ANLAM SORUNU1
(Felsefe Tartışmaları, 20. Kitap, Aralık 1996, s. 70-79)
s. 70
Bundan önce2 ayrıntılı olarak
ortaya koymağa çalışmıştım: Anlam sorunu, zaman zaman dilsel anlatımların
(doğal ya da yapma bir dile ait anlatımların) olduğu kadar nesnelerin "anlam"ı
ile olgu ya da durumların "anlam"ını da içine alacak biçimde geniş boyutlu
bir sorun olarak alınmakla birlikte, aslında en temelde, dilsel anlatımların
anlamı ile sınırlı tutulması gereken bir sorundur. Anlam, bu tür anlatımların
bir iletişim ortamında taşıdıkları açık ve örtük dilsel içeriklerden, başka
bir deyişle, konuşan kişinin böyle anlatımlar aracılığıyla dinleyen kişi
ya da kişilere iletebildiği dolaylı ve dolaysız dilsel iletilerden başka
birşey değildir.3 Konuşan kişinin bir iletişim ortamında karşısındaki
kişiye böyle bir iletide bulunmak için kullandığı en küçük dilsel ögeye
gelince, bu, tümcedir. Dolayısıyla anlam sorununu çözmeği amaçlayan kişinin
tümcenin anlamını temele koyması, sözcüklerle daha küçük dilsel ögelerin
"anlam"ını ise içerisinde yer aldıkları tümcenin anlamına yaptıkları katkıda
araması gerekir.
Ben bu yazımda, bütün bunları dikkate
alarak anlam sorununu çözmek için sorulması gereken temel soruyu belirlemeğe
çalışacak, bunu yaparken de John L. Austin tarafından temelleri atılıp4
sonra da John R. Searle tarafından geliştirilen5 söz edimleri
kuramından yola çıkacağım.
I. K (konuyan kişi), bir tümce üretip (söyleyip ya da yazıp) onun aracılığıyla D'ye (dinleyin kişiye) dilsel bir iletide bulunduğu her durumda şu dört edimde bulunur.
s. 71
Örneğin, kitabını arayan D'ye,
"Kitabın masanın üzerinde"diyerek kitabın masanın üzerinde olduğudilsel iletisinde bulunan K,
"Tamam, kitabını yarın getireceğim"diyerek, kitabını ertesi gün getireceğidilsel iletisinde bulunan K,
"Yarın kitabını getir !"diyerek, D'ye kitabını ertesi gün getirmesi dilsel iletisinde bulunan K,
(1) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla Türkçe bir tümce sözceler;
(2) D'ye, D'nin belli bir kitabına, bir de bir sonraki güne göndermede bulunup, D'nin kitabına 'yarın getir' anlatımını yükler;
(3) D'ye, ertesi gün kitabını getirmesini buyurur;
(4) D'nin ertesi gün kitabını getirmesi için duyduğu istek ya da arzuyu dışavurur.
Bu edimler, Searle'in sözleriyle
dile getirecek olursak, "yürüyen birinin, sigara içip yanındakiyle konuşması
anlamında"10 K'nın ayrı ayrı, birbiri peşi sıra yerine getirdiği
edimler değildir. Bir edimsöz ediminde bulunan K, bu sırada zorunlu olarak
bir sözceleme ediminde, bir önerme ediminde ve bir dışavurma ediminde de
bulunur. Örneğin, kitabını arayan D'ye, bir tümce aracılığıyla, kitabının
masanın üzerinde olduğu bildiriminde bulunan K, bu sırada, zorunlu
olarak,
(ı) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla belli bir dilde bir tümce sözceler;Aynı şekilde, örneğin, bir tümce aracılığıyla, D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu konusunda duyduğu inancı dışavuran K, bu sırada, zorunlu olarak,
(ıı) D'ye, onun belli bir kitabına ve belli bir masaya göndermede bulunup, D'nin kitabına 'masanın üzererinde' anlatımını yükler;
(ııı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu konusundaki inancını dışavurur.
(ı) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla elli bir dilde bir tümce sözceler;
s. 72
(ıı) D'ye, onun belli bir kitabına ve belli bir masaya göndermede bulunup, D'nin kitabına 'masanın üzererinde' anlatımını yükler;
(ııı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu bildiriminde bulunur.11
Önerme edimi de bir başına yerine getirilen
bir edim değildir. Bir önerme edimi ancak ve ancak bir edimsöz ediminin
parçası olarak yerine getirilebilir. K'nın D'ye sözcelediği tümcenin yüzey
yapısında bu sırada yerine getirdiği edimsöz ediminin görülememesi bizi
yanıltmamalıdır. Söz gelişi, yukarıda kullandığımız örneklerden
'Kitabın masanın üzerinde'sözceleminde K'nın yerine getirdiği edimsöz edimini gösteren açık bir dilsel öge yoktur. Ortada, bir tek, K'nın yerine getirdiği önerme edimini gösteren açık dilsel ögeler vardır. Bundan yola çıkarak, K'nın bu tümceyi sözcelediğinde herhangi bir edimsöz edimiyle herhangi bir dışavurma ediminde bulunmadığını, yalnızca bir önerme ediminde bulunduğunu söyleyemeyiz. Çünkü, tümcenin sözcelendiği bağlam ile dilbilgisel yapısı, onun bir bildirim olarak sözcelendiğini, yani K'nın bu tümceyi sözcelerken bir bildirimde bulunduğunu göstermektedir.
Aynı şekilde sözceleme edimi de tek başına yerine getirelen bir edim değildir. D'ye kitabının masanın üzerinde olduğunu iletisinde bulunmak için
"Kitabın masanın üzerinde"diyen K, bu sırada zorunlu olarak
Deus mundum regittümcesini ne anlama geldiğini bilmeden yinelediğimizde; ya da diyelim
Bu yoğurdu sarmısaklasak da mı saklasak, sarmısaklamasak da mı saklasaktekerlemesini söylediğimizde. Bunun için, bu tür örneklerden yola çıkarak "bir önerme ediminde ya da bir edimsöz ediminde bulunmadan bir sözceleme ediminde bulunulabileceğini" söylemek13 doğru olmaz.
II.
K'nın, iletişim sırasında, dilsel bir iletide bulunduğu her durumda
yerine getirdiği bu dört edimi, onun iletişim sırasında kimi zaman
yerine getir-
s. 73
diği başka bir tür edimle, yani Austin
ile Searle'in etkisöz edimi (perlocutionary act) dedikleri edimlerle14karıştırmamak
gerekir. Belli bir tümce söceleyip belli bir önerme, belli bir edimsöz
ve belli bir dışavurma ediminde bulunanan K, sözcelemi aracılığıyla, isteyerek
ya da istemeyerek D'nin duygularını, tutumlarını ya da davranışlarını
etkileyebilir. Etkisöz edimi, Díde işte böyle etkiler oluşturma edimidir.
Örneğin, kocası öldürülen annenin oğluna bir silah verip
"O adamı vur !"dediğini düşünelim. Burada anne, oğula ve babayı vuran adama göndermede bulunup oğula 'o adamı vur' anlatımını yüklemektedir. Anne, bu sırada oğula o adamı vurmasını buyurmakta ve bu yolda duyduğu isteği dışavurmaktadır. Bunlar, K'nın tümceyi sözcelerken yerine getirdiği, yukarıda sözü edilen edimlerdir. Ancak bütün bunların dışında, annenin yerine getirdiği bir başka edimden daha söz edilebilir: oğlunu o adamı vurması için zorlamaktadır. Bu da annenin yerine getirdiği etkisöz ediminden başka birşey değildir.
Bu örnek, K'nın D'nin duygularını, davranışlarını isteyerek değiştirmeğe çalışmasına bir örnektir. Ancak, hemen yukarıda belirtildiği gibi, K bunu istemeyerek de yapabilir. Söz gelişi, örnekteki oğulun bir arkadaşına, içerisinde bulunduğu durumu anlatmadan, yalnızca adı diyelim Emin olan o adamın nasıl biri olduğunu sorduğunu, bunun üzerine arkadaşının da
Emin çok iyi bir insandırdediğini düşünelim. Burada, arkadaş, Emin'e göndermede bulunup, ona 'çok iyi bir insan' anlatımını yüklemekte, bunu yaparken de yalnızca oğulun sorusuna yanıt vermektedir. Bir de Emin'in iyi bir insan olduğu yollu inancını dışavurmaktadır. Böyle bir durumda, K'nın (yani, arkadaşın) D'nin (yani, oğulun) duygularında, tutumlarında, ya da davranışlarında bir değişiklik yaratmak istediği söylenemez. Ancak, amaçlamadığı halde, oğulun duygu, tutum ya da davranışları üzerinde böyle bir etkiyi yaratması da, pekâlâ, olasıdır. Söz gelişi, arkadaş bu sözleriyle Oğulun babasının katili Emine'i öldürmekten vezgeçmesini sağlayabilir. Elbette, bu sözlerin oğulu hiç etkilememesi de olasıdır.
Bunların dışında, K sözcelediği tümce ile D'nin duyguları, davrananışları üzerindeki istediği etkiyi meydana getiremeyebilir. Örneğin, bu kez, oğulun bir arkadaşına, içerisinde bulunduğu durumu anlatıp babasının katilini öldüreceğini söylediğini; arkadaşının da bunun üzerine ona,
"Kendine gel, adam öldürmenin cezası idamdır"dediğini düşünelim. Burada, arkadaş oğul üzerinde yaratmak istediği etkiyi 'Kendine gel' sözleriyle ortaya koyduğu halde oğulun kendine gelmesini sağlamayabilir; onu yapmağa karar verdiği şeyi yapmaktan vazgeçiremeyebilir.
Austin ile Searle bu durumu, etkisöz edimlerinin, edimsöz edimlerinden farklı olarak, uylaşıma dayanan edimler olmamaları ile açıklar.15 Gerçekten de, yukarıdaki son örneği alacak olursak, arkadaşın sözcelediği
'Kendine gel, adam öldürmenin cezası idamdır's. 74
Kendine gel; adam öldürmenin cezası idamdırsözcelemi arasında hiçbir uylaşımsal bağ yoktur: böyle bir iletişim ortamında bu tümce ile D üzerinde yaratılacak etkileri belirleyen hiçbir dil kuralı yoktur. Dolayısıyla, K'nın bu tümceyi sözceleyerek D'yi kendine getirmesi ne kadar olası ise kendine getirememesi de o kadar olasıdır.
III. Bir tümcenin yüzey yapısında olmasa bile derin yapısında, K'nın belli bir iletişim ortamında o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerine karşılık gelen dilsel ögeler bulunur. Tümcenin kendisi, sözceleme edimine karşılık gelen dilsel ögedir. Tümcede önerme edimine ise bir önerme anlatımı karşılık gelir. Bu önerme anlatımı, en yalın biçiminde, bir gönderme anlatımı ile bir yüklem anlatımından oluşur. Gönderme anlatımları, belli bir kişiye, belli bir şeye ya da duruma, kısacası bir "tek"e göndermede bulunan anlatımlardır. Yüklem anlatımları ise, K'nın o "tek"e yüklediği özelliğe karşılık gelir. Örneğin,
Mehmet gelecektümcesinde, 'Mehmet' gönderme anlatımı, 'gelecek' ise yüklem anlatımıdır.
K'nın bir tümce sözcelerken yerine getirdiği edimsöz anlatımına karşılık, tümcenin yüzey ya da derin yapısında bir edimsöz anlatımı yer alır. Örneğin,
Haberin olsun, Mehmet gelecektümcelerinde , sırasıyla, 'haberin olsun', 'söz veriyorum' ve 'dikkat' böyle anlatımlardır. Bunlar, K'nın bu tümceleri sözcelerken yerine getirmekte olduğu edimsöz edimlerini gösterir. K'nın dışavurduğu duygu ya da tutumlara ise tümcelerin yüzey ya da derin yapılarında duygu-tutum anlatımları diyebileceğimiz anlatımlar karşılık gelir. Örneğin,
Mehmet'i getireceğime söz veriyorum
Dikkat, bahçede köpek var
Mehmet'in geleceğine inanıyorumtümcelerinde, sırasıyla, 'inanıyorum', 'niyetindeyim' ve 'kaygılandırıyor' birer duygu-tutum anlatımıdır. Tümcede yer alan bu tür anlatımlar, K'nın, dile getirdiği önermenin karşılık geldiği olgu ya da durum karşısındaki duygularını, tutumlarını gösterir.
Mehmet'i getirmek niyetindeyim
Bahçede köpek olması beni kaygılandırıyor
s. 75
IV.
Bir tümceyi anlamak demek, K'nın o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği
sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerinin hangileri olduğunu
kavramak demektir. D, bu edimlerin
hangileri olduğunu kavramadan K'nın sözcelediği tümcenin ardındaki dilsel
iletiye ulaşamaz. Örneğin, yukarıdaki
Haberin olsun, Mehmet gelecektümcesini alalım. D'nin, bu tümcenin ardındaki dilsel iletiye (daha doğrusu, dilsel ileti kümesine) ulaşabilmesi, herşeyden önce, K'nın bu tümceyi kendisine bir iletide bulunmak amacıyla sözcelediğini kavramasına bağlıdır. Bu kavrama, D'ye iletişimin kapısını açan bir kavramadır. Bunu kavramadığı sürece, D açısından K'nın sözcelediği tümce herhangi bir gürültüden başka birşey olamaz. D'nin bunun ardından kavraması gerekenler ise şunlardır:
(1) K'nın kendisine Türkçe bir tümce sözcelediği (sözceleme edimi);
(2) K'nın Mehmet diye birine göndermede bulunup, ona 'gelecek' anlatımını yüklediği (önerme edimi);
(3) K'nın söz konusu tümceyi sözcelerken haber verme ediminde bulunduğu (edimsöz edimi);
(4) K'nın Mehmet'in geleceği konusunda duyduğu inancı dışavurduğu (dışavurma edimi)
D, bütün bunları, K'nın sözcelediği
tümcenin yüzey ya da derin yapısındaki dilsel ögeler aracılığıyla kavrar.
Söz gelişi,
'Haberin olsun, Mehmet gelecek'sözceleminde, 'Mehmet' sözü K'nın göndermede bulunduğu kişiyi, 'gelecek' sözü ise göndermede bulunulan kişiye yüklenen anlatımı göstermektedir. K'nın tümceyi sözcelerken yerine getirdiği edimsöz edimini gösteren ise 'haberin olsun' sözleridir. K'nın bu sırada dışavurduğu duyguya gelince, tümcenin yüzey yapısında onu gösteren açık bir dilsel öge yoktur, ama haber verme ediminin yapısı bunu açıkça gösterir: D'ye Mehmet'in geleceğini haber veren K'nın bunu yaparken dışavurabileceği tek duygu, bir inanç olabilir :Mehmet'in geleceği konusunda duyduğu inanç.16
V. Sözcelenen tümcede söz konusu edimlere karşılık gelen dilsel ögeler D'yi ancak tümenin ardındaki açık dilsel iletilere götürebilir. D'yi tümcenin ardındaki örtük dilsel iletilere götürecek şey, K'nın tümceyi sözelerken yerine getirdiği sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerini yöneten kuralardır. D'nin sözcelenen tümcenin ardındaki örtük dilsel ileti kümesine, bu kuralları dikkate almadan ulaşması olanaklı olanaklı değildir. Örneğin,
(1) "Ancak ve ancak, K da D de sözcelem dilini biliyorsa, bir de K D'nin sözcelemdilini bildiğini biliyorsa, ya da bildiğini varsayıyorsa, K dilsel bir iletide bulunmak amacıyla D'ye o dilde bir tümce sözceleyebilir."s. 76
Mehmet'in kitabı sıranın gözündetümcesinin ardındaki,
Ben K, Türkçe biliyorumiletilerine ulaşması beklenemez.
Ben K, sen D'nin Türkçe bildiğini biliyorum (varsayıyorum)
(2a) "Ancak ve ancak, ortada bir gönderme nesnesi varsa, K bir ya da bir dizi söz sözceleyerek o şeye göndermede bulunabilir"yollu gönderme kuralını bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, K'nın kendisine sözcelediği
Mehmet'in kitabı sıranın gözündetümcesinin ardındaki,
Ortada Mehmet diye biri variletilerine;
Mehmet'in bir kitabı var
Ortada bir masa var
Sıranın bir gözü var
(2b) "Ancak ve ancak, gönderme nesnesi yüklem anlatımının doğru ya da yanlış olarak yüklenmesi mantıkça olanaklı bir türe ya da ulama giriyorsa, K o yüklem anlatımını sözceleyerek, o gönderme nesnesine o yüklem anlatımını yükleyebilir"yollu yükleme kuralını bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, K'nın sözcelediği yukarıdaki tümcenin ardındaki,
Kitap, 'Mehmet'in'anlatımının yüklenebileceği türden birşey;iletilerine ulaşması beklenemez.
Sıra, 'bir gözü olmak'anlatımının yükleneileceği türden birşey;
Mehmet'in kitabı, 'sıranın gözümde olmak'anlatımının yüklenebileceği türden birşey
(3) Ancak ve ancak, D P olduğunu bilmiyorsa, K da D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorsa; ya da D P olduğunu biliyor, ama K D'nin P olduğunu bilmediğini varsayıyorsa, K D'ye P olduğunu haber verebilir"yollu, haber verme edimsözünü yöneten kuralı bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, aynı sözcelemin ardındaki,
Ben K, sen D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorum (ya da varsayıyorum)iletisine ulaşması olanaklı değildir.
(4) "Haber verme gibi bildirim türündeki bir edimsöz ediminde bulunan K, bu edimde bulunarak ancak ve ancak P içerikli bir inancını dışavurabilir"biçimindeki kullanım kuralını bilmeyen, ya da hesaba katmayan bir D'nin, yine aynı sözcelemin ardındaki
Ben K, Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğuna inanıyorums. 77
Bir tümce sözcelemekle K'nın yaptığı şey, o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği bu edim kurallarını uyguladığını ilân etmekten başka birşey değildir. Örneğin,
Haberin olsun, Mehmet'in kitabı sıranın gözündesözcelemini alalım.
(1) D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi, "Peki, sen benim Türkçe bildiğimi nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta ne kadar haklı ise, bu soru karşısında K da D'ye, "Ya, sen benim senin Türkçe bildiğini varsaydığımı nereden çıkarıyorsun!" demekte o kadar haksızdır. Çünkü, D'ye dilsel bir iletide bulunmak için bu tümceyi sözceleyen K, onu sözcelemekle
"Ancak ve ancak, K da D de sözcelem dilini biliyor ve K D'nin sözcelem dilini bildiğini biliyor ya da bildiğini varsayıyorsa, K dilsel bir iletide bulunmak amacıyla D'ye o dilde bir tümce sözceleyebilir."yollu sözceleme kuralını uyguladığını da ilân etmiş olur.
(2a) D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi, "Mehmet'in bir kitabı olduğunu nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta haklı; K ise buna "Ben, sana Mehmet'in bir kitabı olduğunu söylemedim ki!" diyerek karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, K D'ye dilsel bir iletide bulunmak üzere bu tümceyi sözcelemekle,
"Ancak ve ancak, ortada bir gönderme nesnesi varsa, K bir ya da bir dizi söz sözceleyerek ona göndermede bulunabilir"yollu gönderme kuralına uyduğunu da ilân etmiş olur.
(2b) D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi,"Mehmet'in kitabının sıranın gözüne sığabilecek birşey olduğunu nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta haklı; K ise buna "Ben zaten böyle birşey söylemedim ki!" diyerek karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, bu tümceyi sözcelemekle,
"Ancak ve ancak, gönderme nesnesi yüklem anlatımının doğru ya da yanlış olarak yüklenmesi mantıkça olanaklı bir türe ya da ulama giriyorsa, K o yüklem anlatımını sözceleyerek, o gönderme nesnesine o yüklem anlatımını yükleyebilir"yollu yükleme kuralına uyduğunu da ilan etmiş olur.
(3) D, bu tümceyi sözceleyerek kendisine Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğunu haber veren K'ya, örneğin, "Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğunu bilmediğimi nereden çıkırıyorsun?" diye sorabilir; ama K, buna "Ben bilmediğini söylemedim ki!" diyerek karşı çıkamaz. Çünkü, K, bu tümceyi sözcelemekle, haber verme edimsözünü yöneten
"Ancak ve ancak, D P olduğunu bilmiyorsa, K da D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorsa; ya da D, P olduğunu biliyor, ama K D'nin P olduğunu bilmediğini varsayıyorsa, K D'ye P olduğunu haber verebilir"kuralını uyguladığını da bildirmiş olur.
(4) D, bu tümceyi sözceleyen
K'ya, söz gelişi, "Demek, Mehmet'in kita-
s. 78
bının sıranın gözünde olduğuna inanıyorsun"
demekte haklıdır; ama K, buna, "İnandığımı nereden çıkarıyorsun!" diye
karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, bu tümceyi sözceleyerek, D'ye, Mehmet'in
kitabının sıranın gözünde olduğunu haber veren kişi,
"P olduğunu haber vermek gibi bildirim türünde bir edimsöz ediminde bulunan K, bu edimde bulunarak ancak ve ancak P içerikli bir inancını dışavurabilir"biçimindeki dışavurma kuralını yerine getirdiğini de söylemiş olur.
VI
Anlam dilsel bir anlatımın belli bir iletişim
ortamında taşıdığı açık ve örtük dilsel iletilerden başka birşey olmadığına,
iletişim ortamlarında böyle iletilerde bulunmak için kullanılan en küçük
dilsel birim tümce olduğuna, K'nın T gibi bir tümceyle İ açık dilsel iletisi
ile i1, i2, i3, ... in örtük dilsel iletilerini
vermesini, D'nin de K'nın sözcelediği T tümcesinden bu dilsel iletileri
almasını sağlayan şey, K ile D'nin, bir tümce sözcelenerek yerine getirilebilecek
edimlere ve bu edimleri yöneten kurallara ilişkin bilgisi olduğuna
göre, anlam sorununu çözmek için yanıtlanması gereken temel soru,
K'nın
belli bir iletişim ortamında, T gibi bir tümce sözceleyerek İ ve i1,
i2, i3, ... in dilsel iletilerinde bulunmasını olanaklı
kılan; D'nin de o iletişim ortamında, K'nın sözcelediği T tümcesinin ardındaki
İ ve i1, i2, i3, ... in dilsel iletilerine
ulaşmak için hesaba katması gereken dil edimleri ve onları yöneten kuralların
neler olduğu sorusudur.
s. 79
NOTLAR:
1- Bu çalışma "Anlam Sorunu ve John R. Searle'in Çözümü" (Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 1994) başlıklı doktora tezinin Giriş bölümünün X-XIII paragraflarının geliştirilip genişletilmiş bir biçimidir.
2- "Anlam Sorununun Sınırları", Felsefe Tartışmaları, sayı 19 (Nisan, 1996), 97-109.
3- Dilsel ileti, dildışı ileti ve dilötesi ileti ayrımı ile açık dilsel ileti ve örtük dilsel ileti ayrımı için bkz.: "Anlam Sorununun Sınırları", IV-V.
4- How to Do Things with the Words (Oxford/New York: Oxford University Press, 1984. İlk baskı: 1962).
5- Speech Acts (Cambridge: Cambridge University Press, 1974. İlk baskı: 1969).
6- Speech Acts, s. 24.
7- Speech Acts, s. 24.
8- Bkz.: How to Do Things with Words, s.98 vd.; Speech Acts, s. 22 vd.
9- Bu, Austin ile Searle'in sözünü etmediği bir edimdir. Bununla birlikte, Searle'in yönelmişlik sorununu ele aldığı araştırmasından (Intentionality, Cambridge: Cambridge University Press, 1990. İlk baskı: 1983)) yola çıkarak, sözceleme, önerme ve edimsöz edimleri dışında bir de bir dışavurma ediminden söz etmenin yerinde olacağına inanıyorum. Bunu ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak tartışacağım.
10- Speech Acts, s. 24.
11- Bir tümce aracılığıyla örtük olarak dışavurulan belli duygularla, aynı şekilde bir tümce aracılığıya yerine getirilen belli edimsöz edimleri arasında zorunlu bir bağlantı vardır: Belli edimsöz edimleriyle, ancak ve ancak, belli duygular dışavurulabilir. Örneğin, bildirimde bulunmak ve benzeri edimsöz edimleri (söz gelişi: tahminde bulunmak, tanıklık etmek, iddia etmek...) ile, ancak ve ancak, bir inanç dışavurulabilir; rica etmek ve benzeri edimsöz edimleriyle (söz gelişi: emretmek, buyurmak, yalvarmak...) ile, ancak ve ancak, bir istek ya da bir arzu dışavurulabilir; söz vermek ve benzeri edimsöz edimleriyle (söz gelişi: yapmağa yemin etmek, yapmağı reddetmek, güvence vermek...) ile, ancak ve ancak, bir niyet dışavurulabilir.
Bütün bu durumlarda K, resmettiği olgu ya da durumla ilgili olarak duyduğu duyguyu dolaylı bir biçimde (ya da örtük olarak) dışavurur. Ancak, kimi zaman duyguların dolaysızca, açık açık dışavurulduğu da olur. Searle'in dışavurucular (expressives) başlığı altında topladığı [Bkz.: "A Taxonomy of Illocutionary Acts". Expression and Meaning, (Cambridge: Cambridge University Press, 1989)] edimsöz edimlerinde durum budur. Örneğin,
"Kitabının masanın üzerinde olduğuna inanıyorum"
diyen K, D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu içerikli inancını açak açık, dolaysızca dışavurur. Tıpkı bunun gibi,
"Seni seviyorum"
diyen K, D'ye duyduğu sevgiyi;
"Geldiğin için teşekkürederim"
diyen K, D geldiği için ona duyduğu şükran duygusunu;
"Gitmene üzüldüm"
diyen K, D gittiği için duyduğu üzüntüyü, dolaysızca dışavurur. [Bkz.: Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic (Cambridge: Cambridge University Press, 1989), s. 18-19.]
12- Bu ayrım, anlamın bir iletişim ortamını gerekli kılmasının getirdiği bir ayrımdır. Sözceleme edimini, belli bir dilde bir tümce söylemek (sözcelemek değil !) olarak tanımlamak, dilsel anlatımların iletişim ortamı dışında bir anlam taşıdıklarını kabul etmek demektir ki bu, anlamın iletişimi (bir iletide bulunma niyetini) gerektirdiği kabulüyle çelişir.
13- Searle, Speech Acts, s. 24.
14- Austin, How to Do Things with Words, s.101 vd.; Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic, s. 11-12.
15- Austin, How to Do Things with Words, s. 113-115, 121-122; Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic, s. 12.
16- Bkz.: Yukarıda, dipnot
11.