BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

 


  

İnci Nasıl Oluşur
 

Kimi kültürlerde Tanrıların gözyaşları, Ay'ın simgesi, kimilerinde saflığın ve temizliğin işareti olarak kabul edilen inciler, yüzyıllardır insan yaşantısının parçası. İnciler hakkında en az bilinen konuysa nasıl oluştukları. Doğal atıklar olarak adlandırılabilecek incilerin oluşum öyküsü de en az kendileri kadar ilginç…
Latince'de "yuvarlak" anlamına gelen inciler, göllerde ve denizlerde yaşayan farklı yumuşakça türleri tarafından üretiliyor. Bu yumuşakça türleri arasında istiridyeler, tarakdişler ve midyeler var. İncilerin oluşum biçimleri gerçekten de ilginç. Nasıl mı?
Tüm canlıların, vücutlarına giren yabancı maddelere karşı kendilerini korumalarını sağlayan özellikleri vardır. Örneğin, insanlardaki bazı özelleşmiş hücvreler, yabancı maddelere karşı saldırıya geçerler.bazı yumuşakçalarda da benzer bir durum var. İnci yapabilen midye ve istiridyelerin vücutlarına giren yabancı maddeler (örneğin, kum taneleri yada asalaklar), zarar vermemeleri için bir maddeyle kaplanır. Örneğin, bir midyeyi ele alalım. Midyenin içine yabancı bir madde girdiğinde, iç organları çevreleyen koruyucu tabakadan (manto) özel bir madde olan sedef salgılanmaya başlar. Salgılanan sedefin yabancı maddenin etrafını kaplaması sonucunda da inci tanesi oluşur. Zaman içinde sedef katmanlarının üst üste eklenmesiyle oluşan inciler büyük oranda kalsiyum karbonat ve çok az miktarda su içerir. Başka bir deyişle inciler, sedefle kaplı doğal atıklardan başka bir şey değil.
Farklı tiplerde olabilen inciler, temelde renkleri, biçimleri ve ışık yansıta özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Bu sınıflandırmaya göre incilere değer biçilir. Bir inci ne kadar büyük, ne kadar beyaz ve yuvarlaksa o kadar değerli kabul edilir. Birkaç milimetrelik inciler olabildiği gibi, boyları 6 cm'ye ulaşabilen dev inciler de olabilir. İncilerin büyüklüğü, rengi, içinde oluştuğu midyenin yaşına ve bulunduğu ortamın özelliklerine bağlı olarak değişim gösterebilir ve hiçbir inci tanesi bir diğerine benzemez. Örneğin yaşlı midyelerin ürettikleri inciler, genç midyelerin ürettiklerine göre daha büyük olurlar. İnci tanelerinin sedefli katmanları üzerinden yansıyan ışıksa, gökkuşağına benzer bir görüntünün oluşmasını sağlar. İnciler sadece beyaz renkte olmazlar. Siyah, kahverengi, gri, pembe, kırmızı, mavi, yeşil, eflatun, sarı yada beyaz olabilirler.


İnsan Yaşamında İnci
 

İncilerin geçmişte ne kadar değerli sayıldıklarına işte bir kanıt: Bir öyküye göre Mısır Kraliçesi Cleopatra, ünlü Romalı komutan Marcus Antonius'a tarihteki en pahalı ziyafeti hazırlayacağını iddia eder. Bunu duyan herkes Kleopatra'nın büyük bir hata yaptığını düşünür, ama yanılmışlardır. Büyük gün geldiğinde Cleopatra, Marcus Antonius'u yemek odasına alır. Antonius gördüklerine inanamaz, çünkü çok gösterişli ve zengin bir sofra beklerken karşısına üzerinde yalnızca boş bir tabak ve birer kadeh de şarap bulunan bir masa çıkar. Ancak Cleopatra kendinden son derece emin bir şekilde Antonius'u masaya çağırır. Öykünün gerisi gerçektende ilginç. Masaya geçtikten sonra, Marcus Antonius'un şaşkın bakışları arasında Cleopatra kulağındaki dev incili küpelerden birini çıkarır, bu inci tanesini şarabın içine atıp eritir ve içer. Kulağındaki diğer küpeyi de çıkarır ve Antonius'a verir. Gerçekten de paha biçilmez incilerden oluşan bu yemek tarihte görülmüş en pahalı ziyafettir. Kuşkusuz iddiayı Cleopatra kazanmıştır…
İncilerin insan yaşantısındaki yeri kültürlere göre farklılık gösterir. En yaygın inanç, incilerin onu taşıyan kişilere uğur getirdiği biçimindedir. Eski uygarlıklarda incilerin sihirli olduğuna ve üzerinde inci taşıyanların zengin ve uzun ömürlü olacağına inanılırdı. Erdemliliğin, ölümsüzlüğün, ışığın, saflığın ve temizliğin göstergesi olarak kabul edilen incilerin düğünlerde gelinlere takılmasının nedeni de bu. Hindu inanışına göre, inciler ilk kez Tanrı Krişna'nın kızının düğünü için okyanustan bir inci tanesi çıkarmasıyla kullanılmaya başlanmış. Uzakdoğu ülkelerindeyse incilerin yalnızca uğur getirmekle kalmayıp, diş çürüklerinden ülsere, halsizlikte alerjilere kadar birçok hastalığa iyi geldiği düşünülüyor.

İnci Çiftlikleri
 

Geçmişte yalnızca çok zengin kişiler inci sahibi olabiliyordu. Bunun nedeni de inci bulmanın bir zamanlar çok zor bir iş olmasıydı. Ancak, tüm zorluklarına rağmen inci kullanımı yaygınlaşmış ve buna bağlı olarak da, inci yapan yumuşakça türleri azalmaya başlamış. Ayrıca doğal ortamlarında inci yapan yumuşakçaları bulmak çok zor ve tehlikeli bir iş olduğundan, insanlar farklı bir yöntem geliştirmişler ve "kültür incileri" üretilmeye başlanmış. Kültür incileri aslında doğal incilerden çok farklı değil. Tek fark, incilerin oluşumunu sağlayan yabancı maddelerin yumuşakçanın vücuduna doğal yollardan değil de insanlar sayesinde girmesi.
Kültür incileri üretmek amacıyla, insanlar inci yapabilen bir yumuşakçadan bir diğerine, sedef içeren kabuktan ve mantodan bir parça yerleştiriyorlar. Yumuşakça, bu kabuk parçasını yabancı bir madde olarak algılıyor ve bunun sonucunda sedef salgılanmaya başlıyor. Böylece inci oluşum süreci de hızlandırılmış oluyor. Hazırlanan midye ve istiridyeler daha sonra tel kafesler içinde yüzen botlardan suya sarkıtılıyor. Kafesler, inci çiftlikleri denilen bu yerlerde yaklaşık dört yıl su altında bekletiliyor. Bu süreç içinde uzmanlar, midye ve istiridyeleri düzenli olarak kontrol ediyorlar. 1 mm'lik bir inci tanesi oluşturmak yeni teknolojilerle 2 yıldan az sürüyor. Bir de yapay inciler var ki onlar tamamen insanlar tarafından gerçek inciye benzeyen plastik ve benzeri malzemeden üretiliyor. Yapay inciler doğaya zarar vermeden inci takmanın en güzel yolu aslında… Birbirlerine görünüş olarak çok benzeyen doğal inciler ve kültür incilerini birbirinden ayırmanın tek yolu onları x ışınlarıyla incelemek.


Midyenin Yaşı, Nasıl Öğrenilir?
Deniz kenarından toplanan ve çok kişinin kül tabağı olarak kullandığı kabuklar, midye dediğimiz mahluka aittir. Onların ikisi bir araya gelerek, muntazam bir şekilde kapanmış ve midyenin, içinde emniyetle yaşadığı evini meydana getirmişti. Her bir kabuk, onun evinin yarısı idi.
Kabuk üzerindeki halkalar, basit ve manasız değildir. Princeton Üniversitesi doktorlarından İda Tholpson adlı bir araştırmacı, on sene midye kabukları üzerinde çalışmış. Kabuk üzerindeki halkaların dünyanın güneş etrafında dönüşüyle ilgili olduğunu keşfetmiştir.
Suların dibindeki kabuk üzerindeki halkaların, dünyanın güneş etrafında dönüşüyle ilgisi nasıl olur? Her bir halka, midyenin yaşını göstermektedir. Yani dünya, güneş etrafındaki senelik hareketini tamamlayınca, midyede kabuğu üzerindeki halkalara bir yenisini ilave eder. Tıpkı her sene ağaç gövdesindeki halkalara bir yenisi eklendiği gibi. 39 yılda 38, 40 veya daha az ve daha fazla halka göremezsiniz.
Midyenin kabuğundaki halkalar, senelik bir takvim olduğu gibi, denizler hakkında daha nice bilgiler gösteren bir grafiktir. Halkaların genişlikleri birbirinden farklıdır. Bu farklılık okyanusların dibindeki sıcaklığın, midyenin temin ettiği yiyeceğinin ve su içindeki oksijen miktarının değişikliğinden ileri gelmektedir. Okyanusların dibindeki oksijen ve sıcaklıktaki senelik değişmeler, midyenin kabuğuna kaydedilir.
Bazı midyelerin 150 sene yaşadıkları anlaşılmış. Bazı türlerinin ise, yaşlarını öğrenmek mümkün değil.

 

Hangi Balık Elektrik Üretir?
 

Elektriğin keşfi insanlık için büyük hadisedir. Elektrikle yaşayış tarzımız değişti, radyo, televizyon vesaire gibi nice modern cihazlar keşfedildi. Elektrikli yayın, elektriği binlerce sene evvel üretip silah olarak kullanıyordu! Elektrikli yayın, bir balığın adıdır, elektrik ürettiği için bu isim verilmiştir.
Onun, yumuşak başının iki tarafında, elektrik akımı çıkartan iki organı mevcut. Bu organlardan çıkarttığı elektrik akımlarıyla, avını sersemletir veya öldürür, sonra da yutar.
Elektrikli yayın verdiği elektrik şoklarıyla diğer balıkları sersemletir veya öldürür, sonra yutar. Böylece besinini temin eder.
Elektrik üreten organlarının takılmasının bir hikmeti de, düşmanlarına karşı korunması dır. Çünkü verdiği şok, öyle kuvvetlidir ki, değil bir balık, bir insanı dahi öldürebilir!
Elektrikli balıklardan en güçlüsü elektrikli yılan balıklarıdır. Bunların en yüksek ortalama voltajları 350'dir. Bundan 200 - 300 voltluk bir dış akım meydana gelir ki, bir atı devirmeğe, insanı bayıltmağa yeter!
90 santimetre boyunda, 650 voltluk deşarjı olan bir yılan balığı da bulunmuştur. Bu voltaj, şimdiye kadar tespit edilenlerin en yükseğidir.
Elektrikli yılan balığını daima doğru akım meydana getirecek şekilde yaratılmış. Balığın ön ucu, arkaya nazaran pozitiftir.Elektrikli yılan balıkları da, elektrik üreten cihazlarını, en usta bir fizikçi gibi kullanır.
Verdikleri şoklarla, küçük balık ve kurbağaları sersemletip yutarlar. Onların elektrik organları, omurgasının yanlarında olup, uzunluğunun beşte dördünü kaplar. Bunlar değişmeğe uğramış kas maddesinden meydana gelmiştir. Onun elektrik cihazları sütun gibi arka arkaya dizilmiş levhalardan oluşmuştur. Bu levhalar 7000 civarındadır.
Elektrikli yılan balığının vücudu öyle yaratılmış ki, kendi elektriklerinden ve hemcinsi diğer elektrikli yılan balıklarının elektriğinden zarar görmez.

Hayvanlar Renkleri Görebilir Mi?
 

Bizler, etrafımızdaki renkleri kolayca görebiliyoruz. Her hayvanın da bizim gibi renkleri fark edebildiğini sanırız. Halbuki çoğu hayvan renk körüdür.
Köpekler, verilen emirleri yerine getirmede kolayca eğitilebiliyor. İnsanları iyi tanırlar. Burunları çok hassastır. Hatta müzik seslerini bile terkediyorlar, Ama renkleri ayırt edemiyorlar.
 

Bilim adamları bunu nasıl anlamış?
 

Çeşitli renkteki kartları sırayla köpeğe göstermişler. Belirli bir rengin, mesela mavinin ardından yiyecek verilmiş. Bu hareket defalarca tekrar edilmiş. Nihayet devamlı yiyecek kartı, yani mavi renkli kart gösterilince, köpeğin ağzı sulanmamış. Eğer maviyi fark edebilseydi, yiyeceğin geleceğini bilip salyasının akması gerekecekti. Demek ki köpek, renkleri göremiyor.
Bu deney değişik tonlardaki müzik sesleriyle yapılmış. Yiyeceğinin verildiği sesi işitince, ağzı sulanmış. Öyleyse köpek, müzik sesinden anlıyor.
Renk körlüğü köpekte kusur mu? Köpeklerin körlüğünün kusur olduğunu söyleyemeyiz. Onların koku alma sinirleri gibi bir çok hücrelerinin gelişmiş olması; sahiplerinin bile, bu eksikliklerini fark etmemelerini sağlıyor.
Kedilerin de aynı şekilde renk körü oldukları anlaşılmış.
Yeşil yapraklı dallar arasında dolaşan, renkli meyveler yiyen maymunların renkleri fark edebildiklerini görüyoruz. Onların renkleri gördükleri nasıl anlaşılmış? Test imtihanını nasıl kazanmışlar.
Aynı tip kutular, değişik renklere boyanmış. Yalnız bir rengin, mesela kırmızının içine sevdikleri yiyecek konulmuş. Kısa zamanda kırmızı kutuda yiyecek bulunduğunu anlamışlar. Sonunda kutular kanalı bırakılmış. Maymunlar gitmiş, yiyeceğin bulunduğu kırmızı renkli kutuyu açarak, içindeki mükafatı almışlar.
Sizce atlar, bütün renkleri görebilmeli mi? Onlar da kurumuş sarı otları, taptaze yeşillikleri fark etmeli değil mi? Böylece yeşil çimenler de yayılıp karınlarını doyursunlar. Evet, at gibi bazı hayvanlar, yeşil ile sarı renkleri ayırt edebiliyor.
Sanırım arılar hakkında hükmünüzü kolay verirsiniz. Kedi, köpek, bu küçücük hayvanlardan daha zekidir. Ama arılar renkleri fark edebiliyor. Köpeğin, boncuk gibi gözleri, rengi göremezken, arıların nokta gibi gözleri, renkleri görebiliyor. Niçin?
Çünkü onlar, birer bal makinasıdır. Mavi sümbülden, mor menekşeye, kırmızı laleye uçarlar. Sarı iğneden nektar toplarken, beyaz akasyayı da ihmal etmezler. Renk renk, desen desen çiçeklerden topladıkları usarelerden, altın renkli şifalı bal imal ederler.
Arılar, Bilim adamlarının renk imtihanından nasıl geçti?
Mavi ve kırmızı kart, bir masanın üzerine konmuş. Mavi kartın üzerine de devamlı şerbet damlatılmış. Arı, her seferinde, şerbet için mavi karta gelmiş. Kartların yerleri değiştirilince de arı, maviyi tercih etmiş. Nihayet büyük imtihan gelmiş, çatmış. Ne maviye, ne de kırmızıya şurup damlatılmış. Fakat bizim bal makinası, mavi kartı tanıdığından, gelmiş üzerine konmuş! Böylece renkleri tanıdığını ispat etmiş.
Kedide, köpekte ihtiyaç olmadığı için renk görme kabiliyeti yok. Küçücük arıda lüzumlu olduğundan renkleri ayırma kabiliyeti var. Gözler bile belirli gayelere göre, hesaplı yaratılmış.
Bazı balıkların kırmızı ve yeşil arası renkleri tanıdıkları, muhtemelen mavi ve sarıyı da bildikleri anlaşılmış.
Şaşılacak bir şey… Tavuklar, gök kuşağındaki yedi rengi fark edebiliyor!

Hayvanların Niçin Kuyruğu Var?
 

Kuyruklar, hayvanların arkasında lüzumsuz bir ek değildir. Kuyruklar hayvanlara bir estetik güzellik vermiştir. Bunu anlamak isterseniz, herhangi bir hayvanın kuyruğunu kesiniz, bir çirkinlik ve noksanlıkla karşılaştığınızı anlayacaksınız.
Kanguru ve ağaçkakan, kuyruklarını bir destek olarak kullanır, dinlenirlerken üzerine bir sandalye gibi otururlar. Kanguru, bir sıçrayışta 4 - 5 metrelik bir mesafeyi katedebilir. Sıçrarken ve yere düşerken, kuyruk sayesinde dengesini sağlar.
Maymunlar, kuyruklarını daha garip işlerde kullanır. Kuyrukları o kadar sağlam ve elastik yaratılmış ki, onu bir dala dolar, kendilerini boşluğa bırakıverirler. Boş kalan dört bacağını da birer kol gibi yemekle meşgul ederler. Bazen bu halleriyle, kendilerini hızlı hızlı sallayıp, öyle ayarlı bırakırlar ki, ilerdeki bir ağaca uçup, rahatlıkla tutunurlar!
Denizdeki hayvanların kuyruklarında daha başka kullanış yerleri görüyoruz. Onların kuyrukları, suda hareketlerini sağlamak, sağa sola dönmelerini temin etmek için yaratılmıştır. Mesela timsah, kuyruğunu sallayarak su içinde kayar gider. Balıkların çoğu, kuyrukları sayesinde çeşitli istikamete dönerler.
Tilkiler de, kuyruklarını bir battaniye gibi kullanır! Tırnakları üzerine burunlarını sokup uyurlarken, gecenin soğuğundan.korunmak için, tüylü kuyruklarını üzerlerine örterler.
Sineklerin yazın bizi rahatsız ettiklerini bilirsiniz. İnekler, mandalar, kolsuz oldukları için sineklerden nasıl korunuyorlar diye düşünmeyin. Onlar da kuyruklarını, kendilerini rahatsız eden sinekleri kovalamak için yelpaze gibi kullanır. Eğer, bu iri hayvanların kuyrukları olmasa, küçücük sinekler onları çileden çıkarır!
Kertenkelelerin kuyrukları o kadar nazik ki, kuyruklarından yakalandıkları zaman, onu bırakır kaçarlar! Bir müddet sonra da yerine, yeni bir kuyruk çıkar. Kuyruklarını bırakabilmeleri, yerine de bir yenisini çıkarabilmeleri, kertenkelenin isteğiyle olmaz. İnsan bile bir parmağını kopartıp, yenisini çıkarabilme kabiliyetine sahip değilken, bir kertenkele bunu nasıl yapabilir? Onun, en çok kuyruğundan yakalanacağını bilen Allah, sıkıştığı an kuyruğunun kopmasını, yerine de yenisinin gelmesini sağlamış.
Kuyruk, çoğu hayvanların edep yerlerini örter.

Ahtapot Niçin Renk Değiştirir?
 

Ahtapot, deniz altındaki bir mağarada saklanan ve gelecek olan bir dalgıcı kapmaya çalışan canavar değildir. Bilakis, korktuğu zaman renk değiştiren ve bir mürekkep perdesi arkasına gizlenmeye çalışan, korkak ve çekirgen bir hayvandır. Ancak, bir insan ona saldırırsa, dokunaçlarıyla onu sarar ve denizin derinliklerine çeker. Bundan da tabii ne olabilir?
Ahtapot nasıl ve niçin renk değiştirir?
Onun renk değiştirmesi, gayesiz ve boşuna değildir. Korktuğu ve bir tehlike sezdiği zaman, değişik renklere girer ve kendisini gizler.
Derisinin üzerinde bir sıra sarı, bir sıra kahverengi ve bir sıra da pigment hücreleri, yerleştirilmiş. Bunlar da harika bir düzenle sinir sistemine bağlanmış. Hayvan korktuğu zaman, sinir sistemi vasıtasıyla, otomatik olarak bu hücreler açılır. O da renkten renge girer. İsterse mavi, mor. kahverengi, kırmızı, gri ve beyaz görünür. Hatta, desen desen bile olur!

Kaynakça
1. Bilim Çocuk (2002). Ocak, sayı:49 / Mikroorganizmalar Dünyasına hoş geldiniz.
2. Korkmaz H. Hüseyin: www. biltek. com / Kalbin sesi - Hayvanlardaki

 

PINAR AKAY, GÜLNUR GÖKDEMİR
 

 

 

 

 

 

 


[Anasayfaya Dönüş]