, dil sürçmeden ağızdan çıkarma ustalığı isteyen ses zincirleridir.
III. Anlam, kendisini taşıyan dilsel anlatımın (1) belli bir dile ait olmasını, (2) o dilin uylaşımlarına uygun bir biçimde kullanılmasını gerekli kılar. Daha açık bir deyişle, dilsel anlatım
(1) doğal ya da yapma belli bir dilin sözlüğünde yer alan öge ya da ögelerden oluşmalıdır;Dolayısıyla, arabayla giderken karşımıza çıkan ışık,
(2) söz konusu dilin dizimbilgisine, anlambilgisine ve kullanımbilgisine aykırı olmamalıdır.
(1) şehrin trafiğini düzenleyen otorite tarafından sürücülere belli bir iletide bulunmak için yakılmış bir ışık olsa bile, ışığın rengi kırmızı değil, diyelim, mavi ise, ne bir anlam taşır, ne de bu ışıkla sürücülere bir iletide bulunulabilir. Çünkü mavi, trafik ışıkları dilinin renk sözlüğünde olmayan bir renktir.(2a) Işık, rengi kırmızı, ama, diyelim, sürekli yanıyorsa, hiçbir anlam taşımadığı gibi, bu biçimde yanan bir kırmızı ışıkla sürücülere herhangi bir iletide de bulunulamaz. Çünkü, trafik ışıkları dilinin dizimbilgisi, sürücülere bir iletide bulunulabilmesi için, ışığın ancak iki biçimde yakılmasına izin verir: (i) trafiğin yoğun olmadığı saatlerde çok kısa aralıklarla yakılıp söndürülmesine, (ii) bunun dışındaki saatlerde bir-iki dakika gibi bir zaman dilimi içerisinde yakılmasına.
s. 99
(2b) Işığın rengi kırmızı ve bilinen zaman dilimi içerisinde yanık kalıyor, ama, diyelim, yolun kavşak ya da yaya geçidi bulunmayan bir noktasında yanıyorsa, yine bir anlam taşımaz; yine böyle bir ışıkla sürücülere bir iletide bulunulamaz. Çünkü, bu kez, trafik ışıkları dilinin anlambilgisine aykırı bir durum söz konusudur: Bu dilin anlambilgisi, trafik ışıklarının ancak ve ancak yolun kavşak ya da yaya geçidi bulunan bir noktasında yakılmasına izin verir.(2c) Trafikte kırmızı ışıkla sürücülere belli bir iletide bulunulabilir: Dur! Daha açık bir deyişle, ancak ve ancak durulması komutu verilebilir; söz gelişi, durulması ricasında bulunulamaz. Çünkü trafik ışıklarının kullanımbilgisi kırmızı ile yeşil ışıkların yalnızca bir komut olarak, sarı ışığın ise yalnızca bir uyarı olarak kullanılmasına izin verir.
Kaya üzerindeki çizgiler örneğinde
de durum budur. Bu çizgilerin biri tarafından başka biri ya da birilerine
belli bir iletide bulunmak için yazılmış olması yeterli değildir. Anlam
taşıyor olması, onun (1) belli bir dilin sözlüğünde yer alan öge
ya da ögelerden oluşuyor olmasını, (2) o dilin dizimbilgisine, anlambilgisine
ve kullanımbilgisine uygun olmasını gerektirir. Örneğin,
(1) kaya üzerinde
saskılım bulurcak
yazısını okuduğumuzu düşünelim. Doğal ya da yapma hiçbir dilin sözlüğünde yer almayan ögelerden oluştuğu için, bunun herhangi bir anlam taşıması olanaklı değildir.
(2a) Kaya üzerinde
Saksı isem yulafyazdığını düşünelim. Türkçenin sözlüğünde yer alan dilsel ögelerden oluşan bu yazının da bir anlam taşıdığı söylenemez. Çünkü, bu ögelerin dizilişi kullanılan dilin, yani Türkçenin dizimbilgisine bütünüyle aykırıdır.
Aynı şekilde, kaya üzerinde okuduğumuz
Saksı bulunurumyazısı da bir anlam taşımayacaktır. Çünkü Türkçenin dizimbilgisi, öznesi üçüncü tekil kişi olan bir tümcenin yükleminin çekiminin birinci tekil kişi olmasına izin vermez; yüklemin çekimi de üçüncü tekil kişi olmalıdır.
Bu noktada, söz gelişi, kayanın yanıbaşında gördüğümüz çömlekçi işliğini de hesaba katarak bu yazıyla işlikte saksı bulunduğu iletisinde bulunmak istendiği, dolayısıyla kaya üzerindeki yazının bir anlam taşıdığı ileri sürülebilir. Elbette, bağlamdan yola çıkarak, kullanılan dilin dizimbilgisine aykırı bir anlatımla iletilmek istenenin ne olduğunu çıkarmak olanaklıdır. Ama burada unutulmaması gereken şey, böyle durumlarda, dizimbilgisine aykırı bir anlatımla iletilmek istenenin ne olduğunu çıkarabilmenin, anlatımın doğrusunun bulunabilmesine bağlı olduğudur. Anlatımın taşıdığı düşünülen anlam, işte, o doğru anlatımın anlamıdır.
(2b) Kaya üzerinde
Saksı kazılıryazdığını düşünelim. Bu da bir anlam taşımaz. Çünkü Türkçenin anlambilgisine göre 'saksı' sözcüğünün adlandırdığı nesnelere 'kazılmak' anlatımı yüklenemez.
Kuşkusuz, yukarıda dile getirilebileceğini
belirttiğim itiraz burada da yapılabilir: Kayanın yanıbaşındaki çömlekçi
dikkate alınarak bu anlatımla, söz gelişi, işlikte saksı da yapıldığı iletisinde
bulunulmak istendiği, dolayısıyla bu anlatımın anlamsız olmadığı, bir anlam
taşıdığı ileri sürülebilir. Ne var ki, bu itiraz da, yukarıda belirtilen
nedenlerle, ge-
s. 100
çerli olamaz: Bağlam kullanılan aykırı
anlatımın doğrusunu çıkarabilmemize elverdiği ölçüde 'Saksı kazılır' ile
verilmek istenen iletinin ne olduğunu çıkarabiliriz. 'Saksı kazılır'ın
taşıdığını düşündüğümüz anlam, işte, o doğru anlatımın anlamıdır.
(2c) Kaya üzerinde
Saksı bulunur
yazdığını ve bunu kayanın üzerine yazan
çömlekçinin, bununla, söz gelişi, gelip geçenden kendilerinde saksı bulunup
bulunmadığını sormak istediğini düşünelim. Bu olanaksızdır. Çünkü
Türkçenin kullanımbilgisi buna izin vermemektedir. Türkçenin kullanımbilgisine
göre, bu tümceyle saksı bulunduğu duyurulabilir, bildirilebilir;
ama saksı bulunup bulunmadığı sorulamaz.
IV. Anlam, K'nın bir iletişim ortamında dilsel anlatımlar aracılığıyla D'ye iletmek istediği, belli koşullar yerine geldiğinde de iletmekte başarılı olduğu dilsel iletidir. Bu iletiyi, K'nın iletişim ortamında (1) dildışı anlatımlar aracılığıyla D'ye iletmek isteyip ilettiği dildışı iletiyle, (2) dilsel anlatımlar aracılığıyla D'ye iletmek isteyip ilettiği dilötesi iletiyle karıştırmamak gerekir. Bu üç tür iletiyi örneklendirmek gerekirse:
(0.1) K'nın, D'ye, "Yağmur yağıyor" diyerek ilettiği yağmur yağdığı iletisi dilsel bir iletidir.(1.1) Ormanda avlanırlarken D'den uzaklaşıp yolunu kaybeden K'nın, silahını ateşleyerek D'ye ilettiği o anda silahın ateşlendiği noktada bulunduğu iletisi dildışı bir iletidir.
(2.1)Arabayla giderlerken, D'nin daha hızlı gitme önerisi karşısında, K'nın, "Yağmur yağıyor" diyerek D'ye ilettiği daha hızlı gitmenin uygun olmadığı iletisi;
(2.2) K'nın "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" diyerek D'ye ilettiği kardeşinin iyi bir insan olduğu iletisi;
(2.3) Kardeşini hiç sevmeyen K'nın, "Seni kardeşim kadar seviyorum" diyerek D'ye ilettiği kendisini hiç sevmediği iletisi birer dilötesi iletidir.
Dilsel iletiyi dilsel ileti yapan şey,
ileti ile o iletide bulunmak için kullanılan anlatım arasındaki bağın nedensiz
olmasıdır. Örneğimize dönecek olursak, K'nın
Yağmur yağıyordiyerek D'ye yağmur yağdığı iletisinde bulunması durumunda, K'nın ağzından çıkan y-a-ğ-m-u-r-y-a-ğ-ı-y-o-r sesleri ile yağmur yağdığı iletisi arasında ne bir neden-etki ne de bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak olanaklıdır. Anlatım ile ileti arasındaki bağ bütünüyle uylaşımsaldır, saymacadır. Aynı iletinin farklı dilsel anlatımlar aracılığıyla, örneğin
Yağmur yağıyoranlatımları aracılığıyla verilebilmesi bunun en açık kanıtıdır.
It is raining
Es regnet
Il pleut
Dildışı ileti ile dilötesi iletiye gelince,
bunlar ile bu iletilerde bulunmak için kullanılan (dildışı ya da dilsel)
anlatımlar arasındaki bağ, dilsel ileti ile dilsel anlatım arasındaki
s. 101
bağdan farklı olarak, nedenlidir.
İletinin dildışı olduğu silah sesi örneğinde,
silahı ateşleyenin silahı
ateşlendiği noktada bulunduğu iletisi ile silah sesi arasındaki ilişkinin
nedenli olduğu açıktır:
Silah sesiAncak, burada bir noktanın gözden kaçırılmaması gerekir: K ile D, önceden, av sırasında ormanda ayrı düşüp birbirlerini kaybetmeleri durumunda silahlarını ateşleyerek birbirlerine bulundukları yeri bildirme konusunda anlaşırlarsa, K da bu anlaşmanın sonucu olarak silahını ateşlerse, silah sesi dildışı değil, dilsel bir anlatım; dolayısıyla, onun aracılığıyla verilen ileti de dildışı değil, dilsel bir ileti olur.
Silah sesi bir silahın ateşlenmesini gerektirir
Silahın ateşlenmesi için onu ateşleyen birinin olması gerekir.
______________
Demek, silahı ateşleyen kişi silahı ateşlendiği noktada.
Silah sesi örneğinden farklı olarak, dilsel
anlatımların kullanıldığı 2.1-2.3 örneklerinde ise K'nın D'ye vermek
istediği iletiler ile onları D'ye vermek için kullandığı anlatımlar (tümceler)
arasındaki ilişkinin uylaşımsal olduğunu söyleyebilmemiz için şu soruya
olumlu yanıt vermemiz gerekir: "İletişimde kullanılan dili, Türkçeyi bilmek
iletişim dilinin sözlüğü ile uylaşımlarını bilmek K'nın söz konusu iletilerde
bulunması, D'nin de bu iletileri alması, yani iletişimin başarılı olması
için yeterli midir?"
Soruya verilecek yanıt olumlu olamaz. Bu
üç örnekte de iletişimin başarılı olması, kullanılan tümcelerin dile getirdiği
olgu
ya da durumlar ile verilmek istenen iletilerin karşılık geldiği
olgu
ya da durumlar arasındaki nedensel ilişkinin bilinmesine bağlıdır.
K bu ilişkiyi bildiği, D'nin de bildiğini varsaydığı içindir ki, söz konusu
tümceler aracılığıyla söz konusu iletilerde bulunmağa çalışır; D bu ilişkiyi
eğer biliyorsa söz konusu tümceler aracılığıyla söz konusu iletileri alır.
İletilmek istenen ister dildışı, ister dilötesi olsun, bütün bu iletişim örneklerinde K'nın D'den beklediği belli birşey vardır: Dünyaya5 ilişkin olarak D'nin sahip olduğunu varsaydığı belli bir bilgiyi, ya da bir dizi bilgiyi, kendisinin (K'nın) anlatım olarak kullandığı şey (silah sesi, tümceler) ile birlikte öncül diye alması ve bir çıkarımda bulunarak söz konusu iletilere ulaşması. Örneğin:
(1) Silah sesi bir silahın ateşlenmesini gerekli kılar
Silahın ateşlenmesi için (normal koşullarda) onu ateşleyen
birinin olması gerekir.
Silah sesi
K'nın yanında silah var
Duyulan silah sesi, K'nın ateşlediği silahtan geliyor
__________________
Demek, K silah sesinin geldiği yerde bulunuyor.
(2.1) Yağmur yağdığında hızlı gitmek uygun değildir.
Yağmur yağıyor
________________
s. 102
Demek, hızlı gitmek uygun değil.
(2.2) İhtiyacı olan herkese yardım etmek, insanı iyi bir insan kılar.
K'nın kardeşi ihtiyacı olan herkese yardım eder
______________
Demek, K'nın kardeşi iyi bir insan
(2.3) K kardeşini hiç sevmiyor.
K D'yi kardeşi kadar seviyor.
______________
Demek, K D'yi hiç sevmiyor.
Burada son olarak iki noktanın daha
belirtilmesi gerekir. Birincisi, dildışı bir anlatım aracılığıyla ancak
ve ancak dildışı bir iletide bulunulabilir. Yani, silah sesi gibi dildışı
bir anlatım aracılığıyla K, ancak ve ancak, dünyaya ilişkin bir ya da bir
dizi bilgi üzerinden bir iletide bulunabilir; D de, ancak ve ancak, bu
bilgi ya da bilgiler üzerinden söz konusu iletiyi alabilir. İkincisi, dilötesi
bir ileti dilsel bir iletiyi, yani ancak ve ancak iletişim diline ilişkin
bilgi aracılığıyla K'nın iletebildiği, D'nin de alabildiği bir iletiyi
gerekli kılar. Bunun için, 2.1-2.3 örneklerinde olduğu gibi, dilsel bir
anlatım kullanarak dilötesi bir iletide bulunan kişi, kullandığı dilsel
anlatım aracılığıyla dilsel bir iletide de bulunmuş olur. Örneğin:
(2.1) Daha hızlı gitme önerisi karşısında "Yağmur yağıyor" diyerek, hızlı gitmenin uygun olmadığı iletisinde bulunan kişi, aynı anlatım aracılığıyla yağmur yağdığı yollu dilsel bir iletide de bulunmuş olur.(2.2) "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" diyerek kardeşinin iyi bir insan olduğu iletisinde bulunan kişi, aynı anlatım aracılığıyla kardeşinin ihtiyacı olan herkese yardım ettiği yollu dilsel bir iletide de bulunmuş olur.
(2.3) "Seni kardeşim kadar seviyorum" diyerek, kardeşini hiç sevmediği bilindiği için, D'yi hiç sevmediği iletisinde bulunabilen kişi, aynı anlatım aracılığıyla D'yi kardeşi kadar sevdiği yollu dilsel bir iletide de bulunmuş olur.
K'nın, söz konusu dilötesi iletilerde
bulunabilmesi, öncelikle söz konusu dilsel iletileri verebilmesine bağlıdır.
Herhangi bir nedenle bu dilsel iletilerde bulunamamak, bu dilötesi iletilerin
verilmesini önler. Çünkü dilsel iletiler, yukarıda da belirtildiği gibi,
D'ye kendisinden beklenen çıkarımın öncüllerinden birini vermektedir.
V. Dilötesi iletiyi, K'nın sözcelediği6 dilsel anlatımlar aracılığıyla D'ye örtük bir biçimde ilettiği dilsel iletilerle karıştırmamak gerekir. Örtük dilsel iletiler, K'nın, kullandığı tümceyle açık bir biçimde iletmemekle birlikte, o tümceyle mantıksal olarak iletmesi zorunlu dilsel iletilerdir. Örneğin,
s. 103diyen K, örtük olarak,
Kedimin üç yavrusu oldu
Bir kedisi olduğuiletilerinde de bulunmuş olur. Aynı şekilde,
Kedinin kaç yavrusu oldu?diye soran K, örtük olarak,
D'nin bir kedisi olduğuiletilerinde de bulunmuş olur. Dolayısıyla, dilsel ileti, K'nın sözcelediği T tümcesi aracılığıyla dolaysız olarak bulunduğu, İ iletisi diyebileceğimiz açık dilsel iletinin yanı sıra, K'nın aynı T tümcesi aracılığıyla dolaylı olarak bulunduğu, i1, i2, i3 ... in iletileri diyebileceğimiz örtük dilsel iletileri de içeren bir dizi ileti olarak düşünülmelidir.
D'nin kedisinin kaç yavru doğurduğunu bilmediği
D'nin, kedisinin kaç yavru doğurduğunu bildiği
D'nin, kendisine kedisinin kaç yavru doğurduğunu söyleyebilecek durumda olduğu
VI. K, D'ye belli bir dilsel iletide bulunmak için biri sözel öteki sözdışı olma üzere iki tür dilsel anlatımdan yararlanır. Sözel-dilsel anlatımlar, belli bir doğal dilin sözlüğünde yer alan ögelerden yararlanılarak, o dilin dizimbilgisine, anlambilgisine ve kullanımbilgisine uygun olarak üretilen anlatımlardır. İletişimde en yaygın biçimde kullanılan dilsel anlatım türü, budur. Sözel olanlar kadar olmasa bile, yine çok sık kullanılan sözdışı-dilsel anlatımlara gelince, bunlar iki türlüdür:
(1) Zorunlu olmamakla birlikte, genellikle sözel-dilsel anlatımlarla birlikte kullanılan ve belli bir doğal dilin parçası olan jestler ile mimikler.Bunlar sözel-dilsel anlatımlarla birlikte kullanıldıklarında, çoğu kez, birlikte kullanıldıkları anlatımlarla bulunulmak istenen dilsel iletinin gücünü arttırmak ya da azaltmak için kullanılırlar. Örneğin, birşeyin güzel bulunup bulunmadığı sorusuna dudak bükülerek verilen "Güzel" yanıtı, o şeyin aslında pek de güzel bulunmadığı dilsel iletisini taşır. Ancak, bu tür sözdışı-dilsel anlatımlar, zaman zaman, birlikte kullanıldıkları anlatımın taşıdığı dilsel iletinin tam tersini vermek için de kullanılırlar. Örneğin, "Vereyim mi?" sorusuna kaşlar kaldırılarak verilen "Ver" yanıtı ile asıl iletilmek istenen verme'dir
Doğal bir dilin parçası olarak karşımıza
çıkan bu sözdışı-dilsel anlatımların, iletişim sırasında tek başına kullanıldıkları
da olur. Böyle kullanıldıklarında ise, bir sözel-dilsel anlatımla
birlikte kullanıldıklarında bulunulmak istenen iletiyi verirler. Örneğin,
"Güzel mi?" sorusuna karşılık dudak bükme davranışında bulunan kişinin
vermek istediği dilsel ileti, güzel olup olmadığı sorulan şeyin aslında
pek de güzel bulunmadığı; "Vereyim mi?" sorusuna karşılık kaşlarını
kaldıran kişinin vermek istediği dilsel ileti ise, verilip ve-
s. 104
rilmemesi sorulan şeyin verilmemesi'dir.
(2) Sözel-dilsel bir anlatımla birlikte kullanılmayıp tek başına kullanılan ve yapay bir dilin parçası olarak karşımıza çıkan görsel, işitsel ya da dokunma duyusuna hitap eden göstergeler. Örneğin trafik ışıkları ve işaretleri, mantıkta kullanılan V, ¬ gibi simgeler bu türe girer.
İletişim sırasında K'nın D'ye belli
bir iletide bulunmak için kullandığı dilsel anlatımlara bir de şifreli
dilsel anlatımları ekleyebiliriz. Bunlar da sözel ya da sözdışı
olabilirler. Saklambaç oyununda saklananlara çık ile çıkma iletilerinde
bulunmak için kullanılan 'elma' ile 'armut' sözleri sözel-şifreli dilsel
anlatımlara; soyguna gözcülük eden kişinin diğerlerine tehlikeyi haber
vermek için, daha önceki anlaşmaları uyarınca çaldığı ıslık da sözdışı-şifreli
dilsel anlatımlara örnek gösterilebilir. Bu tür dilsel anlatımları diğerlerinden
ayıran şey, bunların ait olduğu dillerin sayıca çok sınırlı birey tarafından
bilinen özel diller olmasıdır. Böyle durumlarda özel bir dilin kullanılmasındaki
amaç, verilmek istenen iletiyi istenmeyen kişilerden gizlemektir.
Hangi türden olursa olsun, K'nın D'ye belli
bir dilsel iletide bulunmak için kullandığı dilsel anlatım ile bunlar aracılığıyla
verilmek istenen dilsel ileti (anlam) arasında uylaşımsal bir ilişki, yani
kullanılan dilin sözlüğü ile dizimbilgisinin, anlambilgisinin ve kullanımbilgisinin
belirlediği bir ilişki vardır. Başka bir deyişle, bunlar arasındaki ilişki
nedenli değildir, nedensizdir. Verilmek istenen iletinin başarılı bir biçimde
verilmesi, K'nın bu uylaşımsal ilişkiyi bilip doğru bir biçimde kullanmasına,
D'nin de bu uylaşımsal ilişkiyi bilip doğru bir biçimde kurmasına bağlıdır.
Bunlardan birinin gerçekleşmemesi iletişimin başarısız olmasına yol açar.
VII. K'nın dilsel bir anlatım aracılığıyla D'ye belli bir dilsel iletide bulunabilmesi için yerine gelmesi gereken iki koşul vardır:
(1) K, vermek istediği dilsel iletiyi vermek üzere kullandığı dilsel anlatımı üretebilecek, D de bu anlatımı algılayabilecek güçte ve yetenekte olmalıdır. (Buna maddî koşul diyeceğim.)Örneğin,
Kitap masanın üzerindegibi sözel-dilsel bir anlatım aracılığıyla kitabın masanın üzerinde olduğu iletisinde bulunmak, dilsiz olmayan bir K ile sağır olmayan bir D'nin varlığını gerekli kılar. Bunun gibi, kaşların kaldırılması gibi sözdışı-dilsel bir anlatım aracılığıyla, diyelim, oyuncağın çocuğa verilmemesi iletisinde bulunmak, örneğin yüz felci illetine tutulmamış bir K ile gözleri kör olmayan bir D'nin varlığını gerektirir.
(2) K kullanılan iletişim dilini, yani o dilin sözlüğünü, dizimbilgisini, anlambiligisini ve kullanımbilgisini biliyor olmalıdır; sözcelediği dilsel anlatımları da bunlaraÖrneğin, sıkça karşılaştığımız bir durumu alalım: Simitçi simitin yanısıra poğaça da satıyor. Bunu müşterilerine duyurmak için camekanına bir yazı asıyor:
s. 105
uygun bir biçimde sözcelemelidir. D'ye gelince, onun da bu dili biliyor olması ve K'nın kullandığı dilsel anlatımla ilgisinde bu bilgisini doğru kullanması gerekir. (Buna da dilsel koşul diyeceğim.) Yoksa iletişim başarısız olur.
Boça bulunur.Türkçenin sözlüğünde 'boça' diye bir sözcük olmaması nedeniyle, simitçinin vermek istediği iletiyi poğaça bulunduğu iletisini müşterilerine bu anlatım aracılığıyla vermesi, müşterilerin de bu anlatım aracılığıyla söz konusu iletiyi alması olanaksızdır. Kuşkusuz, böyle durumlarda, çoğu kez, simitçinin Türkçeyi (Türkçenin sözlüğünü) iyi bilmediğini, bunun için 'poğaça' yerine yanlış olarak 'boça' yazdığını kestirip iletiyi alırız. Ancak, bu durum bizi yanıltmamalıdır. Yukarıda çömlekçi örneğinde belirtildiği gibi, aldığımız ileti Türkçenin sözlüğüne aykırı olarak üretilen bu anlatımdan değil, kestirdiğimiz doğru anlatımdan aldığımız bir iletidir. Aynı şekilde, Türkçenin dizimbilgisine, anlambilgisine, ya da kullanımbilgisine aykırı anlatımlar aracılığıyla belli iletileri verme çabaları da dilsel koşulun yerine gelmemiş olması nedeniyle başarısız kalacaktır.
Dilsel koşul, maddi koşulun yerine gelmiş olmasını gerektirir. Maddi koşul yerine gelmezse dilsel koşulun yerine gelmesi beklenemez. Örneğin, Türkçeyi ne kadar iyi bilirse bilsin gözleri görmeyen birine, simitçinin, tezgahına astığı
Poğaça bulunuryazısıyla herhangi bir iletide bulunması olanaksızdır.
Verilmek istenen dildışı ya da dilötesi bir ileti olduğunda, maddi koşul ile dilsel koşulun yanında aranması gereken üçüncü bir koşul daha vardır: ortak dağarcık koşulu. Yani, dildışı iletilerle dilötesi iletilerin başarıyla iletilebilmesi, K ile D'nin, kullanılan anlatımın karşılık geldiği olgu ya da durum ile iletinin karşılık geldiği olgu ya da durum arasındaki nedensel ilişkinin bilgisini içeren ortak bir dağarcığa sahip olmaları koşuluna bağlıdır. Örneğin,
(1.1) Silah sesi ile silahı ateşleyenin silahı ateşlediği noktada bulunduğunun iletilebilmesi (dildışı bir ileti) için,bilgilerinin;i) duyulan sesin ancak ve ancak bir silahtan çıkabileceği
ii) silahın ateşlenmesi için onu ateşleyen birinin olması gerektiği
(2.1) "Yağmur yağıyor" sözcelemiyle7hızlı gitmenin uygun olmadığının iletilebilmesi (dilötesi bir ileti) için,bilgisinin;i) yağmur yağdığında hızlı gitmenin uygun olmadığı
s. 106
(2.2) "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" sözcelemiyle K'nın kardeşinin iyi bir insan olduğunun iletilebilmesi (dilötesi bir ileti) için,
bilgisinin;i) İhtiyacı olan herkese yardım etmenin, insanı iyi bir insan kıldığı
(2.3) "Seni kardeşim kadar seviyorum" sözcelemiyle K'nın D'yi hiç sevmediğinin iletilebilmesi (dilötesi bir ileti) için ise,i) K'nın kardeşini hiç sevmediği
bilgisinin, K ile D'nin ortak bilgi
dağarcığında bulunması gerekir. Bu bilgiler K'nın bilgi dağarcığında
bulunmasaydı ve K bunların D'nin bilgi dağarcığında da bulunduğunu varsaymasaydı,
K vermek istediği bu iletileri söz konusu tümceler aracılığıyla vermeğe
kalkışmazdı. K'nın bilgi dağarcığında yer alan bilgiler yanlış olsaydı,
bu yanlış bilgiler D'nin bilgi dağarcığında da yer almadıkça, K kullandığı
bu tümceler aracılığıyla söz konusu iletilerde bulunamazdı. K'nın
bilgi dağarcığındaki doğru bilgiler D'ninkinde de yer almasaydı iletişim
yine başarısız olurdu.
Silah sesi örneğinde olduğu gibi dildışı bir anlatım aracılığıyla dildışı bir iletide bulunmak söz konusu olduğunda, maddi koşul dışında bir de dilsel koşul aranmaz. Çünkü anlatım ile ileti arasında dilsel, başka bir deyişle uylaşımsal hiçbir ilişki yoktur. Bunun için, bu tür iletilerde iletişimin başarısı maddi koşul ile ortak dağarcık koşullarının yerine gelmesine bağlıdır. Buna karşılık öteki üç örnekte olduğu gibi dilsel bir anlatım aracılığıyla dilötesi bir iletide bulunmak söz konusu olduğunda, maddi koşul ile ortak dağarcık koşulunun yanında dilsel koşul da yerine gelmiş olmalıdır. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi, dilsel bir anlatım kullanarak dilötesi bir iletide bulunmak, o dilsel anlatımın taşıdığı dilsel iletinin verilmesini gerekli kılar. Örneğin,
(2.1) "Yağmur yağıyor" sözcelemi aracılığıyla hızlı gitmenin uygun olmadığı gibi dilötesi bir iletide bulunmak için, aynı sözcelem aracılığıyla yağmur yağdığı gibi dilsel bir iletide bulunmuş olmak;(2.2) "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" sözcelemi aracılığıyla K'nın kardeşinin iyi bir insan olduğu gibi dilötesi bir iletide bulunmak için, aynı sözcelem aracılığıyla K'nın kardeşinin ihtiyacı olan herkese yardım ettiği gibi dilsel bir iletide bulunmuş olmak;
(2.3) "Seni kardeşim kadar seviyorum" sözcelemi aracılığıyla K'nınD'yi hiç sevmediği gibi dilötesi bir iletide bulunmak için de, aynı sözcelem aracılığıyla K'nın D'yi kardeşi kadar sevdiği gibi dilsel bir iletide bulunmuş olmak gerekir.
D, K'nın sözcelediği dilsel anlatımdan,
K'nın kendisine vermek istediği dilsel iletinin yanısıra vermeği amaçlamadığı
dildışı ya da dilötesi iletiler de çıkarabilir. Örneğin,
(1.2) K ile D ormanda avlanırlarken birara birbirlerinden uzaklaşıyorlar. D, K'yı kaybettiğini düşündüğü bir sırada, K'nın kendisine, söz gelişi, "Hey, burası keklik kaynıyor" diye seslendiğini duyuyor.Burada K'nın D'ye vermek istediği dilsel ileti açıktır: bulunduğu yerde çok sayıda keklik
(2.4) K, herkese yardım etmenin bir erdem sayıldığı, D ise , söz gelişi, aptallık sayıldığı bir çevrenin üyesi. K, kardeşinin iyi bir insan olduğu iletisinde (dilötesi bir ileti) bulunmak için, D'ye "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" diyor.Böyle bir durumda, ortak dağarcık koşulu yerine gelmediği için, 'Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder' sözcelemiyle K'nın bulunmak istediği dilötesi iletide bulunamayacağı; bu dilsel anlatımdan D'nin K'nın kardeşinin aptal biri olduğu dilötesi iletisini çıkaracağı açıktır.
Son bir nokta: Dildışı ile dilötesi iletilerde
maddi koşula, K ile D'nin bu tür iletilerde söz konusu olan çıkarımı yapabilecek
güçte ve yetenekte olması koşulunu da eklemek gerekir. Örneğin, zihin özürlü
birinden bir çıkarımda bulunmasını beklemek haksızlık olur.
VIII. Dilsel bir iletide bulunmak için iletişimde kullanılan temel anlatım, sözel-dilsel anlatımdır. Bütün öteki dilsel anlatımlar, dilsel iletide bir değişiklik yaratmadan, bu temel biçime çevrilebilir. Örneğin,
(1) K'nın, "Kitabını ödünç verebilir misin?" diye soran D'ye, kitabını ödünç veremeyeceğini bildirmek için kaşlarını kaldırması (sözdışı-dilsel anlatım), "Hayır, veremem" biçimindeki sözel-dilsel anlatıma karşılık gelir.(2) K'nın, yeni aldığı gömleği gösterip "Nasıl, güzel mi?" diye soran D'ye gömleği pek de güzel bulmadığını bildirmek için dudaklarını bükerek verdiği "Evet" karşılığı (sözel-dilsel anlatıma eşlik eden sözdışı-dilsel anlatım) , "Pek de güzel değil" biçimindeki sözel-dilsel anlatıma karşılık gelir.
(3) Saklambaç oyunu sırasında K'nın, saklanan arkadaşlarına, saklandıkları yerden çıkıp sobeleyebileceklerini bildirmek için, daha önce aralarında yaptıkları anlaşma uyarınca kullandığı 'elma' sözü (sözel-şifreli dilsel anlatım), "Saklandığınız yerden çıkıp sobeleyebilirsiniz" biçimindeki sözel-dilsel anlatıma karşılık gelir.
(4) Soygunda gözcülük yapan K'nın, soygun yapan arkadaşlarına ortada tehlikeli bir durum olduğunu bildirmek için, daha önce aralarında yaptıkları anlaşma uyarınca çaldığı ıslık (sözdışı-şifreli dilsel anlatım), "Dikkat, tehlike var" biçimindeki sözel-dilsel anlatıma karşılık gelir.
Bundan başka, dildışı bir anlatım aracılığıyla
iletilmek istenen her dildışı ileti ile sözel-dilsel bir anlatım aracılığıyla
iletilmek istenen her dilötesi ileti, sözel-dilsel bir anlatım aracılığıyla
verilen dilsel bir ileti haline getirilebilir. Örneğin,
(1) K, silah sesi aracılığıyla D'ye ilettiği kendisinin silahını ateşlediği noktada olduğu iletisini "Hey, silahımı ateşlediğim noktadayım" sözel-dilsel anlatımı aracılığıyla daIX. İletişim sırasında D'ye belli bir dilsel iletide bulunmak için K'nın kullandığı en küçük sözel-dilsel anlatım tümcedir. Elbette, zaman zaman, K D'ye vermek istediği iletiyi tek bir sözcükle de iletebilir. Örneğin,
s. 108
iletebilir.(2) K, "Yağmur yağıyor" anlatımı aracılığıyla D'ye ilettiği hızlı gitmenin uygun olmadığı iletisini, "Yağmur yağdığı için hızlı gitmek uygun olmaz" sözel-dilsel anlatımı aracılığıyla da iletebilir.
(3) K, "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" anlatımı aracılığıyla D'ye ilettiği kardeşinin iyi bir insan olduğu iletisini, "Kardeşim, ihtiyacı olan herkese yardım ettiği için iyi bir insan sayılmalıdır" sözel-dilsel anlatımıyla da verebilir.
(4) K, "Seni kardeşim kadar seviyorum" anlatımı aracılığıyla D'ye ilettiği D'yi hiç sevmediği iletisini "Kardeşim gibi seni de hiç sevmiyorum" sözel dilsel anlatımı aracılığıyla da iletebilir.
(1) Durmadan konuşan öğrencisine (D), öğretmeni (K) "Sus" dediğinde;
(2) K, D'nin "Renklerden hangisini seversin?" sorusuna "Maviyi" diye karşılık verdiğinde;
(3) K, D'nin "Kim geldi?" sorusuna "Mehmet" karşılığını verdiğinde
durum budur. Ancak, burada gözden kaçırılmaması
gereken nokta şudur: Böyle bir durumda kullanılan tek sözcük, ya "Sus"
örneğinde olduğu gibi tek sözcükten oluşan bir tümcedir; ya da "Maviyi"
ile "Mehmet" örneklerinde olduğu gibi, dilde ekonomi (en az çabayla en
çok iş) ilkesinin işlemesi sonucu ortaya çıkan eksik bir tümcedir.
"Maviyi" derken, aslında, "Renklerden maviyi severim"; "Mehmet" derken
de, aslında, "Mehmet geldi" dendiğini bağlam açıkça ortaya koyar. Bu bakımdan,
dilsel bir iletide bulunmak için K'nın kullandığı en küçük sözel-dilsel
anlatımın tümce olduğunu, anlam sorununun da bu çerçevede ele alınması
gerektiğini söylemek yanlış olmaz. Daha açık bir deyişle, sorunu çözme
yönünde bir girişim tümcelerden başlamalı, sözcüklerin ve daha küçük dilsel
ögelerin anlamını ise tümcenin anlamına yaptıkları katkıda aramalıdır.
s. 109
NOTLAR
1- Bu çalışma "Anlam Sorunu ve John R. Searle'ün Çözümü" (Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 1994) başlıklı doktora tezimin Giriş bölümünün I-IX paragraflarını içermektedir.
2- Bundan böyle ilkine kısaca K, ikincisine de kısaca D diyeceğim.
3- İletişim, dil aracılığıyla olduğu kadar dildışı araçlarla da kurulabilir. Ayrıca, iletişim kurmak için seçilen araçların mutlaka işitme duyusuyla algılanabilir olması da gerekli değildir. Görme duyusuyla algılanabilir araçlarla olduğu kadar dokunma duyusuyla algılanabilir araçlarla da iletişim kurulabilir. Bu bakımdan, bir iletişim ortamında, biri iletiyi alan öteki iletiyi veren olma üzere en az iki kişinin bulunduğunu, ya da bulunduğunun varsayıldığını söylemek daha uygun olurdu. Ancak, burada, bütün öteki iletişim biçimlerini kendisine çevrilebileceği iletişim biçiminin sözlü-dilsel iletişim olduğunu (Bkz.: VIII. paragraf) göz önünde bulundurarak, bir iletişim ortamında bulunması gereken ya da bulunduğu varsayılan kişileri konuşan kişi ile dinleyen kişi diye adlandırmağı daha uygun buluyorum.
4- Önemli not: Burada verilen bütün örneklerde, K'nın şaka yapmadığını, oyun oynamadığını, yalan sölyemediğini, içten olduğunu, söylediği dışında başka birşey anlatmağa çalışmadığını varsayıyorum. Kısaca, dilin ciddi ve düz kullanımını dikkate alıyorum. Şaka yapan, oyun oynayan, yalan söyleyen, içten olmayan, söylediğinin dışında başka birşey anlatmağa çalışan birinin yaptığı şey, dilin ciddi ve düz kullanımından bilinçili bir sapma olarak açıklanabilir.
5- Burada 'dünya' sözcüğünü en geniş anlamıyla kullanılıyorum.
6- 'Sözcelemek' sözünü, bir tümceyi belli bir iletişim ortamında belli bir iletide bulunmak üzere kullanmak anlamında kullanıyorum.
7- 'Sözcelem' sözcüğünü,
belli
bir iletişim ortamında, belli bir iletide bulunmak için kullanılan
tümce anlamında kullanıyorum.