|
|
Prof. Dr. O.
Şadi YENEN
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik
Mikrobiyoloji Anabilim Dalı
Amerika Birleşik Devletleri'nde meydana çıkan şarbon olguları
nedeniyle gündeme gelen "biyolojik silahlar"ı, yöneldiği
hedefteki etkileri, hastalığa neden olan mikroorganizmaların ve
virüsler, infeksiyöz nükleikasitler ve prionlar gibi kendini
kopyalattıran biyolojik yapıların bulaşıcılık ve hastalık yapma
yeteneklerine bağlı olan silahlar şeklinde tanımlamak
olanaklıdır. Bugün Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü,
NATO, Biyolojik Silahlar Konvensiyonu gibi kimi uluslar arası
kuruluşların belirlemelerine göre 43 mikroorganizma (15 bakteri,
24virüs, 2 mantar, 2 parazit) insanlara karşı biyolojik silah
haline getirilebilme özelliğine sahiptir. En büyük tehdit olarak
üzerinde durulanlarsa şarbon, çiçek ve veba hastalığı etkenleri
ile botulium toksinidir. Kimyasal ve nükleer silahlar gibi
biyolojik silahlar da kitleleri imha edici silahlar sınıfında
yer alırlar; ancak, biyolojik silahlar, başlıca kolay ve ucuza
elde edilmeleri, etkilerini kalıcı ve giderek artırıcı olmaları,
kullanım kolaylıkları ve kullanıldıklarının geç farkına
varılmalarıyla öteki kitle imha silahlarından ayrılmaktadır.
Biyolojik silahlar bir savaş (biyolojik savaş!) aracı olarak her
dönemde, başlıca, egemenlik alanlarını genişletmek isteyen ya da
çıkar çatışmasında taraf olan devletler, özellikle de Batılı
ülkeler, tarafından geliştirilmiş ve üretilmiştir. Bugün
yeryüzünde 17 ülkenin(ABD, Rusya, Çin, Hindistan, İngiltere,
İran, Irak, Japonya, Libya, Kuzey Kore, Suriye gibi ülkeler
dahil ) kimyasal ve biyolojik silah programlarına sahip
oldukları bilinmektedir ya da bu yönde güçlü kanıtlar
bulunmaktadır. Bütün bu programların "Savunma Programları"
olarak adlandırıldıklarının altının çizilmesi gerekir. Biyolojik
silahların, büyük bir olasılıkla etkilerinin denetimindeki
zorluklar yüzünden, savaşlarda etkin ve yaygın bir şekilde
kullanıl(a)mamış olduğu bilinmektedir. Buna karşılık her zaman
bir tehdit algılatma aracı olarak gündemde tutulmaktadırlar.
Çeşitli mikroorganizmalar ya da biyolojik silah özelliği
kazandırılmış etkenler günümüze dek, az sayıda da olsa, kimi
terör olaylarında ya da bireysel suçlarda bir silah olarak
kullanılmışlar ya da bu tür girişimlerin başlıca aracı
olmuşlardır. Ancak bu girişimlerin hiçbiri hedef toplumlarda
ciddi bir etki yaratmamış, bireysel suçlar ise daha çok politik
olmayan nedenlerden kaynaklanmıştır. Buna karşılık "duyurulan"
biyolojik terör olayları (!) çok sayıda söylenti ve korkutmanın,
giderek, zaman zaman , bir kaos ve gerçek bir "terör"ün aracı
olarak kullanılmışlardır.
ABD'de 11 Eylül saldırılarıyla başlayan ve henüz hedefi ve
kimler tarafından geliştirildikleri tam olarak bilinmeyen ya da
açıklanmayan terör ortamında çıkan ve "mektuplarla"hedeflerine
ulaştırılan "şarbon terörü"nün bugüne dek gerçekleştirilmiş en
etkili biyolojik terör olayı olduğu söylenilebilir. Ancak,
açıklanan veriler, mektupla gönderilen şarbon sporlarının özel
bir silahlaştırma işleminden geçirilmemiş ve dünyanın bir çok
yerindeki araştırma lâboratuarlarında bulunabilecek ABD kaynaklı
bir şarbon bakterisinden sağlandığını göstermiştir.
Bütün terör olaylarında olduğu gibi , biyolojik terör
olaylarında da toplumca hazırlıklı olmak en önemli
önlemlerdendir. Biyolojik teröre karşı hazırlık ise yeterli halk
sağlığı alt yapısı ile yetkili ve ilgili kurumlarla toplum
arasında iyi örgütlenmiş bir haberleşme ağının kurulmasını
içerir. Bir tehdit varlığı söz konusu olduğunda ya da böyle bir
değerlendirme yapıldığında yetkili makamlarca kamunun açıkça
aydınlatılması, alınan ve alınacak önlemlerin açıklanması ve
yurttaşların nasıl davranacakları konusunda ayrıntılı olarak
bilgilendirilmeleri gerekir.
Dünya sıcak
savaş günlerinden geçerken biyolojik silahlar ve özellikle veba
bir kez daha gündeme geldi. Londra'da 30 kişilik bir bilim
ekibi, vebanın gizlerini ortaya çıkardı
Dünya
biyolojik silah felaketinden korkarken, bilim adamları biyolojik
silahlar arasında bulunan veba bakterisinin tüm genlerinin
haritasını çıkardılar.
İngiliz bilim adamları, veba bakterisinin, 14. yüzyılda Avrupa
nüfusunun üçte birinin yok olmasına yol açan bir hastalığa nasıl
dönüştüğünü buldular.
Hıyarcıklı vebanın 4012 geninin dizilimini inceleyen 30 kişilik
ekipten Julian Parkhill, yıllar içinde ''bakterinin, yaşam
biçiminde radikal değişiklik yaptığını'' söyledi.
Araştırmacılar, ABD'de 1992'de kediden aldığı mikropla vebaya
yakalanarak ölen veterinere bulaşan bakterinin soyunun izini
sürdüler. Genomun haritasının çıkarılması, bilim adamlarının
bakterinin bu derece öldürücü hale nasıl geldiğini adım adım
görmelerini sağladı.
Parkhill, ''Bu bilgiye sahip olmak kuşkusuz, yeni ilaçlar ve
aşılar bulunması açısından araştırmaların hızlanmasını
sağlayacaktır'' dedi.
Güneydoğu Asya, Afrika ve Kuzey Amerika'da hala rastlanan
hastalık antibiyotikle tedavi edilse ve hastalığın aşısı bulunsa
da, bilim adamları, bakterinin biyolojik silah olarak
kullanılması halinde, yüz binlerce insanı aynı anda tedavi
edecek kadar ilaç ve aşı stoku bulunamayacağı için kaygı
duyuyorlar.
Antraks ve çiçek hastalığının yanı sıra hıyarcıklı veba en çok
korkulan potansiyel biyolojik silahlar arasında bulunuyor.
Dünya Sağlık Örgütü'ne her yıl 3 bin civarında veba vakası
bildiriliyor.
BİYOLOJİK
SİLAH VE KORUNMA
GİRİŞ
Yüzyıllardır olduğu gibi günümüzde de dünyada barışın
sağlanabilmesi için uluslararası kuruluşlar tarafından
çalışmalar yapılmakta, devletler arası antlaşmalar
düzenlenmekte, buna rağmen savaşları önlemek mümkün
olamamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da silahlanma yarışı
sürüp gitmektedir. Savunma amaçlı olduğu iddia edilen bu
silahlar şüphesiz savaşa mani olmak için caydırıcı bir unsurdur
da. Silahlanma saldırı veya caydırıcı amaca yönelik olabilir.
Ama kullanılacağı mekan yerküremiz ve yerküremizde yaşayan
insandır. Bu insanlar tarafından meydana getirilen şehirler,
sanayi tesisleri, ulaşım, haberleşme,enerji vb uygarlık
abideleridir.
Bunları neden
söylüyoruz; bilindiği gibi günümüzde savaşlar cephelerde
yapılmamaktadır
Yani yalnız silahlı kuvvetler arasında cereyan etmemektedir.
Savaşan ülkeler asker ve sivil olarak top yekün bu acımasız, yok
edici kavganın içinde yer almaktadır
Doğrudan insana yönelik olarak yapılan sıcak savaşlarda
kullanılan silahları, şu başlıklar altında saymak mümkündür
.
- Klasik ve modern silahlar,
- Nükleer silahlar,
- Kimyasal silahlar,
- Biyolojik silahlar,
- Kozmik ve elektronik silahlar,
- Meteorolojik silahlar,
- Psikolojik silahlar.
Tüm bu silahların hedefi kesinlikle insanlardır. Gerçekte hepsi
de büyük tehlike arz ederler. Fakat nükleer, kimyasal ve
biyolojik silahlar özel bir sınıfa dahildir. Çünkü, duyu
organları ile keşifleri mümkün değildir. Bu nedenle insan hayatı
daha çok tehlike altındadır.
TANIMI
Biyolojik
savaş; insan, evcil hayvan ve faydalanılan bitkilerde ölüm veya
zarar meydana getirmek, malzemeyi hasara uğratmak amacıyla
mikroorganizmaların veya bunların toksinlerinin (zehirlerinin)
kasten kullanılmasıdır. Bakteriler, Riketsialar, Virüsler,
Funguslar, Protozoalar gibi mikroorganizmalar biyolojik savaş
maddesi (ajanı) olarak kullanılabilir
BİYOLOJİK
SAVAŞ MADDELERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Biyolojik savaş
maddelerinin belli başlı özellikleri şunlardır
1-
Üretimleri kolay ve
ucuzdur.
2-
Depolama şartlarına ve
dış şartlara dayanıklılıkları fazladır.
3-
Enfeksiyon yetenekleri
fazla olup,salgın yapabilmektedir.
4-
Hastalık yapmaktadır.
5-
Vücuda çeşitli
yollardan girer.
6-
Kuluçka devreleri
genellikle kısadır.
7-
Teşhis ve tedavileri
güç olup, çok zaman almaktadır.
8-
Öldürücüdür
BİYOLOJİK SAVAŞ
MADDELERİNİN VÜCUDA GİRİŞ YOLLARI
1-
Solunum Sistemi,
2-
Sindirim Sistemi,
3-
Deri,
4-
Tenasül Organları,
5-
Göz Konjiktivaları ile
Biyolojik ajanın vücuda giriş yollarına göre tehlike oranı
artar. Örneğin; ŞARBON hastalığı mikrobu deri yolu ile alınırsa
ölüm oranı %5-20 civarında iken, solunum yolu ile alındığında
ölüm oranı %99'a kadar çıkar. Yine VEBA deri yolu ile
bulaştığında ölüm oranı %20-30 iken, solunum yolu ile
alındığında ölüm oranı %95'e kadar çıkar. Tüberküloz basilleri
solunum yolu ile akciğerlere girince hastalık VEREM olur. Aynı
basiller sindirim yolu ile alınırsa bağırsakta bağırsak
hastalığı olur. TİFO mikrobu yaralardan geçerse az, sindirim
yolu ile alınırsa çok tehlikeli olur.
BİYOLOJİK SAVAŞA KARŞI SAVUNMA
Biyolojik
silahlara karşı savunma tedbirlerinden sorumlu makam Sağlık
Bakanlığıdır. Ancak, diğer Bakanlık ve ilgili kuruluşlar da
kendi hizmetleri ile ilgili savunma tedbirleri konusunda
gerekli önlemleri almak durumundadırlar. Örneğin; bitki ve
hayvanlarda ortaya çıkacak hastalıklara karşı tedbirler Tarım ve
Köy işleri Bakanlığınca, Biyolojik Ajan ile kirlenmiş sahaların
temizlenmesi Çevre Bakanlığı, İtfaiye ve Sivil Savunma vb.
kuruluşlarca yapılmaktadır. Biyolojik silahların kullanımını
önleyecek veya kullanıldıklarında bunları etkisiz hale
getirebilecek hiç bir kesin önlem pratik olarak yoktur, yakın
gelecekte de olmayacaktır. Bu tür silahların üretilmesi,
depolanması ve kullanılması oldukça ucuz, ancak bunlardan
korunma, tedavi yöntemleri ise oldukça pahalı ve zordur. Etkili
bir savunma için iyi eğitilmiş personele, çok etkili haber alma
birimlerine, kaliteli ve etkili koruyucu malzeme, tespit ve
teşhis araç ve gereçlerine, çok çabuk ve etkili bir şekilde
organize olan Sağlık, Sivil Savunma ve İtfaiye teşkilatlarına
gerek bulunmaktadır
BİYOLOJİK
SAVAŞ MADDELERİNDEN KORUNMA TEDBİRLERİ
1- Genel
Tedbirler
a)
Sağlık,
İtfaiye, Sivil Savunma ve diğer ilgili personel ve halk,
biyolojik savaş hakkında bilgilendirilmelidir.
b)
Bunlara hijyen kural
ve esasları öğretilmelidir
c)
Bütün yurtta aşı,
serum, ilaç, hastane, doktor ve sağlık personeli yeterliliği
sağlanmalıdır.
d)
Planlanan aşılar
zamanında yapılmalı ve gerekli sıhhi tedbirler alınmalıdır.
e)
Biyolojik savaş
maddelerine karşı koruyuculuk sağlayan malzemeler (maske,
koruyucu elbise, kitler) temin edilmeli ve kullanılması
öğretilmelidir.
f)
Şahsi ve çevresel
temizliğe dikkat edilmelidir.
g)
Su ve besin maddeleri
temiz olarak kapalı kaplarda bulundurulmalı ve gerektiğinde
kaynatılmalıdır.
h)
Hastalıklar, ilgili
yerlere derhal haber verilmelidir.
I)
Yetkililerin emir ve
talimatlarına uyulmalıdır
2- Bireysel
Tedbirler
a) Varsa maske
tak.
b)
Kirlenmiş sahadan en
kısa sürede uzaklaş.
c)
Hiç bir şeye el sürme
ve yere atılmış eşyaları alma.
d)
Elbiseni
düğmele, eldivenlerini giy ve açık yerlerini kapat. (kesik ve
yaralar, yara bandı ile kapatılmalıdır.)
e)
Yakınında sığınak
varsa sığınağa gir.
f)
Yanındaki içecek ve
yiyecekten başkasını yeme.
g)
İçecek ve yiyecekleri kaynat.
h)
Kullanılacak malzeme
ve araçları sterilize et.
ı)
Vücudunu temiz tut.
j)
Hastalık halinde
derhal doktora müracaat et.
k)
Şaşırma, heyecanlanma
ve şayialara inanma
3- Toplu Korunma
Toplu olarak
korunma sığınaklar ile sağlanır. Sığınakların havalandırma
tertibatlarının filtreli olması, giriş ve çıkışlarının iyi izole
edilmesi gereklidir. Ayrıca sığınaklarda personele yetecek
temizlik ve tedavi maddelerinin bulundurulması gereklidir.
4- Sığınaklarda
Uyulması Gerekli Kurallar
a)
Sığınağa girenlerin temizliği yapılmalıdır.
b)
Kontrol ve muayeneden
geçirilmeyen gıda maddeleri ile su sığınağa sokulmamalıdır.
c)
Yiyecek ve içeceklerin
kapalı kutularda bulundurulması, yiyeceklerin pişirilmeden
yenmemesi ve suların kaynatılmadan içilmemesi gerekir.
d)
Çöp ve dışkıları naylon torbalara doldurulup ağızları bağlı
tutulmalı ve dezenfekte edilmelidir
BİYOLOJİK
SAVAŞ MADDESİ İLE KİRLENEN PERSONEL VE EŞYANIN TEMİZLENMESİ
Biyolojik taarruzdan
sonra temizlenmek için en basit ve en tesirli usul, su ve
sabunla yıkanmak ve yıkamaktır
1-
Personelin Temizlenmesi
Biyolojik maddelere
maruz kalan personel, sıcak sabunlu su ile yıkanarak temizlenir,
varsa mikrop öldürücü sabunlar kullanılmalıdır.
2- Eşyaların Temizlenmesi
Kirlenen elbise ve
çamaşır ile diğer eşyalar ilk fırsatta sabunlu veya deterjanlı
su ile yıkanır ya da kaynatılarak temizlenir. Koruyucu maske,
filtre elemanları çıkarılarak dış ve iç kısımları temiz bir
bezle temizlenir, sonra ılık sabunlu suda yıkanır ve dezenfektan
kimyasal eriyikler kullanılarak temizlenir
3 Yiyecek ve İçeceklerin Temizlenmesi
Biyolojik madde ile
kirlenen yiyecek ve içeceğe çok fazla dikkat edilir. Yiyecek ve
içecekler hastalık meydana getiren tabii kaynaklardır. Sağlık
personeli tarafından yenmelerine ve içilmelerine müsaade
edilmedikçe kullanılmaz. Ancak aşağıdaki temizleme işlemleri
yapıldıktan sonra yenilebilir ve içilebilir
a)
Taze sebze ve meyvelerin kirli kısımları kesilerek atılır ve bol
su ile yıkanarak temizlenir.
b)
Et ve buna benzer maddelerin 1-2cm. kalınlığında üst kısımları
kesilip atılarak veya pişirilerek temizlenir. Kuru yiyecek
maddeleri için kaynatarak pişirme en iyi yoldur.
c)
Teneke ve cam
veya plastik ambalajlı yiyecek maddeleri kutusu açılmadan evvel
15 dakika suda kaynatılarak veya su ve sabunla yıkanarak veyahut
mikrop öldürücüde dezenfekte edilerek temizlenir. Kural olarak
açıktaki bütün sular dökülmelidir. Ancak bu gibi sular kullanmak
mecburiyetinde kalınırsa su iyice kaynatılmalı (en az 15 dakika
) ve içine su arıtma tabletleri atılmalıdır. Kapalı kap ve su
şişelerindeki su, dış yüzeyleri temizlenmek suretiyle içilecek
hale getirilir. Çeşme ve akarsuların suları tıbbi kontrolden
geçmeden içilmemeli ve kullanılmamalıdır.
4-Binaların
temizlenmesi
Özellikle ahşap
binaların temizlenmesi güçtür. Binalar kireç kaymağı ile
fırçalanarak veya süngerle, sıcak sabunlu su ile veya çamaşır
sodası ile yıkanarak veyahut havalandırılarak temizlenir. Ayrıca
binalar, biyolojik temizleyici madde kullanılarak da temizlenir.
5-Açık Yerlerin Temizlenmesi
Güneş ışığının bir çok
mikroorganizmaları öldürücü etkisi olduğundan, genel olarak
açıktaki gölgesiz yerleri temizleyebilir. Bununla beraber alçak
ısılarda gölgeli bölgeler saatlerce tehlikeli olarak kalabilir.
Geniş bölgelerin temizlenmesi mümkün değildir. Ancak,
kirletildiğinden şüphe edilen önemli bölgeler, kimyasal
temizleyiciler ve kostik soda eriyiği gibi temizleme maddeleri
kullanılarak temizlenir.
http://www.ssgm.gov.tr/
|
 |