ANLAM SORUNU1

R. Levent AYSEVER

(Felsefe Tartışmaları, 20. Kitap, Aralık 1996, s. 70-79)





s. 70
Bundan önce2 ayrıntılı olarak ortaya koymağa çalışmıştım: Anlam sorunu, zaman zaman dilsel anlatımların (doğal ya da yapma bir dile ait anlatımların) olduğu kadar nesnelerin "anlam"ı ile olgu ya da durumların "anlam"ını da içine alacak biçimde geniş boyutlu bir sorun olarak alınmakla birlikte, aslında en temelde, dilsel anlatımların anlamı ile sınırlı tutulması gereken bir sorundur. Anlam, bu tür anlatımların bir iletişim ortamında taşıdıkları açık ve örtük dilsel içeriklerden, başka bir deyişle, konuşan kişinin böyle anlatımlar aracılığıyla dinleyen kişi ya da kişilere iletebildiği dolaylı ve dolaysız dilsel iletilerden başka birşey değildir.3 Konuşan kişinin bir iletişim ortamında karşısındaki kişiye böyle bir iletide bulunmak için kullandığı en küçük dilsel ögeye gelince, bu, tümcedir. Dolayısıyla anlam sorununu çözmeği amaçlayan kişinin tümcenin anlamını temele koyması, sözcüklerle daha küçük dilsel ögelerin "anlam"ını ise içerisinde yer aldıkları tümcenin anlamına yaptıkları katkıda araması gerekir.

 Ben bu yazımda, bütün bunları dikkate alarak anlam sorununu çözmek için sorulması gereken temel soruyu belirlemeğe çalışacak, bunu yaparken de John L. Austin tarafından temelleri atılıp4 sonra da John R. Searle tarafından geliştirilen5 söz edimleri kuramından yola çıkacağım.
 
 
 
 
 

I.    K (konuyan kişi), bir tümce üretip (söyleyip ya da yazıp) onun aracılığıyla D'ye (dinleyin kişiye) dilsel bir iletide bulunduğu her durumda şu dört edimde bulunur.

(1) Dilsel bir iletide bulunmak amacıyla belli bir dilde bir tümce sözceler. Searle'in terimiyle,6 bir sözceleme ediminde (utterance act) bulunur.
(2) Belli bir ya da bir dizi şeye göndermede bulunup, bunlardan birincil olanına belli bir anlatım yükler. Kısaca, bir olgu ya da durumu resmeder; ya da Searle'in deyişiyle7 bir önerme ediminde (propositional act) bulunur.
(3) Resmettiği olgu ya da durumla ilgisinde, bildirmek, buyurmak, söz vermek gibi, Austin ile Searle'in belirttiği anlamda8 bir edimsöz ediminde (illocutionaryact) bulunur.
(4) Resmettiği olgu ya da durumla ilgili bir duygu ya da tutumunu dı?avurur. Buna da dı?avurma edimi diyebiliriz.9


s. 71
Örneğin, kitabını arayan D'ye,

"Kitabın masanın üzerinde"
diyerek kitabın masanın üzerinde olduğudilsel iletisinde bulunan K, (1) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla Türkçe bir tümce sözceler;
(2) D'ye, D'nin aramakta olduğu o kitaba ve onun üzerinde bulunduğu o belli masaya göndermede bulunup, bunlardan birincil gönderme nesnesi olan o kitaba 'masanın üzerinde' anlatımını yükler;
(3) kitabın masanın üzerinde olduğunu bildirir;
(4) kitabın masanın üzerinde olduğu konusundaki inancını  dışavurur.
Örneğin, daha önce ödünç verdiği kitabını geri isteyen D'ye,
"Tamam, kitabını yarın getireceğim"
diyerek, kitabını ertesi gün getireceğidilsel iletisinde bulunan K, (1) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla Türkçe bir tümce sözceler;
(2) D'ye, kendisine, D'nin kitabına ve içerisinde bulundukları gündenbir olanına, yani D'nin kitabına 'yarın getireceğim' anlatımını yükler;
(3) D'ye, kitabı ertesi gün getireceği konusunda söz verir;
(4) kitabı ertesi gün getirme niyetini dışavurur.
Örneğin,
"Yarın kitabını getir !"
diyerek, D'ye  kitabını ertesi gün getirmesi dilsel iletisinde bulunan K,
(1) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla Türkçe bir tümce sözceler;
(2) D'ye, D'nin belli bir kitabına, bir de bir sonraki güne göndermede bulunup, D'nin kitabına 'yarın getir' anlatımını yükler;
(3) D'ye, ertesi gün kitabını getirmesini buyurur;
(4) D'nin ertesi gün kitabını getirmesi için duyduğu istek ya da arzuyu dışavurur.


 Bu edimler, Searle'in sözleriyle dile getirecek olursak, "yürüyen birinin, sigara içip yanındakiyle konuşması anlamında"10 K'nın ayrı ayrı, birbiri peşi sıra yerine getirdiği edimler değildir. Bir edimsöz ediminde bulunan K, bu sırada zorunlu olarak bir sözceleme ediminde, bir önerme ediminde ve bir dışavurma ediminde de bulunur. Örneğin, kitabını arayan D'ye, bir tümce aracılığıyla, kitabının masanın üzerinde olduğu bildiriminde bulunan K, bu sırada, zorunlu olarak,

(ı) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla belli bir dilde bir tümce sözceler;
(ıı) D'ye, onun belli bir kitabına ve belli bir masaya göndermede bulunup, D'nin kitabına 'masanın üzererinde' anlatımını yükler;
(ııı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu konusundaki inancını dışavurur.
Aynı şekilde, örneğin, bir tümce aracılığıyla, D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu konusunda duyduğu inancı dışavuran K, bu sırada, zorunlu olarak,
 
(ı) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla elli bir dilde bir tümce sözceler;
s. 72
(ıı) D'ye, onun belli bir kitabına ve belli bir masaya göndermede bulunup, D'nin kitabına 'masanın üzererinde' anlatımını yükler;
(ııı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu bildiriminde bulunur.11


Önerme edimi de bir başına yerine getirilen bir edim değildir. Bir önerme edimi ancak ve ancak bir edimsöz ediminin parçası olarak yerine getirilebilir. K'nın D'ye sözcelediği tümcenin yüzey yapısında bu sırada yerine getirdiği edimsöz ediminin görülememesi bizi yanıltmamalıdır. Söz gelişi, yukarıda kullandığımız örneklerden

'Kitabın masanın üzerinde'
sözceleminde K'nın yerine getirdiği edimsöz edimini gösteren açık bir dilsel öge yoktur. Ortada, bir tek, K'nın yerine getirdiği önerme edimini gösteren açık dilsel ögeler vardır. Bundan yola çıkarak, K'nın bu tümceyi sözcelediğinde herhangi bir edimsöz edimiyle herhangi bir dışavurma ediminde bulunmadığını, yalnızca bir önerme ediminde bulunduğunu söyleyemeyiz. Çünkü, tümcenin sözcelendiği bağlam ile dilbilgisel yapısı, onun bir bildirim olarak sözcelendiğini, yani K'nın bu tümceyi sözcelerken bir bildirimde bulunduğunu göstermektedir.
 

Aynı şekilde sözceleme edimi de tek başına yerine getirelen bir edim değildir. D'ye kitabının masanın üzerinde olduğunu iletisinde bulunmak için

"Kitabın masanın üzerinde"
diyen K, bu sırada zorunlu olarak (ı) D'ye, onun belli bir kitabına ve belli bir masaya göndermede bulunup, D'nin kitabına 'masanın üzererinde' anlatımını yükler;
(ıı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu bildiriminde bulunur.
(ııı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu konusundaki inancını dışavurur.
Burada, bir noktanın vurgulanmasında yarar var. Sözceleme edimi belli bir dilde bir tümce söyleme değil, bir iletide bulunmak amacıyla belli bir dilde bir tümce söyleme edimidir.12 Dolayısıyla, herhangi birşey iletmek kaygısı olmadan belli bir dilde bir tümce söylediğimizde bir sözceleme ediminde bulunmuş olmayız. Örneğin, bir Latince kitabında gördüğümüz, ya da Latince öğrenen bir arkadaşımızdan duyup ezberlediğimiz
 Deus mundum regit
tümcesini ne anlama geldiğini bilmeden yinelediğimizde; ya da diyelim
Bu yoğurdu sarmısaklasak da mı saklasak, sarmısaklamasak da mı saklasak
tekerlemesini söylediğimizde. Bunun için, bu tür örneklerden yola çıkarak "bir önerme ediminde ya da bir edimsöz ediminde bulunmadan bir sözceleme ediminde bulunulabileceğini" söylemek13 doğru olmaz.
 
 
 

II.    K'nın, iletişim sırasında, dilsel bir iletide bulunduğu her durumda yerine getirdiği bu dört edimi, onun iletişim sırasında kimi zaman yerine getir-
s. 73
diği başka bir tür edimle, yani Austin ile Searle'in etkisöz edimi (perlocutionary act) dedikleri edimlerle14karıştırmamak gerekir. Belli bir tümce söceleyip belli bir önerme, belli bir edimsöz ve belli bir dışavurma ediminde bulunanan K, sözcelemi aracılığıyla, isteyerek ya da istemeyerek D'nin duygularını, tutumlarını ya da davranışlarını etkileyebilir. Etkisöz edimi, Díde işte böyle etkiler oluşturma edimidir. Örneğin, kocası öldürülen annenin oğluna bir silah verip

"O adamı vur !"
dediğini düşünelim. Burada anne, oğula ve babayı vuran adama göndermede bulunup oğula 'o adamı vur' anlatımını yüklemektedir. Anne, bu sırada oğula o adamı vurmasını buyurmakta ve bu yolda duyduğu isteği dışavurmaktadır. Bunlar, K'nın tümceyi sözcelerken yerine getirdiği, yukarıda sözü edilen edimlerdir. Ancak bütün bunların dışında, annenin yerine getirdiği bir başka edimden daha söz edilebilir: oğlunu o adamı vurması için zorlamaktadır. Bu da annenin yerine getirdiği etkisöz ediminden başka birşey değildir.

 Bu örnek, K'nın D'nin duygularını, davranışlarını isteyerek değiştirmeğe çalışmasına bir örnektir. Ancak, hemen yukarıda belirtildiği gibi, K bunu istemeyerek de yapabilir. Söz gelişi, örnekteki oğulun bir arkadaşına, içerisinde bulunduğu durumu anlatmadan, yalnızca adı diyelim Emin olan o adamın nasıl biri olduğunu sorduğunu, bunun üzerine arkadaşının da

 Emin çok iyi bir insandır
dediğini düşünelim. Burada, arkadaş, Emin'e göndermede bulunup, ona 'çok iyi bir insan' anlatımını yüklemekte, bunu yaparken de yalnızca oğulun sorusuna yanıt vermektedir. Bir de Emin'in iyi bir insan olduğu yollu inancını dışavurmaktadır. Böyle bir durumda, K'nın (yani, arkadaşın) D'nin (yani, oğulun) duygularında, tutumlarında, ya da davranışlarında bir değişiklik yaratmak istediği söylenemez. Ancak, amaçlamadığı halde, oğulun duygu, tutum ya da davranışları üzerinde böyle bir etkiyi yaratması da, pekâlâ, olasıdır. Söz gelişi, arkadaş bu sözleriyle Oğulun babasının katili Emine'i öldürmekten vezgeçmesini sağlayabilir. Elbette, bu sözlerin oğulu hiç etkilememesi de olasıdır.
 

Bunların dışında, K sözcelediği tümce ile D'nin duyguları, davrananışları üzerindeki istediği etkiyi meydana getiremeyebilir. Örneğin, bu kez, oğulun bir arkadaşına, içerisinde bulunduğu durumu anlatıp babasının katilini öldüreceğini söylediğini; arkadaşının da bunun üzerine ona,

"Kendine gel, adam öldürmenin cezası idamdır"
dediğini düşünelim. Burada, arkadaş oğul üzerinde yaratmak istediği etkiyi 'Kendine gel' sözleriyle ortaya koyduğu halde oğulun kendine gelmesini sağlamayabilir; onu yapmağa karar verdiği şeyi yapmaktan vazgeçiremeyebilir.
 

 Austin ile Searle bu durumu, etkisöz edimlerinin, edimsöz edimlerinden farklı olarak, uylaşıma dayanan edimler olmamaları ile açıklar.15 Gerçekten de, yukarıdaki son örneği alacak olursak, arkadaşın sözcelediği

 'Kendine gel, adam öldürmenin cezası idamdır'
s. 74
tümcesi ile, bu tümceyi sözcelerken yerine getirdiği edimsöz edimi (yani uyarı edimi) arasında uylaşımsal bir ilişki vardır. böyle bir iletişim ortamında bu tümce ile, kullanılan dilin (Türkçe'nin) kullanımbilgisi gereği, ancak ve ancak bir uyarı ediminde bulunulabilir. Buna karşılık, arkadaşın oğulun kendine gelmesini sağlaması ya da oğulu yapmağa karar verdiği şeyden vazgeçirmesi ile
 Kendine gel; adam öldürmenin cezası idamdır
sözcelemi arasında hiçbir uylaşımsal bağ yoktur: böyle bir iletişim ortamında bu tümce ile D üzerinde yaratılacak etkileri belirleyen hiçbir dil kuralı yoktur. Dolayısıyla, K'nın bu tümceyi sözceleyerek D'yi kendine getirmesi ne kadar olası ise kendine getirememesi de o kadar olasıdır.
 
 
 

III.    Bir tümcenin yüzey yapısında olmasa bile derin yapısında, K'nın belli bir iletişim ortamında o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerine karşılık gelen dilsel ögeler bulunur. Tümcenin kendisi, sözceleme edimine karşılık gelen dilsel ögedir. Tümcede önerme edimine ise bir önerme anlatımı karşılık gelir. Bu önerme anlatımı, en yalın biçiminde, bir gönderme anlatımı ile bir yüklem anlatımından oluşur. Gönderme anlatımları, belli bir kişiye, belli bir şeye ya da duruma, kısacası bir "tek"e göndermede bulunan anlatımlardır.  Yüklem anlatımları ise, K'nın o "tek"e yüklediği özelliğe karşılık gelir. Örneğin,

 Mehmet gelecek
tümcesinde, 'Mehmet' gönderme anlatımı, 'gelecek' ise yüklem anlatımıdır.

 K'nın bir tümce sözcelerken yerine getirdiği edimsöz anlatımına karşılık, tümcenin yüzey ya da derin yapısında bir edimsöz anlatımı yer alır. Örneğin,

Haberin olsun, Mehmet gelecek
Mehmet'i getireceğime söz veriyorum
Dikkat, bahçede köpek var
tümcelerinde , sırasıyla, 'haberin olsun', 'söz veriyorum' ve 'dikkat' böyle anlatımlardır. Bunlar, K'nın bu tümceleri sözcelerken yerine getirmekte olduğu edimsöz edimlerini gösterir. K'nın dışavurduğu duygu ya da tutumlara ise tümcelerin yüzey ya da derin yapılarında duygu-tutum anlatımları diyebileceğimiz anlatımlar karşılık gelir. Örneğin,
Mehmet'in geleceğine inanıyorum
Mehmet'i getirmek niyetindeyim
Bahçede köpek olması beni kaygılandırıyor
tümcelerinde, sırasıyla, 'inanıyorum', 'niyetindeyim' ve 'kaygılandırıyor'  birer duygu-tutum anlatımıdır. Tümcede yer alan bu tür anlatımlar, K'nın, dile getirdiği önermenin karşılık geldiği olgu ya da durum karşısındaki duygularını, tutumlarını gösterir.
 
 

s. 75
IV.    Bir tümceyi anlamak demek, K'nın o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerinin hangileri olduğunu kavramak demektir. D, bu edimlerin hangileri olduğunu kavramadan K'nın sözcelediği tümcenin ardındaki dilsel iletiye ulaşamaz. Örneğin,  yukarıdaki

Haberin olsun, Mehmet gelecek
tümcesini alalım. D'nin, bu tümcenin ardındaki dilsel iletiye (daha doğrusu, dilsel ileti kümesine) ulaşabilmesi, herşeyden önce, K'nın bu tümceyi kendisine bir iletide bulunmak amacıyla sözcelediğini kavramasına bağlıdır. Bu kavrama, D'ye iletişimin kapısını açan bir kavramadır. Bunu kavramadığı sürece, D açısından K'nın sözcelediği tümce herhangi bir gürültüden başka birşey olamaz. D'nin bunun ardından kavraması gerekenler ise şunlardır:
(1) K'nın kendisine Türkçe bir tümce sözcelediği (sözceleme edimi);
(2) K'nın Mehmet diye birine göndermede bulunup, ona 'gelecek' anlatımını yüklediği (önerme edimi);
(3) K'nın söz konusu tümceyi sözcelerken haber verme ediminde bulunduğu (edimsöz edimi);
(4) K'nın Mehmet'in geleceği konusunda duyduğu inancı dışavurduğu (dışavurma edimi)


 D, bütün bunları, K'nın sözcelediği tümcenin yüzey ya da derin yapısındaki dilsel ögeler aracılığıyla kavrar. Söz gelişi,

'Haberin olsun, Mehmet gelecek'
sözceleminde, 'Mehmet' sözü K'nın göndermede bulunduğu kişiyi, 'gelecek' sözü ise göndermede bulunulan kişiye yüklenen anlatımı göstermektedir. K'nın tümceyi sözcelerken yerine getirdiği edimsöz edimini gösteren ise 'haberin olsun' sözleridir. K'nın bu sırada dışavurduğu duyguya gelince, tümcenin yüzey yapısında onu gösteren açık bir dilsel öge yoktur, ama haber verme ediminin yapısı bunu açıkça gösterir: D'ye Mehmet'in geleceğini haber veren K'nın bunu yaparken dışavurabileceği tek duygu, bir inanç olabilir :Mehmet'in geleceği konusunda duyduğu inanç.16
 
 
 

V.    Sözcelenen tümcede söz konusu edimlere  karşılık gelen dilsel ögeler D'yi ancak tümenin ardındaki açık dilsel iletilere götürebilir. D'yi tümcenin ardındaki örtük dilsel iletilere götürecek şey, K'nın tümceyi sözelerken yerine getirdiği sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerini yöneten kuralardır. D'nin sözcelenen tümcenin ardındaki örtük dilsel ileti kümesine, bu kuralları dikkate almadan ulaşması olanaklı  olanaklı değildir. Örneğin,

(1) "Ancak ve ancak, K da D de sözcelem dilini biliyorsa, bir de K D'nin sözcelemdilini bildiğini biliyorsa, ya da bildiğini varsayıyorsa, K dilsel bir iletide bulunmak amacıyla D'ye o dilde bir tümce sözceleyebilir."
s. 76
biçiminde dile getirilebilecek sözceleme kuralını bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, K'nın kendisine sözcelediği
Mehmet'in kitabı sıranın gözünde
tümcesinin ardındaki,
Ben K, Türkçe biliyorum
Ben K, sen D'nin Türkçe bildiğini biliyorum (varsayıyorum)
iletilerine ulaşması beklenemez.
(2a) "Ancak ve ancak, ortada bir gönderme nesnesi varsa, K bir ya da bir dizi söz sözceleyerek o şeye göndermede bulunabilir"
yollu gönderme kuralını bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, K'nın kendisine sözcelediği
Mehmet'in kitabı sıranın gözünde
tümcesinin ardındaki,
Ortada Mehmet diye biri var
Mehmet'in bir kitabı var
Ortada bir masa var
Sıranın bir gözü var
iletilerine;
(2b) "Ancak ve ancak, gönderme nesnesi yüklem anlatımının doğru ya da yanlış olarak yüklenmesi mantıkça olanaklı  bir türe ya da ulama giriyorsa, K o yüklem anlatımını sözceleyerek, o gönderme nesnesine o yüklem anlatımını yükleyebilir"
yollu yükleme kuralını bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, K'nın sözcelediği yukarıdaki tümcenin ardındaki,
Kitap, 'Mehmet'in'anlatımının yüklenebileceği türden birşey;
Sıra, 'bir gözü olmak'anlatımının yükleneileceği türden birşey;
Mehmet'in kitabı, 'sıranın gözümde olmak'anlatımının yüklenebileceği türden birşey
iletilerine ulaşması beklenemez.
(3) Ancak ve ancak, D P olduğunu bilmiyorsa, K da D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorsa; ya da D P olduğunu biliyor, ama K D'nin P olduğunu bilmediğini varsayıyorsa, K D'ye P olduğunu haber verebilir"
yollu, haber verme edimsözünü yöneten kuralı bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, aynı sözcelemin ardındaki,
Ben K, sen D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorum (ya da varsayıyorum)
iletisine ulaşması olanaklı değildir.
(4) "Haber verme gibi bildirim türündeki bir edimsöz ediminde bulunan K, bu edimde bulunarak ancak ve ancak P içerikli bir inancını dışavurabilir"
biçimindeki kullanım kuralını bilmeyen, ya da hesaba katmayan bir D'nin, yine aynı sözcelemin ardındaki
Ben K, Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğuna inanıyorum
s. 77
iletisine ulaşması beklenemez.

 

Bir tümce sözcelemekle K'nın yaptığı şey, o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği bu edim kurallarını uyguladığını ilân etmekten başka birşey değildir. Örneğin,

Haberin olsun, Mehmet'in kitabı sıranın gözünde
sözcelemini alalım.

(1)  D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi, "Peki, sen benim Türkçe bildiğimi nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta ne kadar haklı ise, bu soru karşısında K da D'ye, "Ya, sen benim senin Türkçe bildiğini varsaydığımı nereden çıkarıyorsun!" demekte o kadar haksızdır. Çünkü, D'ye dilsel bir iletide bulunmak için bu tümceyi sözceleyen K, onu sözcelemekle

"Ancak ve ancak, K da D de sözcelem dilini biliyor ve  K D'nin sözcelem dilini bildiğini biliyor ya da bildiğini varsayıyorsa, K dilsel bir iletide bulunmak amacıyla D'ye o dilde bir tümce sözceleyebilir."
yollu sözceleme kuralını uyguladığını da ilân etmiş olur.

(2a)  D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi, "Mehmet'in bir kitabı olduğunu nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta haklı; K ise buna "Ben, sana Mehmet'in bir kitabı olduğunu söylemedim ki!" diyerek karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, K D'ye dilsel bir iletide bulunmak üzere bu tümceyi sözcelemekle,

"Ancak ve ancak, ortada bir gönderme nesnesi varsa, K bir ya da bir dizi söz sözceleyerek ona göndermede bulunabilir"
yollu gönderme kuralına uyduğunu da ilân etmiş olur.

(2b)  D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi,"Mehmet'in kitabının sıranın gözüne sığabilecek birşey olduğunu nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta haklı; K ise buna "Ben zaten böyle birşey söylemedim ki!" diyerek karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, bu tümceyi sözcelemekle,

"Ancak ve ancak, gönderme nesnesi yüklem anlatımının doğru ya da yanlış olarak yüklenmesi mantıkça olanaklı  bir türe ya da ulama giriyorsa, K o yüklem anlatımını sözceleyerek, o gönderme nesnesine o yüklem anlatımını yükleyebilir"
yollu yükleme kuralına uyduğunu da ilan etmiş olur.

(3) D, bu tümceyi sözceleyerek kendisine Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğunu haber veren K'ya, örneğin, "Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğunu bilmediğimi nereden çıkırıyorsun?" diye sorabilir; ama K, buna "Ben bilmediğini söylemedim ki!" diyerek karşı çıkamaz. Çünkü, K, bu tümceyi sözcelemekle, haber verme edimsözünü yöneten

"Ancak ve ancak, D P olduğunu bilmiyorsa, K da D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorsa; ya da D, P olduğunu biliyor, ama K D'nin P olduğunu bilmediğini varsayıyorsa, K D'ye P olduğunu haber verebilir"
kuralını uyguladığını da bildirmiş olur.

(4)  D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi, "Demek, Mehmet'in kita-
s. 78
bının sıranın gözünde olduğuna inanıyorsun" demekte haklıdır; ama K, buna, "İnandığımı nereden çıkarıyorsun!" diye karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, bu tümceyi sözceleyerek, D'ye, Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğunu haber veren kişi,

"P olduğunu haber vermek gibi bildirim türünde bir edimsöz ediminde bulunan K, bu edimde bulunarak ancak ve ancak P içerikli bir inancını dışavurabilir"
biçimindeki dışavurma kuralını yerine getirdiğini de söylemiş olur.
 
 

VI

Anlam dilsel bir anlatımın belli bir iletişim ortamında taşıdığı açık ve örtük dilsel iletilerden başka birşey olmadığına, iletişim ortamlarında böyle iletilerde bulunmak için kullanılan en küçük dilsel birim tümce olduğuna, K'nın T gibi bir tümceyle İ açık dilsel iletisi ile i1, i2, i3, ... in örtük dilsel iletilerini vermesini, D'nin de K'nın sözcelediği T tümcesinden bu dilsel iletileri almasını sağlayan şey, K ile D'nin, bir tümce sözcelenerek yerine getirilebilecek edimlere ve bu edimleri yöneten kurallara ilişkin bilgisi olduğuna  göre, anlam sorununu çözmek için yanıtlanması gereken temel soru, K'nın belli bir iletişim ortamında, T gibi bir tümce sözceleyerek İ ve i1, i2, i3, ... in dilsel iletilerinde bulunmasını olanaklı kılan; D'nin de o iletişim ortamında, K'nın sözcelediği T tümcesinin ardındaki İ ve i1, i2, i3, ... in dilsel iletilerine ulaşmak için hesaba katması gereken dil edimleri ve onları yöneten kuralların neler olduğu sorusudur.
 
 

s. 79
NOTLAR:

1- Bu çalışma "Anlam Sorunu ve John R. Searle'in Çözümü" (Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 1994) başlıklı doktora tezinin Giriş bölümünün X-XIII paragraflarının geliştirilip genişletilmiş bir biçimidir.

2- "Anlam Sorununun Sınırları", Felsefe Tartışmaları, sayı 19 (Nisan, 1996), 97-109.

3- Dilsel ileti, dildışı ileti ve dilötesi ileti ayrımı ile açık dilsel ileti ve örtük dilsel ileti ayrımı için bkz.: "Anlam Sorununun Sınırları", IV-V.

4- How to Do Things with the Words (Oxford/New York: Oxford University Press, 1984. İlk baskı: 1962).

5- Speech Acts (Cambridge: Cambridge University Press, 1974. İlk baskı: 1969).

6- Speech Acts, s. 24.

7- Speech Acts, s. 24.

8- Bkz.: How to Do Things with Words, s.98 vd.; Speech Acts, s. 22 vd.

9- Bu, Austin ile Searle'in sözünü etmediği bir edimdir. Bununla birlikte, Searle'in yönelmişlik sorununu ele aldığı araştırmasından (Intentionality, Cambridge: Cambridge University Press, 1990. İlk baskı: 1983)) yola çıkarak, sözceleme, önerme ve edimsöz edimleri dışında bir de bir dışavurma ediminden söz etmenin yerinde olacağına inanıyorum. Bunu ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak tartışacağım.

10- Speech Acts, s. 24.

11- Bir tümce aracılığıyla örtük olarak dışavurulan belli duygularla, aynı şekilde bir tümce aracılığıya yerine getirilen belli edimsöz edimleri arasında zorunlu bir bağlantı vardır: Belli edimsöz edimleriyle, ancak ve ancak, belli duygular dışavurulabilir. Örneğin, bildirimde bulunmak ve benzeri edimsöz edimleri (söz gelişi: tahminde bulunmak, tanıklık etmek, iddia etmek...) ile, ancak ve ancak, bir inanç dışavurulabilir; rica etmek ve benzeri edimsöz edimleriyle (söz gelişi: emretmek, buyurmak, yalvarmak...) ile, ancak ve ancak, bir istek ya da bir arzu dışavurulabilir; söz vermek ve benzeri edimsöz edimleriyle (söz gelişi: yapmağa yemin etmek, yapmağı reddetmek, güvence vermek...) ile, ancak ve ancak, bir niyet dışavurulabilir.

     Bütün bu durumlarda K, resmettiği olgu ya da durumla ilgili olarak duyduğu duyguyu dolaylı bir biçimde (ya da örtük olarak) dışavurur. Ancak, kimi zaman duyguların dolaysızca, açık açık dışavurulduğu da olur. Searle'in dışavurucular (expressives) başlığı altında topladığı [Bkz.: "A Taxonomy of Illocutionary Acts". Expression and Meaning, (Cambridge: Cambridge University Press, 1989)] edimsöz edimlerinde durum budur. Örneğin,

     "Kitabının masanın üzerinde olduğuna inanıyorum"

diyen K, D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu içerikli inancını açak açık, dolaysızca dışavurur. Tıpkı bunun gibi,

     "Seni seviyorum"

diyen K, D'ye duyduğu sevgiyi;

     "Geldiğin için teşekkürederim"

diyen K, D geldiği için ona duyduğu şükran duygusunu;

     "Gitmene üzüldüm"

diyen K, D gittiği için duyduğu üzüntüyü, dolaysızca dışavurur. [Bkz.: Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic (Cambridge: Cambridge University Press, 1989), s. 18-19.]

12- Bu ayrım, anlamın bir iletişim ortamını gerekli kılmasının getirdiği bir ayrımdır. Sözceleme edimini, belli bir dilde bir tümce söylemek (sözcelemek değil !) olarak tanımlamak, dilsel anlatımların iletişim ortamı dışında bir anlam taşıdıklarını kabul etmek demektir ki bu, anlamın iletişimi (bir iletide bulunma niyetini) gerektirdiği kabulüyle çelişir.

13- Searle, Speech Acts, s. 24.

14- Austin, How to Do Things with Words, s.101 vd.; Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic, s. 11-12.

15- Austin, How to Do Things with Words, s. 113-115, 121-122; Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic, s. 12.

16- Bkz.: Yukarıda, dipnot 11.