DEPRESYON


  

Depresyon
Depresyon ya da (diğer adıyla melankoli) çağdaş toplumun sık görülen bir hastalığıdır. En hafif şekliyle kendini "basit bir uyku bozukluğu", ya da "moral bozukluğu" gibi gösterebilirken, ağır durumlarda kişinin intihar etmesine neden olacak kadar ilerlemiş olabilir. Nasıl olursa olsun depresyon kişinin yaşamını ve ilişkilerini etkili yaşamasını engeller ve hayatta ulaşabileceği noktaya varamadan keyifsiz bir yaşam geçirmesine neden olur.
Depresyon bir "ruh hastalığı "olmasına karşın, çoğu zaman tanı başka bir branş hekimi tarafından konmakta ve hafif durumlarda tedavi bu aşamada verilmektedir. Ancak ileri durumlarda ilgili doktor diğer psikiyatrik hastalıklardan ayırıcı tanı için psikiyatri uzmanından konsultasyon isteyebilir.
Aşağıdaki belirtilerden beş veya daha fazlası varsa ve bunlar iki haftadan uzun sürmüşse, ya da belirtilerden herhangi biri iş yaşamınızı veya aile yaşantınızı olumsuz yönde etkiliyorsa yardım almak için bir doktora başvurmanızda fayda var:S
Depresyon belirtileri:
-Kendini sürekli olarak keyifsiz ve "boşlukta" hissetme
-Cinsellik de dahil olmak üzere önceden zevk alınan günlük işlevlerin zevk vermemesi ve bunlara ilginin kaybolması
-Kendini "bitkin", yorgun hissetme
-Uyku bozuklukları (uykusuzluk, sabah erken saatlerde uyanma ya da aşırı uyuma)
-İştah bozuklukları (iştahın artması veya azalması, buna bağlı olarak kilo değişiklikleri)
-Dikkati bir konuda toplayamama, hatırlama güçlüğü, karar vermede zorlanma
-Suçluluk, değersizlik duyguları
-Sinirlilik, kolayca ağlama
-İntihar düşüncüleri veya intihar girişimi (bu belirti depresyonun ileri olduğunu gösterir ve asla ihmal edilmemelidir)
-Tedaviye cevap vermeyen eklem, kas ağrıları
-Alkol ve ilaç bağımlılığı
Depresyon ek olarak iş yerinde de kendini şu şekilde gösterebilir:
-Kişinin verimliliğin azalması
-Kişinin işbirliğinin azalması
-İşyerinde kişinin güvenlik hataları yapması ve böylece kazalara maruz kalma riskinin artması

Bu belirtiler günlük hayatta sıkça görülmez mi?
Bu görünümü ile depresyon günlük hayatta sıkça karşılaşılan hayal kırıklıkları, karamsarlık, kendine güvende düşmelerle karışabilir. Depresyonun bu yaşamsal olgulardan farklılığı kişinin ''düştüğü çukurdan bir türlü çıkamaması'' olarak tanımlanabilir.

Zaten depresyon tanısı yukarıdaki belirtilerin iki haftadan uzun sürmesi halinde konulmaktadır.

Depresyonun tanınmasının önemi nedir?
Toplumda çoğu kez depresyondaki kişi bu konuda deneyimi olmayan kişiler ya da yakınları tarafından yanlış algılanmakta, durumun ciddiyeti tam anlaşılamayabilmektedir. Bunun sonucu olarak depresyondaki kişiler çevrelerinden yeterince yardim, ilgi, anlayış göremeyebilirler. Çoğu kez depresyondaki kişiye ''rahatla, bunlardan kurtul'', ''gez, toz, tatile çık, kendine gelirsin'' gibi öneri ya da eleştiriler yapılır. Depresyondaki kişi ise çektiği sıkıntıların yanı sıra anlaşılamama, rahatsızlığını, sıkıntısını aşırı abartıyor gibi görünme gibi güç durumlar yasar.

Depresyonun türleri nedir?
Depresyon belirtileri ağırlığına göre çeşitli ciddiyet derecelerinde karsımıza çıkar. Yukarıdaki belirtilerin yüksek oranda yaşandığı, acı ve hüznün derinleştiği melankolik depresyonlarda tabloya ölüm ve intihar düşünceleri eklenir. Hayatin giderek anlamsızlaşması ve hissedilen ızdıraplar koşulları tahammül edilmez hale getirebilir. Bu tür ağır ve iyileşmesi güç depresyonlar yarattığı çaresizlik duyguları nedeniyle ''psikiyatrinin kanseri'' olarak adlandırılırlar.

Yine bu ağır depresyonlar kişinin realiteyle ilişkisini bozar hezeyan ve halisünasyonlara yol açabilir. Bunların içeriği depresyonla ilişkili olarak suçluluk, kötülük görme, hiçlik konularındadır. Örn: Tüm kötülüklerden sorumlu olduğunu düşünme, beyninin ya da bedenin çürüdüğü seklinde hezeyanlar ya da suçlayıcı sesler duyması seklinde halisünasyonlar olabilir.

Bir diğer depresyon türü de maskeli depresyondur. Bunda tipik depresyon belirtileri olmayabilir. Huy değişikliği, çevreyle sıkça çatışmalar, huzursuzluk, ilişkilerde bozulma, başarıda düşme, alkol kullanma eğilimi gibi kolay tanımlanamayan belirtiler vardır. Bunların dışında birçok depresyon türleri de vardır.

Depresyonun sıklığı nedir?
İnsanların hayatlarının bir döneminde depresif belirti gösterme olasılığı % 20' dır. Depresyon sıklığı kadınlarda erkeklerin iki katidir. Yas grubu olarak farklılık göstermez. Her yasta görülebilir.

Depresyonun nedenleri nelerdir?
Depresyonun oluşmasında kalıtsal, toplumsal, psikolojik ve biyolojik etmenlerin birlikte rol aldığı düşünülmektedir. Ciddi depresyon geçirmiş anne-babaların çocuklarının depresyon geçirme olasılığı biraz daha yüksektir.Depresyon sırasında beyinde biyokimyasal değişimler olmaktadır. Nörotransmiter adi verilen serotonin, noradrenalin vb. maddelerin yoğunluklarındaki değişimler ve bazı hormonsal değişimler ortaya çıkmaktadır. Bu değişimlerin kalıcı olmadığı bilinmekle birlikte bunların sebep-sonuç ilişkileri tam olarak aydınlatılamamıştır.

Çocukluk döneminde yaşanan bazı deneyimler örneğin anne ya da babanın kaybı, uzun süre ayrı kalma, yetişkinlik döneminde es ve evlilik ile ilgili problemler, destek verici bir sosyal çevreden yoksun olma, ekonomik ya da isle ilgili sorunlar, geçimsizlik vb. yasam olaylarının da depresyonla ilgisi birçok araştırmacı tarafından gösterilmiştir.

Tedavisi nasıl?
Depresyon büyük oranda tedavi edilebilir bir hastalıktır. İki tedavi yöntemi vardır. İlaç ve psikoterapi. Depresyonun alevli olduğu dönemlerde ilaç tedavisi gereklidir. Terapi depresyonun gerilediği dönemlerde, hastalığın hasarlarını onarma ve depresyondan korumayı hedefleyici olarak uygulanır. İlaç kullanımı uzun süreli ve uygun dozlarda olmalıdır. Bir ruh hekiminin kontrolünde verilmesi gereklidir.

Depresyon Konusunda Bazı Öneriler:
- Depresyonun bir hastalık olduğunu kabul edin ve bir psikiyatrikten yardim isteyin.
- Her insanin hayatinin belli bir döneminde depresyon geçirebileceğini düşünün.
- Depresyonun bir zayıflık ve güçsüzlük belirtisi olmadığını düşünün.
- Çok önemli kararları hemen vermemeye çalısın.
- İnsanlardan uzak kalmamaya çalısın.
- Televizyondaki şiddet ve korku filmlerini izlememeye çalısın. Hobilerinize yönelik ya da komedi programlarını izlemeye çalısın.
- İsteksizlik düşüncelerine rağmen, küçük de olsa faaliyetlerde bulunun (elişi, yemek, tamirat vb.).

 

 


Depresyon yaşı düşüyor
Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Rasim Somer Diler, günümüz dünyasında çocuk ve gençler dahil tüm insanları tehdit eden en önemli hastalığın, depresyon olduğunu söyledi. Diler, yaklaşık 20 yıl önce çocuklara depresyon tanısı konulabileceği düşünülemezken, bugün bu hastalığın çocukların yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürdüğü ve intiharların ana sebebi haline geldiğini bildirdi. Diler, Dünya' da ve Türkiye'de yapılan araştırmalara göre, çocukların yüzde 2'sinde, ergenlerin ise yüzde 4-8'inde depresyon görüldüğünü anlattı.

12 Şubat-
 

Yrd. Doç.Dr. Rasim Somer Diler, ilköğretim çağındaki çocukların yaşadığı okul, sınav ve karne kaygısı, ailenin olumsuz tutumu, ergenlik döneminin depresyonu tetikleyici faktörler olduğunu belirtti. Diler, birçok ruhsal sorunun, biyolojik sorunlara da zemin hazırladığını, depresyona karşı erken tanı ve tedavinin yüz güldürücü sonuçlar verdiğini, geç kalındığında ise telafisi güç bazen de imkansız olayların kaçınılmaz olduğunu kaydetti.
 

ARAŞTIRMA SONUÇLARI
Diler, çocuk ve ergenlerde depresyonu araştırmak üzere Adana'da yaptıkları araştırmanın, Dünya' daki ve Türkiye'deki diğer araştırmalarla benzer özellik gösterdiğini belirterek, depresyon oranını çocuklarda yüzde 2.7, ergenlerde ise yüzde 1-3 olarak bulduklarını kaydetti. Araştırmada, hem kız hem de erkek çocuklarda, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında depresif puanların yükseldiğini belirlediklerini ifade eden Diler, söyle konuştu:
"Depresyon, ilköğretim çağındaki çocuklarda da görülüyor. Okul, sınav ve karne kaygısı, ailenin olumsuz tutumu, mevsimsel değişimlerin neden olduğu karamsarlık ve ergenlik dönemi, depresyonda tetikleyici faktörleri oluşturuyor. Depresyon, erkek ve kızlarda hemen hemen eşit oranlarda görülmekle birlikte, kızlarda biraz daha fazla olduğu tahmin ediliyor."
Diler, aile içi çatışmalar, anne veya babanın kaybı ya da ayrılması gibi sorunların da çocuklarda depresyonu etkileyen faktörler olduğuna işaret etti. Adana'daki araştırmada, depresif atakların genelde 7-9 ay devam ettiğini, tekrarlama ihtimalini ise yüzde 20-60 olarak bulduklarını vurgulayan Diler, söyle devam etti:

BELİRTİLER
"Depresyona giren çocuk ve gençlerin büyük bölümünde, halsizlik, bitkinlik, keyifsizlik, mutsuzluk, ilgide azalma, sosyal ilişkilerden uzaklaşma, suçluluk, değersizlik, ümitsizlik, enerjide azalma, kayıp konsantrasyon, iştahsızlık ve sürekli sinirlilik hali tipik belirtiler olarak görüldü."
Diler, birçok ruhsal sorunun, biyolojik sorunlara da zemin hazırladığını, depresyona karşı erken tanı ve tedavinin yüz güldürücü sonuçlar verdiğini, geç kalındığında ise telafisi güç bazen de imkansız olayların kaçınılmaz olduğunu kaydetti. Diler, depresyonun, mutlaka tedavi edilmesi ve hafife alınmaması gereken bir hastalık olduğunu sözlerine ekledi.


Çocukların yüzde 2'sinde, ergenlerin yüzde 4-8'inde görülen depresyonun önemli bir halk sağlığı sorunu olduğu ve depresyona girme yasinin düştüğüne dikkat çekildi.


İNTİHARA GÖTÜREN DEPRESYON

İntiharın sinyalleri:
İntihar etmeyi düşünen kişiler, bu girişimlerini gerçekleştirmeden önce bazı sinyaller verir. Bu sinyaller konusunda uyanık olarak, olası intihar girişimlerini engelleyebiliriz. İntihar etmeyi düşünen kişiler aşağıdaki şekillerde davranma eğilimi gösterebilirler;
· ani davranışsal ve duygusal değişiklikler
· sürekli ölümden veya ölme isteğinden özetme
· intihar etmeyi düşündüklerini direk söyleme
· kendilerine zarar verici davranışlarda bulunmak
· veda veya ayrılık sözleri, mektuplar
· dargınlıkları sonlandırma girişimleri
· hayati umursamadığını ifade edecek mesajlar verme
· bir depresyon döneminde hızla iyileşme
İntihar kararını tetikleyici yasam olayları
Gençlerde ve çocuklarda intihar etme kararını vermeyi kolaylaştırıcı bazı yasam olayları konusunda bilgi sahibi olmak da, intiharı engelleme konusunda bize yardımcı olabilir. Aşağıdaki olaylar depresyonda olan bir çocuk veya genç için bardağı taşıran son damla olabilir, zaten yaşama isteği çok azalmış olan genç, ümitsizice kapılarak yaşamına sonlandırmaya karar verebilir;
· aile içi ağır bir kavga
· cinsel taciz veya fiziksel şiddet
· hakaret veya aşağılanma (özellikle başkalarının yanında)
· duygusal bir ilişkinin sona ermesi
· okul basarisizliği (sınıfta kalma, okuldan atılma vb.)
· agir bir haksızlığa maruz kalma
· cezalandırılma korku ve kaygısı
Daha önceden intihar girişiminde bulunan kişilerin yeniden intiharı deneme olasılıkları %75 civarındadır. Bu nedenle önceden intihar girişiminde bulunan gençlerin anne-babaları bu konuda çok dikkatli olmalıdırlar. Aileler ve eğitimciler, hastalıkların kimseye ayrıcalık tanımadığını, her gencin depresyon geçirme riski taşıdığını unutmamalı ve şüphelendikleri bir durumla karsılaştıklarında hiç zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmalılar. Bu konunun bir an önce gündemden inmesi ve bir daha bu konuda yazmak zorunda kalmamak dileğiyle...


"İçinizdekileri dökmezseniz, dökmedikleriniz sizi yok eder."The Gnostic Gospel of Thomas.

Bu basit biyolojiyi öğrendiğinizde kendi kendine yardim önlemleri doğal hale gelecektir. Tüm çocuklar kızgınlıkla doğarlar, bu kavga veya karsı koyma reaksiyonlarının bir parçasidir. Ailelerimiz bizleri yanlış yetiştirdiklerinde ya da istemeden dahi olsa duygusal anlamda göz ardı ettiklerinde, mazur görülebilecek kızgınlıklarımızı bastırmamıza sebep olurlar. Hiç bir aile mükemmel olmak zorunda değildir, ama kızmaya hakkimiz olmalıdır. Kızgınlığın bastırılması travmanın kendisinden daha tehlikelidir. "Ağlama çocuğum, Sus bebeğim" sözleri bile çocuğa değil aileye hizmet etmektedir. Fakat muhtemelen ailelerimizde çocukluklarında kızgınlıklarını bastırmak zorunda kalmışlardır, ve bu onlar için de bir terapidir. İstemsiz olarak başkasına bağımlı ilişkiler oluştururuz, bunlar bastırılmış kızgınlık ve üzüntülerin serbest bırakılması amacıyla çocukluktaki ilişkilerin yeniden oluşturulmasıdır.Bir çoğumuzun bize ailelerimizi hatırlatan ortakları, patronları ve arkadaşları vardır ve biz onlarla olan ilişkilerimizde mutlu değilizdir.
Beyindeki zehirlenme duygusal bozukluk ve depresyon ve bağımlılıklara sebep olur.
Kızgınlık bastırıldığında, toksak miktardaki nöral ileticiler, ailelerimizle ilgili hatıraların saklandığı nöral yolları tıkar(1). Çocukluktaki travmayı hatırlamayız. Periyodik ditoksifikasyon krizleri sırasında, bastırılmış kızgınlığı temsil eden bu toksinler yolları bir anda açarlar, ve bunun sonucunda endişe, cinnet hatta yanlış yönlendirilmiş aşırı kızgınlık gibi sinirsel semptomlar ortaya çıkar. Çünkü bazı alanlar diğerlerinden daha fazla tıkanır, kızgınlık çoğu zaman yanlış nöronlar ile hatalı yönlendirilir. Bunun anlamı kızgınlığın yanlış insana yönlendirilmesi veya içe yönlenirle suç ve hatta intihar düşüncesine dönüşmesidir. Düşünceler ve hisler yanlış yönlendiğinde, düşünme aldatıcı hatta psikoza yönelik olabilir. Ama heyecanlandırıcı sinir semptomları detoksifikasyon krizleridir ve iyileştirici olaylardır --bastırılmış kızgınlığın serbest bırakılması için yolların açılması-ve eğer bu semptomlar sırasın kızgınlığı zihnimizde geçmişe yönlendirirsek daha fazla yol açılabilir ve bu da iyileşmeyi hızlandırır. İyileşme periyodik bir detoksifikasyon sürecidir. Uyarıcılara karsı şiddetli arzu ve baskın bağımlılıklar detoksifikasyon süreci bitene kadar durmayacaktır, çünkü homeopatide olduğu gibi uyarıcılar gerekli detoksifikasyon krizlerinin tetikleyicileridir.

Kendi kendine yardim önlemleri iyileşmeyi hızlandırır.
Alkoliklerin Yetişkin Çocukları toplantılarında, veya deneyimsel terapilerde kızgınlığı aileler ve bakıcılar hakkında paylaşımlarla serbest bırakıp yönlendiriyoruz. Eğer gün boyunca ortaya çıkan kızgınlığın belirtisi olarak heyecanlandırıcı sinirsel semptomlar belirleyebilirsek iyileşme hızlanabilir. Semptomları bastırmak yerine korku hissedilmeli, bastırılmış kızgınlık olarak algılanmalı ve kızgınlık serbest bırakılıp yönlendirilmelidir. Birine sinirlendiğimizde onunla girdiğimiz itiş kakış ailemizle ilgili bastırılmış kızgınlığın bir göstergesidir. Bu kızgınlık ailemizi canlandırırken veya onları düşünürken yatakta tepinme ve bağırma ile serbest bırakılabilir. Onlara DEGIL onların içindeki hastalığa saldırırız. Eğer bağırmak çok gürültü olacaksa, zihnimizde onlarla sakin bir şekilde konuşabiliriz. "Kendinden utanmalısın" seklindeki sözlerle ailelerimizin sesleri kafamızda kalır, "Git basımdan" demek ise yarar. Ortaya çıkan kızgınlığı gösteren diğer semptomlar, heyecan, nörotik korku, panik atak, zorlayıcı düşünce veya davranışlar, cinnet, paranoya ve kindir. Bunların hepsi detoksifikasyon krizleridir ve kızgınlığı serbest bırakıp yönlendirme fırsatlarıdır. Korku ve diğer semptomlarla kızgınlığa gidin ve kızgınlığı yönlendirin. Kızgınlığı zihinsel olarak tüm gün boyunca yönlendirmek önemlidir. Semptomlar kim sayal ve psikolojik uyarıcılara karsı şiddetli arzudur. Bunlar suçluluk veya kendine güvensizlik ya da intihar düşünceleri olabilir, sebebi kızgınlığın içe dönmesidir. Semptomlar kızgınlık, öfke veya saldırgan davranışların masum ya da kısmen masum kişilere yanlış yönlenmesi olabilir. Eğer kızgınlık yoğun ve mevcut etkileşim durumuyla orantılı değilse, bunun çoğunluğu geçmiş travmadan kaynaklanan kızgınlıktır ve geçmişe yönlendirilmelidir. Bunu bir toplantı ya da terapideymişçesine yapıp diğer insanlara yöneltmemek önemlidir. Eğer yoğun kızgınlık mevcut bir etkileşimde tetiklenirse, gerekli kızgınlık çoğu yatakta tepinerek serbest bırakıldıktan sonra ifade edilebilir. Önceki travmanın detaylarını hatırlamak gerekli değildir. Benzer suiistimalcilerin karakteristikleri, örneğin bay veya bayan otoriteler figürleri, ortak nöral yollarda bulunur, detoksifikasyon krizinde tüm geçmiş suiistimalcileri düşünmek detoksifikasyon sürecini hızlandırır. Bunlar, akrabalar, patronlar, yetkililer, ortaklar veya arkadaşlar olabilir. Hatta Tanrının ailevi otorite seklindeki nosyonları da geçmişteki suiistimalcilerin karakteristikleri ile birlikte saklanır ve Tanrıya da isyan ettirir. Gerçek Tanrı bize iyi olmamız için yardımcı olur.
Ruh hali değişimleri daha kötüleşebilir ama geçicidir.
Kızgınlığın boşalmasından sonra sıklıkla hızlı anki depresan etkisi olan "yüksek" olur. Bu iyileşildiği anlamına gelmez. "yüksek" sonrası depresyon veya uyuşturucuya benzer uyku gelebilir. Bir sonraki detoksifikasyon krizi depresyondan çıkmayı sağlar. Ağlamak ve yoğunlaşarak aylarca sürebilecek hüznü serbest bırakmak önemlidir. Bas ağrıları, terleme ve ateş normaldirAkis-sonrasına kısa sürede ulaşılabilir.
Akis-sonrası bastırılmış kızgınlığın çoğunun bırakılmasıdır. Ani bir tedavi olmamakla birlikte, heyecan ve depresyondan dramatik bir kurtuluş ve ana ruh hali değişikliklerinin bitişidir. Akis-sonrasındaki kişiler Art hur Janov tarafından tanımlanan normal kişilerin karakteristiklerine sahiptirler. Daha dolu yaşadıklarını hissederler, arkadaş canlısıdırlar, sabırlıdırlar itilip kakılmazlar, üzülür ama depresyona girmezler, neşelenirler. Daha sağlıklı ilişkileri olur, kendilerini koruma dışında şiddete başvurmazlar. Daha sakindirler, rahatlıkla uyuyabilirler ve uyuturu almış gibi uyumazlar. Daha verimli çalışırlar ve is dışında keyiflidirler. Kısa süreli hafıza ve konsantrasyonları artar. IQ ları belirginleşir. Çocuklukla ilgili anıları acılardan arınmış biçimde hatırlanır. Affedebilirlik bilinçli bir hareket değildir, ama kızgınlık akışı tamamlandığında kendiliğinden gelir, ailelerle gergin olan ilişkiler genellikle arkadaşçadır. Kızgınlığın çoğu, her ne kadar bazı eski kızgınlıklar olsala mevcut durumla ilgilidir.Geçmişin kalıntılarının tamamen silinmesi için kızgınlığı yönlendirmeye bir süre daha belki bir yıl devam edilmesi gereklidir. Kızgınlığı hissetmeye devam etmek önemlidir, çünkü nöronlar gene tıkanabilir ve ruhsal farklılıklar tekrar belirebilir Fiziksel sağlık gelişir.
Beyindeki zehirlenme hipofiz bezinin ve diğer kontrol organlarının periyodik olarak az ve fazla uyarılmasına sebep olur. Ditoksifikasyon bittiğinde, psikosomatik bozukluklar kaybolur. Fiziksel sağlık daha iyidir, çünkü nöral yollar açıktır ve sinir sistemi günlük ditoksifikasyon görevini yapabilir. Düzeltilemez organik hasarlar dışında, firiksel bozukluklar kaybolmaya baslar, özellikle de beslenme değişiklikleri yapıldıysa. Akis-sonrası insanlar abur cuburları veya uyarıcıları kaldıramaz, daha çok do gol gıdalarla beslenmeyi tercih ederler. Uyarıcılar, rafine seker, ekmek ve süt ürünlerinden uzak durmak gelecekteki depresyon ve sinirsel semptomları engeller.Tüm bağımlılıklardan kurtulma ve gerçek öfori kalıcıdır.
Çamurlu kazan döneminden sonra normal duygular kazanılır. Bağımlılıklar azalır. En iyi tanımı heyecan ve baskıdan arınma olarak yapılabilecek bir öfori vardır. Sevme ve sevilme kapasitesi ile yeniden doğarız
"İçindekileri dökersen, Döktüklerin seni kurtarır." The Gnostic Gospel of Thomas.

 


KIŞLA GELEN DEPRESYON

Kışın yaklaşmasıyla gribin yani sıra ''kış depresyonu'' nün da nisan-ekim ayları arasında dinamik, dengeli ve enerji dolu olan insanların, kış aylarında kendilerini sürekli yorgun ve aç hissetmelerine yol açtığı bildirildi.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tip Fakültesi Araştırma Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hayrettin Kara , ilkbahar ve sonbaharın baslarında dinamik, dengeli ve enerji dolu olan insanlara, kış mevsiminin başlamasıyla ve güneş ışığının az gelmesiyle bir gevşeklik geldiğini belirtti. Kara, bu dönemde çok sayıda kişinin kendisini sürekli yorgun, karnini aç hissedebildiğini ve morallerinin bozuk olduğunu söyledi.

 

Depresyon Testi
 

En az son iki haftadan beri aşağıdaki sorulardan en az beşine tam puan veriyorsanız sizde DEPRESYON sorgulanmalıdır.

1- Çökkün bir ruh hali, ilgi kaybı yada yaptıklarından zevk alamama
Hiç bir zaman
Ara sıra
Çoğunlukla
Her zaman
2- Günlük islerimi yapmaya karsi isteksizim
Hiç bir zaman
Ara sıra
Çoğunlukla
Her zaman
3- İştahım çok kötü (yada aşırı iştah artması oldu).Perhiz yapmadığım halde aşırı kilo kaybettim (yada kilo aldım )( Bir ayda vücut ağırlığının %5 inden fazlasını alma yada verme.)
Yanlış
Tam değil
Doğru

4 - Hemen her gün asiri uyuyorum (yada uykusuzluk çekiyorum)
Hiç bir zaman
Ara sira
Çogunlukla
Her zaman
5 - Sikintili ve huzursuz hissediyorum, yerimde duramiyorum.
Hiç bir zaman
Ara sira
Çogunlukla
Her zaman
6 - Kendini yorgun bitkin halsiz hissediyorum(Sanki enerjim çekilmis gibi)
Hiç bir zaman
Ara sira
Çogunlukla
Her zaman
7 - Kendimi degersiz asagilik yada suçlu gibi hissediyorum
Hiç bir zaman
Ara sira
Çogunlukla
Her zaman
8 - Dikkatimi bir noktaya toplayamiyorum
Hiç bir zaman
Ara sira
Çogunlukla
Her zaman
9 - Cinsel istegimde asiri azalma oldu
Yanlis
Kismi azalma var
Ileri derecede azalma var
Son zamanlarda hiç cinsel istek duymuyorum
10 - Depressif duygulariniz varsa hayatinizi ne kadar olumsuz etkiliyorlar
Etkilemiyor
Hafif düzeyde
Orta düzeyde
Ileri derecede

 

 

 

 

 

 


[Anasayfaya Dönüş]