ARILAR


  

ARILAR
 

Arılar tarihin çok eski devirlerinden bu yana insanlara bal üreterek hizmet etmektedirler. Öyle ki arıcılık tarihi M.Ö. 3500 yıllarına kadar dayanmaktadır.
(Encyc.Amencana,1993,USA,Vol.3,Lnt.Headguertes,Danbury Connecticut,s.444)
Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya sahip olan arılar,hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık bilgisine sahip,sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan ayrılan,aralarındaki iletişim ile kendilerini inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde bırakan canlılardır.
Bal arıları diğerlerinden farklı özelliklere sahiptir. Koloniler halinde yaşarlar. Bir arı kolonisi bir kraliçe,birkaç yüz erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir. Her kolonide sadece bir kraliçe bulunur ve diğer dişilere göre daha büyüktür. Kraliçenin temel görevi yumurtlamaktır. Bunun haricinde koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler salgılar. Kraliçe bireyler arasında en uzun yaşayandır. Yaşam süresi 5-7 yıldır. Günde kendi ağırlığına eşdeğer ağırlıkta 2.000-3.000 çok iyi koşullarda 6.000 kadar yumurta bırakabilir.
Erkekler ise,dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır,nede kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme,yiyecek toplama ,arı sütü üretme,kovan ısısını düzenleme ,temizlik,savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.
Yapılan araştırmalar ,Bilgisayarın saniyede 16 milyon aritmetik işlem yaptığı ama doğadaki kıyaslanamaz rakibi bal arısınınsa bu sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk işlem yeteneğine sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Arılar vücut ağırlığının 330 katı yük çeker. Mühendislik harikası petek gözünün derinliği 12mm,duvar kalınlığı ise 1/500 INCH olup en az balmumu harcayarak maksimum ölçüde bal depolamak için en uygun şekil arıların inşa ettiği altıgen prizmadır.
Arıların en hayret verici özelliklerinden biri de yaptıkları düzgün altıgen peteklerdir. Kalabalık bir arı grubu petek inşa ederken seyredildiğinde, ilk akla gelen bu grubun yaptığı işin sonucunda bir kargaşanın ortaya çıkacağıdır. Birbirinden bağımsız hareketler yapıyor gibi görünen bu canlıların hep birlikte son derece intizamlı yapılar meydana getirebileceklerine pek ihtimal verilmeyebilir. Oysa dışarıdan görülenin aksine, petek ören arılar kusursuz bir uyum içinde ve son derece düzenli bir şekilde çalışmaktadırlar. Öyle ki her biri farklı yerlerden başlamalarına rağmen, tümü aynı büyüklükte altıgen hücreler üretebilirler. Bu altıgenleri ortada birleştirdiklerinde hiçbir şekilde birleşme yerleri belli olmaz ve altıngenlerin açılarında herhangi bir kayma da olmaz.
Arılar sadece kovanda ihtiyaç olduğu zamanlarda petek örerler. Bu petekleri barınmak, yiyecek stoklamak ve yumurtalarını büyütmek için inşa ederler. Peteklerin her yönden düzenli bir yapıları vardır. Örneğin arı petekleri çift yüzlüdür. Her iki yüzde de yüzlerce hatta binlerce göz bulunur. Bu gözlerin bal, polen ve yumurta ile doldurulmaları da yine belirli bir düzen içinde gerçekleşir. Bir sıralama yapılacak olunursa bir arı peteğinde, en üstten başlamak üzere orta bölüme kadar bal bulunur. Ara bölümde polenler, en altta da larva odaları yer alır. Bal depoları kovanın yan taraflarında da devam eder. Ancak işçi arılar larva odaları ile bal odaları arasına mutlaka birkaç sıra polen depo ederler. Bu şekilde bal, larvalar ve polen birbirine karışmamış olur. Kuşkusuz petek içinde bal ve larvaların birbirine karışmaması en çok insanların işine yaramaktadır. Aksi takdirde arıcılar açısından içinden çıkılmaz bir durum meydana gelirdi. Petekten bir bölümünü ayırmak isteyen arıcılar, bal almaya çalışırken arı kolonisinin yeni bireylerine istemeden zarar vermiş olurlardı. Ayrıca larvalarla karışacağı için bal yemek de oldukça zorlaşırdı.

 

Görünüş olarak peteklerdeki hücreler (örneğin larva hücreleriyle, polen ve bal hücreleri) arasında hiçbir fark yoktur. Bunların tümü tamamen birbirlerine benzerdir. Ancak bu benzerliğe rağmen, daha önce de belirttiğimiz gibi, kraliçe boş bal veya polen hücrelerine yumurta bırakmak gibi bir yanılgıya düşmez. Her zaman doğru yere yumurtalarını bırakır.
 

PETEĞİN GENEL YAPISI
Bir petek ortadan ikiye bölünecek olunursa son derece ilginç bir görüntüyle karşılaşılır. Peteğin bir ara duvarı vardır. Bu ara duvar da diğer kısımlar gibi balmumundan yapılmıştır ve her iki tarafa doğru sıralanmış olan hücrelerin ortak zeminini oluşturur. Hücrelerin zemini düz değildir. Biri diğerine uygun olacak şekilde çukurdur. Karşılıklı hücrelerdeki bu çukurlar yer kazanmak amacıyla birbirlerinin içine doğru sokulmuştur. Yan duvarlar, hücrelerin ara duvara nazaran aşağıya doğru hafifçe eğimli durabilmelerini sağlayacak şekilde bir yapıya sahiptir. İşte bu eğim, dolu hücrelerden balın akmamasını sağlar.
Bundan başka kovanda işçi arıların hücreleri daha yukarıda, erkeklerin sayıca az olan hücreleri ise aşağıda olacak şekilde bir düzen vardır. Kraliçe hücreleri de yine en aşağıda inşa edilir. Ayrıca petek hücreleri ihtiyaca göre de örülür. Örneğin kovanda erkek arı sayısı azaldığında veya kıştan çıkıldığında (kışın kovanda hiç erkek olmaz) erkekler için üretilen ve diğerlerine göre daha büyük olan hücrelerden inşa edilmeye başlanır. Aynı şekilde kraliçe hücresi de sadece kovan için yeni bir kraliçe gerektiğinde yapılır.
Bunlarla birlikte peteklerin inşasında da son derece önemli detaylar vardır. Peteğin hammaddesinin üretimi ve kullanılışı, petek oluşturulurken yapılması gereken matematik hesapları gibi detaylar son derece şaşırtıcıdır.
 

Petek Yapımındaki İlk Aşama: Balmumunun Üretimi
Arı peteklerinin temel inşaat malzemesi balmumudur. Arılar balmumunu, karınlarının altında yer alan 4 çift salgı bezinden salgılarlar. Bu salgı bezlerinin bitiştiği yerde iki küçük aralık vardır. Balmumu bu aralıklarda ufak ince pullar şeklinde oluşur. Arılar bu küçük tabakaları almak için tüylerden oluşan arka bacaklarındaki kancalarını kullanırlar. Bunu balmumu plakasına geçirir ve arka bacaklarıyla çekip dışarı çıkarırlar. Sonra ileri iterek önce orta, sonra ön ayaklarına ulaştırırlar. (Arılar 6 bacaklıdır) Son olarak plakayı çene kemikleri ile alır ve yoğurarak işlenebilir kıvama getirirler.123 Bir mum pulcuğu alınır alınmaz, aralıktan hemen ikincisi çıkar. Yalnız balmumunun salgılanması için en önemli unsur sıcaklıktır. Bu yüzden işçi arılar peteği inşa etmeye başladıklarında ilk olarak birbirlerine zincir halinde kenetlenir, adeta bir top halini alırlar. Bu sayede balmumu için gerekli olan 35 oC ısı sağlanmış olur. Yoğurma işlemi bu en uygun ısı derecesinde yapılır ve böylece plastikleştirilmiş, inşaata elverişli balmumu hazır olur.
Balmumunun rengi ilk salgılandığı zaman beyazdır. İçine polen ve başka maddeler karıştıkça renk sarıya ve kahverengiye döner. Balmumunun kimyasal içeriği ise şöyledir:
Hidrokarbon % 14
Monoesterler % 35
Diesterler % 14
Hidroksi Polyesterler % 8
Serbest asitler % 12
Balmumu üretimi oldukça fazla enerji gerektiren bir işlemdir. Bu nedenle arılar 1 kg. balmumu yapmak için yaklaşık olarak 22 kg. bal tüketirler. Arılar balmumunu salgı bezlerinden her seferinde yaklaşık olarak bir toplu iğnenin başı büyüklüğünde parçalar halinde çıkartırlar.125 Bu oran göz önünde bulundurulduğunda balmumunun neden bu kadar kıymetli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Arılar en küçük bir mum kırıntısını bile çok iyi değerlendirerek balmumundan maksimum istifade ederler. Hatta bir kovanı tamamen terk etmeleri gerektiğinde de bal tüketerek balmumu üretmek yerine, eski kovandan balmumu taşımak gibi bir yönteme başvurdukları bile gözlenmiştir. Bu konuda araştırma yapan Alman bilim adamı Dr. N. Koeniger başka bir yerde yeni bir kovan yapmak için eski kovanı terk eden bir arı kolonisi bulmuştur. Ertesi gün işçi arıların kovana geri döndüğünü gözlemleyen Koeniger, arıların eski hücrelerden balmumu kemirdiğini ve bunları yeni yuvalarına taşıdığını tespit etmiştir. Arıların bu tutumlu davranışlarının nedeni balmumunun üretiminde çok enerji gerekmesidir.
Arılar toplu iğne başı büyüklüğünde parçalardan oluşturdukları balmumunu çok akılcı bir şekilde kullanarak en az balmumu ile en fazla petek inşa ederler. Örneğin arıların 22.5x37 cm. ebatlarında bir petek için sadece 40 gr. balmumu harcadıkları saptanmıştır. Boş ağırlığı 40 gr. olan bu petek yaklaşık 2 kg. bal depolayabilmektedir.
450 gramlık saf balı elde edebilmek için yaklaşık olarak 17.000 balarısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi gereklidir. Arının yiyecek aramak için ihtiyaç duyduğu ortalama bir gezinti ,yaklaşık olarak 500 çiçek ziyaretini gerektirir ve 25 dk. Sürer. Bu yüzden 450 gr. saf bal elde etmek için arıların 7.000 iş saati çalışmaları gereklidir.
 

John Brackenbury,İnsects and Flowers,1995,UK,s.12
 

Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev hiç aksamadan yerine getirilir. Diğer canlılarda olduğu gibi arılarda farklı büyüme evrelerinden geçerler .Arı yavruları ,sırayla larva ve pupa evrelerini tamamlayarak erişkin hale gelirler. Kraliçe arının yumurtaları bırakması ile başlayan bu dönem boyunca arı yavrularına son derece özenli ve dikkatli bir bakım uygulanır. Yumurtaların gelişimi için gerekli olan şartların sağlanmasından yumurtadan çıkacak larvaların ihtiyaçları olan besin maddelerinin temin edilmesine ,hücre sıcaklıklarının sabit tutulmasından,özel hücre kontrollerine kadar pek çok şey özel olarak ayarlanır. İşçi arılar ,detaylı metotlar kullanarak larvalara çok dikkatli bir bakım uygularlar. Hücrelerdeki arı yumurtaları yaklaşık 3 gün içinde gelişirler .Ve büyüme dönemi boyunca işçi arılar tarafından yaklaşık 10.000 kere ziyaret edildikleri tespit edilmiştir.
 

(Encye.Americana,1993,USA Vol.3,Int.Headguartes,Danbury Connecticut,s.439
 

Larvalar yumurtadan çıktıktan sonraki ilk üç günleri boyunca arı sütü ile beslenirler. Arı larvaları bu dönemdeki düzenli beslenme sonucunda 6 gün içerisinde ilk ağırlıklarının 1500 katına kadar ulaşırlar. Encyc.Int.Grolier of Canada Ltd.1968,USA Vol.2,s.473)
 

Kovanda binlerce arı larvası olmasına ve bu larvaların beslenme şekillerinin günlere göre değişiklik göstermesine rağmen hiç karışıklık çıkmaz. Larvaların hangisinin kaç günlük olduğu,hangisinin ne ile besleneceği gibi detaylar işçi arılar tarafından hiç atlanmaz.
Arı kovanındaki özel hazırlanmış peteklerde büyümeye devam eden larvaların yedinci günlerinde şaşırtıcı bir olay gerçekleşir larva yemek yemeyi keser ve bakıcı arılar larvanın bulunduğu hücrenin ağzını mumdan yapılmış hafif kubbeli bir kapak ile tamamen kapatırlar. Bu sırada larva da kendi ürettiği bir madde ile bulunduğu odanın içinde etrafına koza örerek kendini buraya edeta hapseder.
 

(Compton's Pictured Encye.Vol 2 Compton 8 Company Chicago 1961 USA s.106)
 

Larva artık Pupa dönemine girer ve bulunduğu hücre içinde 12 gün boyunca kalır. Arı yumurtası hücreye bırakıldıktan tam üç hafta sonra uçmaya hazır bal arısı çıkar ve yaklaşık 6 hafta sürecek ömrüne başlamış olur Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden çıkar çıkmaz büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar.
1.Temizlik: Bir işçi arının kovandaki ilk görevi temizliktir. Pupadan çıkan arı hemen temizliğe başlar. Öncelikle kendi hücresinden başlayarak ilk iki gün boyunca kuluçka hücrelerini temizler.
2.Larva Bakıcılığı: Hayatlarının 3.gününden itibaren larvaların beslenmesi işini üstlenirler. Bu konuyla ilgili her türlü detayla özenli bir şekilde ilgilenirler.
 

(Mark L.Winston,The Biology of the honey Bee,Harvard Unv.Press,1991.s.97)
 

3.Petek İnşası Ve Onarım: 10. günden itibaren arılar kovan dışına çıkarak çevreyi tanırlar. Bu arada işçilerin karnındaki balmumu bezleri gelişmeye başlar.12.günlerinde olgunlaşarak balmumu üretecek hale gelirler.12 günlük olan işçiler ,arı yavrularını beslemeyi keserler ve birbirine eşit altıgenlerden oluşan peteğin inşasına koyulurlar.
 

(Hayvanlar ansk.Böcekler,C.B.P.C. Publishing Hd.s.97)
 

4.Kovan Bekçileri: Bu dönemde arıların iğne bezleri gelişir ve zehir üretmeye başlar. İşte bu dönemdeki arılar kovan kapısında nöbet tutarak davetsiz misafirlerin içeri girmesini engellerler. Gelen her canlı (arılar bile)kapıdaki nöbetçinin kontrolünden geçerek içeri girebilir. Nöbetçi arının yerinden ayrılması durumunda ise hemen başka bir işçi arı nöbeti devralır.
 

(Mark L.Winston,The Biology of the honey Bee,Harvard Unv.Press,1991.s.97)
 

5.Bal Yapımı: İşçi bal arılarının hayatlarının son dönemindeki görevleri ihtiyaçları olan tüm besin maddelerini (Polen ve Nektar) toplamaktır. Arılar kışın besin bulamadıkları için kovanlarına bal depo ederler. Kış için ayrıca polen depo edilmez yalnız yağmurlu havalarda kullanılmak üzere yavru arılara yetecek kadar Polen biriktirilir.
 

Prof.Karl von Frisch,Arıların Hayatı s.29-30)
 

Canlı öldüğünde bedeninde bozulmaların olacağının ve ortaya çıkan maddelerin kovandaki canlılara zarar verebileceğini bildiklerinden bu bozulmayı önlemek için ölen canlıyı özel bir kimyasal işleme tabi tutarak içinde bakteri barındırmama özelliğine sahip arı reçinası da denilen propolis ile kaplarlar.
-Araştırmalarda 10 MİKROVATTAN daha az enerji tüketen bal arısının beyninin günümüzdeki en verimli bilgisayardan yüz milyon kat daha verimli olduğu kanıtlanmıştır.
-Kovana giren 30 adet eşekarısı 30.000 bal arısını üç saat içinde öldürebilir .Ancak bir eşekarısının kovanın varlığını hemcinslerine haber vermek için salgıladığı kokuyu bal arıları da alır ve savunma için kovanın girişine toplanırlar. Bir eşekarısı yaklaştığında 500 balarısı havalanıp eşekarısının etrafını sararlar. Bedenlerini hızla titreştirerek ısılarını yaklaşık50°Cye kadar çıkartarak eşekarısını fırında pişirir gibi kavurarak öldürürler ama kendileri 50°C'lik ısıya dayanabilirler. (Nature,Vol,377,No.654.s.334-336)
 

-Arıların çok özel bir göz yapıları vardır. Arı gözlerinde "ommatidia" adı verilen 6.900er adet birbirinden ayrı görme işlemi yapan bölüm vardır. Bu bölümlerin her biri kendi başına bir göz gibi hareket eder. Arı gözünün insan gözüne göre iki üstünlüğü vardır. Bunlar ultraviyole ışınlarını görme ve ışığın polarizasyonunu ayrıştırmadır.
-Arılar sağırdırlar ve bu nedenle birbiriyle sesli iletişim kuramazlar. Buna rağmen yiyecek kaynağının yerini koloninin diğer üyelerine hiç şaşırmadan bulacakları şekilde tarif edebilirler. Arılar tarif etmek istedikleri yeri "dans ederek" diğerlerine anlatırlar. Yiyecek kaynağının kovana uzaklığı, doğrultusu, zenginliği gibi gerekli olabilecek her türlü bilgi bu dansta gizlidir.
Bilim adamları, on binlerce arının yaşadığı kovanlardaki düzenin nasıl sağlandığı sorusunun cevabını bulabilmek için yıllardan beri pek çok araştırma yapmışlardır. Bu konuyla ilgili pek çok akademik çalışma da sürdürülmüştür. Örneğin arılar konusunda en önde gelen uzmanlardan olan, Münih Üniversitesi profesörlerinden Avusturyalı zoolog Karl von Frisch The Dance Language and Orientation of Bees (Arıların Dans Lisanları ve Yön Bulmaları) adlı 350 sayfalık kitabını sadece arılardaki haberleşme konusuna ayırmıştır.
 

SAĞIR ARILAR NASIL ANLAŞIR?
Arılar çoğu zaman yiyecek bulmak için uzaklara giderek geniş alanları taramak zorunda kalırlar. Yeni bir besin kaynağı bulan arı, koloninin diğer üyelerine haber vermek üzere hemen kovana geri döner. Kısa bir süre sonra koloninin diğer üyeleri besin kaynağının etrafında uçmaya başlayacaktır.
Arılar sağırdırlar ve bu nedenle birbirleriyle sesli bir iletişim kuramazlar.72 Buna rağmen yiyecek kaynağının yerini koloninin diğer üyelerine hiç şaşırmadan bulacakları şekilde tarif edebilirler. Tarif yöntemleri ise alışılmışın dışındadır.
Arıların buldukları yerleri birbirlerine nasıl haber verdiklerini araştıran bilim adamları son derece şaşırtıcı bir durumla karşılaşmışlardır. Arılar tarif etmek istedikleri yeri "dans ederek" diğerlerine anlatırlar. Yiyecek kaynağının bulunabilmesi için kaynağın kovana uzaklığı, doğrultusu, zenginliği gibi gerekli olabilecek her türlü bilgi bu dansta gizlidir.
Yiyecek kaynağını keşfeden arı kovana döner ve diğer arıların dikkatini çekecek şekilde sürekli olarak belli hareketleri tekrarlamaya başlar. Arının genel davranışlarından yiyecek kaynağı ile ilgili tüm bilgiler elde edilebilir. Örneğin polen toplamış olan bir arı kovana döndüğünde sadece yükünü arkadaşlarına devredip geri uçarsa bu, "arının faydalandığı kaynak bilinen bir kaynaktır veya verimsizdir" anlamına gelmektedir. Suyun kısıtlı olduğu zamanlarda ise bu dans su kaynağının yerini göstermek için de kullanılır.73
 

Arıların Dansları
Arı dansının iki ayrı şekli vardır. Dansın biçimi, yiyecek kaynağının uzaklığına göre değişiklik gösterir. "Daire dansı" olarak adlandırılan dans en sık rastlanan danstır ve kaynağın uzaklığını ve yönünü belirtmez. Yalnızca işçilere yuvanın yakınlarında 15 metreden daha yakın mesafede bir kaynak olduğunu bildirir. Bu dans sırasında yakında bir kaynak keşfeden işçi arı ilk önce yuvanın içindeki işçilere nektar verir ve ardından dansa başlar. Diğer arılar daha sonra bu dansa eşlik ederler. Dansçı tekrar tekrar küçük daireler çizer. Her 1-2 turdan sonra, bazen de daha sık aralıklarla ters döner. Saniyelerce ya da bir dakika kadar süren bu dansta 20 kadar tur olur. Sonra tekrar dansçı ile yuvadaki arılar arasında bir nektar değişimi olur. En sonunda dans sona erer. Dans eden arı başka bir besin aramak üzere yuvayı terk eder. Karl von Frisch yaptığı bir deneyde dansçı ile ilişki kuran 174 işçiden 155'nin 5 dakika içinde besin kaynağını doğru bulduklarını göstermiştir.74
Arılar dans ederek yaptıkları tariflerini karanlık bir kovanda, peteklerin üzerindeyken yaparlar. Bu, aralarında kusursuz bir iletişim olan arıların yeteneklerinin daha iyi anlaşılması bakımından unutulmaması gereken önemli bir detaydır. Arılar çevrelerinde toplanan diğer arılara, yiyecek kaynağı hakkında gerekli olabilecek tüm bilgileri karanlıkta verirler. Peteklerin üzerinde yaptıkları hareketler karanlık olmasına rağmen diğer arılar tarafından doğru olarak algılanır ve hemen uygulamaya geçirilir.

 

 

Arılar yuvadan 15 metre kadar uzaklıktaki besin kaynakları için daire dansını kullanırken, 25-100 metre arasındaki besin kaynakları için de bir geçiş dansı olan sallanma dansını kullanırlar. Bundan başka balarıları yuvadan 100 metreden daha uzak kaynaklar için kaynağın uzaklığını, yönünü ve niteliğini bildiren kuyruk dansı ile iletişim kurarlar. Bu dans aynı zamanda "8 rakamı dansı" olarak da adlandırılır.
Arılar besin kaynağından kovana döndüklerinde peteğin üzerinde bu dansı yaparlar. Bu dansta işçiler adım atarken bir yandan da karınlarını titretirler. Hareketlerinin karakteristik şekli 8 rakamına çok benzer. Tipik bir kuyruk dansında arı kısa mesafe için dümdüz bir hat üzerinde hareket eder. Vücudunu saniyede yaklaşık olarak 13-15 defa bir yandan diğer yana doğru sallar.
Arının düz olarak geçtiği bu yolun, kovanı yukarıdan aşağıya doğru kesen (hayali) dikmeye yaptığı açı, besin kaynağının güneşe olan açısını verir. Dans ederken yere tam dik gelen üst kısım sembolik olarak güneşi göstermektedir. Eğer arı kovanıyla besin kaynağını ve kovanla güneşin hemen altındaki ufuk çizgisini birleştiren bir çizgi çizilirse, iki çizgi arasında oluşan açının sallanma dansının açısıyla aynı olduğu görülür. Arılar tıpkı bir inşaaat mühendisi gibi bölgeleri üçgenlere bölme işlemini yapabilmektedirler.75

 

Kuyruk dansında yapılan sallanma hareketi boyunca arının karnı en önemli organdır. Kaslara ve iskelete ait titreşimlerden kaynaklanan bir vızıltı sesi çevreye yayılır. Arı düz olarak aldığı her yolun sonunda bir dönüş yapar ve başlangıç noktasına doğru yarı dairesel şekilde döner. Daha sonra tekrar düz bir hat üzerinde ilerler ve tam ters yöne doğru bir dönüş yapar. Çember dansında olduğu gibi kuyruk dansı da dansçının durması ve midesindeki balı yakınlardaki işçilere dağıtmasıyla sona erer. Dansı izleyenler 0.1- 0.2 saniye süren kısa süreli bir titreşim çıkarırlar. Bu titreşim dansçının durmasına ve vızıldayan arıyla besin değişimine sebep olur.
Hem nektar hem de polen toplayıcıları aynı şekilde dans ederler.
Bu dansı izleyen işçiler besin kaynaklarının yerini rahatlıkla tespit edebilirler. Uzaklığı belirten dansın özelliklerinden biri de, her 15 saniyedeki dönüş sayısıyla ölçülen dans temposu ve düz bir hat boyunca yapılan sallanma hareketleri ve vızıldamalardır. Dansın temposu, daha uzaktaki besin kaynakları için yavaşlar, yakındaki besin kaynakları için hızlanır. Yine dansın zamanı, daha uzak mesafedeki kaynaklar için artar.76
Ancak kaynağın yönünü bilmek tek başına bir işe yaramaz. İşçi arıların balözü toplayabilmeleri için, ne kadar uzağa gitmeleri gerektiğini de bilmeleri gereklidir. Kovana dönen arı, diğer arılara, yine belirli vücut hareketleriyle çiçek polenlerinin bulunduğu uzaklığı da anlatır.

 

Dans boyunca diğer işçiler, tarifi yapan arının etrafında kümelenir ve her hareketini takip ederler. Ayrıca dansçının titreşen karnına antenleri ile dokunurlar. Bu hareket çok önemlidir, çünkü arının havada oluşturduğu kesintili akım besin kaynağının uzaklığını bildirir. Arının gövdesinin alt kısmını sallaması sayesinde hava akımları oluşur. Diğer arılar da antenleri ile bu akımları algılar ve gidecekleri besin kaynağının uzaklığını bu sayede tespit ederler.77 Örneğin arı 250 m. uzaklıktaki bir yeri tarif etmek için yarım dakikalık bir süre içinde vücudunun alt kısmını 5 kez sallar. Yaptıkları bu danslarla arıların 9-10 kilometreye kadar varan bir alandaki besinlerin yerlerini birbirlerine bildirdikleri gözlenmiştir.
Arılara gerekli olan bilgilerden bir tanesi de kaynakta bulunan besinin niteliği ile ilgilidir. Bu bilgiyi de dansı yapan toplayıcı arının üzerine sinen koku sayesinde edinirler.
Toplayıcı arılardan elde edilen bu bilgiler doğrultusunda diğer arılar kolaylıkla besinin yerini bulurlar. Besin kaynağının başına çok fazla arı toplanması kovanda dans eden arıların sayısı ile de doğrudan bağlantılıdır. Tek bir arının dansı ile tüm kovan harekete geçmez. Öncelikle koloniden bir grup arı öncü olarak gider. Bu öncü grup uçuştan döndüğünde onlar da dans ediyorsa daha fazla arı hedefe doğru yönelir. Buldukları kaynak ne kadar iyi ise, o kadar daha uzun süre dans ederler ve daha fazla takipçi arı toplarlar. Böylece koloninin toplayıcı takımının dikkati daima en verimli besin kaynağına doğru yönelmiş olur.

 

 

 

Bulunan besin kaynağının verimsiz olması durumunda da arılar dans ederler. Yalnız buradaki tek fark arıların dansının isteksiz olması ve daha kısa sürmesidir. Bu durum kovandaki diğer arılara da yansır, dansçıların başına toplanan arılar kısa bir süre içinde dağılırlar. Bu durumda yeni bir ekip besin aramak için çıkar.
 

Bilim teknik
 

Arılarda, bu danslar sayesinde besinin yeri, özelliği ve verimi hakkında kovandaki diğer bireylere bilgi verilir. Temel olarak iki tip dans vardır: çember dansı ve kıç dansı.

Çember dansı, diğer dansa göre daha basittir ve sadece kovanın yakınında bulunan bir besin kaynağı hakkında bilgi verilir. Besin kaynağını keşfeden arı, kovana geri döner ve petekler üzerinde bir çember çizerek yürümeye başlar. Bir tur sonunda başladığı yere geldiğinde de tam ters yöne dönerek, bir tur daha atar. Bu böyle sürüp giderken, bir yandan da kanatlarıyla ses çıkartır ve feromon salgılar. Bu sayede, kovandaki diğer bireylerin dikkatini çeker ve başına toplanmalarını sağlar. Çember dansında, kovanın yaklaşık 100 metre kadar civarındaki besin kaynakları bildirilir. Ancak bu kaynağın yönü hakkında herhangi bir bilgi verilmez. Uyartıyı alan ve besinin bulunmaya değer olduğuna ikna olan bireyler, kovanı terk ederek bu besin kaynağını aramaya çıkarlar. Bu noktada da, oldukça gelişmiş olan görme ve koku alma duyuları, besin kaynaklarını bulmalarına yardımcı olur.

Eğer besin kaynağı kovana belirli bir mesafeden daha uzaksa, bu sefer diğer dans tipine baş vurulur. "Kıç dansı" olarak bilinen bu dans ile arı, kovandaki arkadaşlarına besin kaynağının uzaklığı, kovana göre yönü ve niteliği hakkında bilgi verir. Yine kanat vızıltısı ve feromon etkisi sayesinde arkadaşlarını çevresine toplayan arı, vücudun alt bölümünü belirli bir frekansta titretmeye başlar. Bu titreşimin hızı, besin kaynağının uzaklığına göre değişir (besin kaynağı ne kadar uzaktaysa titreşim o kadar yavaş olur). Kaynağın kovana göre yönünün anlatılmasında ise, referans nokta olarak güneş alınır. Dans esnasında arının vücudunun yönü ve vücudunun eğim açısı, besinin güneş ve kovana göre konumunu, açısı ile birlikte belirtir.

Söz gelimi besin, düz bir doğru üzerinde kovan ve güneş arasında yer alıyorsa, arı başı ile kovan yönünü gösterecek şekilde, düz bir doğrultuda dans eder. Ancak eğer kovan, besin ve güneş bir üçgen oluşturacak konumdaysa, dansın doğrultusu bu kez aradaki açıya göre bir eğim alır.

 

 

 

 

 

 


[Anasayfaya Dönüş]