Ağlamak deyince
hepimizin aklına ilk gelen canımızı sıkan bir durum karşısında
gözlerimizden akan gözyaşlarıdır.oysa bir çok başka durum
nedeniylede ağlayabiliriz Genellikle üzgün olduğumuzda veya
öfkelendiğimizde çok ağlıyoruz .Gözyaşımız ince ve duyarlı bir
deri tabakasına sahip olan gözlerimizi kurumaktan koruyan
gerçek bir savunma aracıdır.Ayrıca bakterilere karşı maddeler
oluşturarak onları yok eder.Göz merceğimiz toz tanecikleri ile
karşılaştığında gözyaşı bezleri hemen devreye girer. Hemen
gözyaşı salgılanır ve bu yabancı maddeleri sürükleyip
götürür.Yaşantımız boyunca yaklaşık 80 litre gözyaşı
akıtırız.Bu miktar büyük bir küveti doldurmaya yeter. Bebekler
ağlamayı konuşma dili olarak kullanır.Bu onların doğuştan
sahip oldukları bir özelliktir.
Gözyaşı nasıl oluşur? Üst göz kapağımızın içinde bulunan
gözyaşı bezleri günde yaklaşık bir yüksük dolusu sıvı
üretir.Göz kapağımızı her kapattığımızda bu sıvı gözümüzün
yüzeyine dağılır.Göz kapaklarımız arabanın cam silecekleri
gibi görev yapar.Daha sonra göz yaşı gözümüzün buruna yakın
köşesinde bulunan kanallar aracılığı ile burun boşluğuna
akar.Çok ağladığımızda bu kanallar tümüyle gözyaşı ile
dolduğundan gözyaşımızı burun boşluğuna iletmekte yetersiz
kalır ve fazlası damlalar haline yanaklarımızdan süzülür.
İnsanlar üzgün olduklarında neden ağlarlar? Bu soru bilim
adamlarını hala düşündürüyor.William Frey' e göre ağlayarak
rahatlıyoruz.Gözyaşlarımız sadece su, tuz ve yağdan oluşmuyor.
M utsuz olduğumuzda vücudumuzda salgılanan bazı maddeler var.
Vücudumuz bu maddelerden temizlendiğinde daha neşeli
oluyoruz.Diğer bazı araştırmacılar ise bu düşünceye
katılmadıklarını söylüyorlar.Onlar da bir grup gönüllüye film
izlettirerek daha sonra izleyicilere kendilerini nasıl
hissettiklerini soruyorlar, karamsar kişilerin neşeli kişilere
oranla daha kolay ve daha çok ağladıklarını saptıyorlar.Buna
göre her insanın ağlama eşiğinin farklı olduğunu belirtiyor ve
gerçek üzüntünün ağlamaya neden olabileceğini
söylüyorlar.Hollandalı psikolog Ad Vingerhoets bu görüşünde
doğru olabileceğini söylemekle birlikte kendi görüşünü şöyle
özetliyor." Diğer insanların bize acımalarını sağlamak için
ağlıyoruz.Bu şekilde onların bizimle ilgilenmelerini
sağlayarak yaşantımızı daha kolay hale getiriyoruz.
Değişik kültürlerde ağlamak farklı anlamla taşır. Örneğin
Nijerya' da bir bebek ağlasa anne baba tarafından ya
tokatlanır ya da çimdiklenir.Bu şekilde çocukların ağlama
huyundan vazgeçirildiği düşüncesi vardır.Avrupa da ve A.B.D '
de erkekler kolay ağlayamazlar. Bazı kültürlerde belirli
durumlarda ağlamak bir çeşit kural gereğidir.Özellikle cenaze
törenleri sırasında hatta Senegal' de görevleri sadece ağlamak
olan özel yas kadınları vardır.Onlar ölen kişilerin ardından
sekiz gün boyunca ağlarlar.
Hayvanlar üzüntülü yada sevinçli oldukları zaman mı ağlarlar?
Araştırmacılar unu bilmiyorlar.Fil bakıcıları fillerin üzgün
olduklarında ağladıklarını savunuyorlar.Fakat bunu sınamak çok
güç.Bu düşüncenin sadece filler için geçerli olduğunu söylemek
de zor. Bazı hayvanlarında üzgün olmadıkları halde
ağladıklarını biliyoruz.Örneğin timsahlar yemek yerken göz
yaşı dökerler.Çenelerini açtıklarında göz yaşı bezlerine baskı
oluşur ve çiğneme sırasında bu fazla salgı dışarıya taşarak
timsahta üzgün olmadığı halde ağlıyormuş gibi bir görüntü
oluşturur.
GÖZYAŞI BEZLERİ
Gözyaşı havayla
temasta olan kornea ve konjonktiva yüzeylerini nemlendirerek
kurumalarını önler; kornea ön yüzünde yaptığı ince tabaka ile
damarsız bir organ olan kornea epitelinin stromasının dış
katlarında oksijen, karbondioksit alış verişini
sağlar.Korneanın optik yönden niteliğini artırır. Gözyaşının
azalması kornea ve konjonktiva epitelinin dejeneresansına ve
yok olmasına bazı olgularda da keratinizasyonuna neden olur.
Gözyaşının salgılanması temel ve refleks olmak üzere iki
şekildedir.
Temel salgılanma: Yardımcı gözyaşı bezlerinin ( Krause ve
Wolfring ) ürettiği gözyaşı temel salgılanmadır.Normal
koşullarda kornea ve konjonktivanın gereksinimlerini
karşılamaya yeterlidir.
Refleks salgılanma: bazı refleksler sonucu uyarılan gözyaşı
bezleri aşırı gözyaşı üreterek gözde yaşarmaya ( Epifora )
neden olurlar.
Konjonktiva, kornea, iris ve burun mukozasının uyarılmalarında
da gidiş yolu trigeminüs geliş yolu fasiyal ( parasempatik )
siniri ile refleks salgılanma olur. Konjontivit keratit iritis
ve rinitte göz yaşarması bu mekanizmayla oluşur.Ayrıca esneme
kusma ve öksürükte de aynı yolla göz yaşarması olur.Aşırı
ışıkta ortaya çıkan epiforada refleksin gidiş yolu optik
sinirdir. Psişik ağlamada refleksin gidiş yolunun trigeminüs
siniri olduğu sanılmaktadır.
GÖZYAŞININ ÖZELLİKLERİ
Yardımcı gözyaşı
bezlerinin doğumla birlikte salgılamaya geçmelerine karşılık
esas gözyaşlarının üretime başlaması doğumdan bir ay kadar
sonradır. Bu nedenle yeni doğan çocuk ilk günlerde gözyaşsız
ağlar.
Kornea önü gözyaşı katları: Özellikle epitel olmak üzere
kornea dış katlarının metabolizmalarını sürdürebilmeleri üç
kattan oluşmuş kornea önündeki gözyaşının varlığına bağlıdır.
a) Yüzeyel kat:Meibomius ve Zeiss
kapak bezlerinin salgıladığı lipitlerin oluşturduğu yüzeysel
kat çok incedir.( % 1 ) Görevi gözyaşının dışarı akmasını ve
buharlaşmasını engellemektir.
b) Orta kat:Bütün katlar arasında
en kalınıdır.( % 98 ) Gözyaşından oluşmuştur.Korneaya yakın
kısmı müsinden zengindir. Oksijen, karbondioksit alış verişini
ve kornea yüzeyel katlarının tüm metabolizmasını sağlar,
kornea yüzeyini ölü hücrelerden ve yabancı cisimlerden
temizler.
c) Derin kat:En ince kattır. ( %
0.5 ) konjonktiva'daki çanak ( Goblet ) hücrelerinin
salgıladığı müsinden oluşmuştur.Kornea epiteli hücreleri
arasına girerek yüzeyin düzgünlüğünü ve müsinin tutma
özelliğinden dolayı gözyaşının korneada durmasını sağlar.Göz
kırpmalarında kornea yüzeyine yayılır.
Gözyaşının pH'ı 7.3 ile 7.8 arasındadır.
Gözyaşında % 98.2 oranında su vardır. Ayrıca içinde kan
plazması ile aynı oranda üre ve plazmadakinden daha az Glikoz
bulunur.Glikozun plazmadaki artışı aynı oranda gözyaşına
yansır.Gözyaşındaki proteinler albümin, globülin ve lizozimdir.Yumurta
akı burun mukozasını, kan serumu, mide ve bağırsakta da
bulunan lizozimin, bakterilerin cidarındaki
mükopolisakkaritleri tahrip ederek bakteriyolitik etkisi
vardır.
GÖZYAŞI YOLLARI
Temel
salgılanmayla oluşan gözyaşı buharlaşır ve konjonktiva
damarlarına geçerek gözü terkeder.Refleks salgılanmanın ürünü
olan gözyaşı da gözyaşı yollarından geçerek burun boşluğun
dökülür.
Göz kırpmada orbiküler kası kasıldığında lakrimal punktumlar
kapanır ve kanalikül içindeki gözyaşı gözyaşı kesesine oradan
da buruna geçer.Göz kapakları açıldığında kanaliküller tekrar
eski şeklini alır ve gözyaşını emer.Böylece gözyaşı yolları
emme basma tulumba gibi çalışır.Gözyaşı yolları dakikada 100
milimetreküp gözyaşını buruna aktarabilirler .Bu ölçünün
üstünde epifora olur.
GÖZYAŞI ORGANI
DOĞUŞTAN ANOMALİLERİ
A-Alakrima: ( Riley Day Sendromu
)Parasempatik sistemin bozukluğuna bağlı olarak gözyaşı
yokluğu ve kornea anestezisi yanında hareketlerde uyumsuzluk,
aksiyal hipotoni, ortostatik hipotansiyon vardır.Riley day
sendromu otosomik resesiftipte kalıtımsaldır. Hastaların yaşam
süesi fazla uzun değildir.
Aberrant gözyaşı bezleri:Konjonktivanın
herhangi bir yerinde gözyaşı bezleri olabilir.
Doğuştan lakrimal fistül:Üst
kapak tarzının üst ve dış kısmında çevresi kıllı fistül
vardır.Refleks uyarıcılarla ( soğuk hava, konjonktiva ve
kornea iltihapları, psişik durumlar ) fistülden gözyaşı akar.
En Mükemmel Göz Damlası: Gözyaşı
Çoğu insanın, "yalnızca ağlandığında akan tuzlu su" zannettiği
göz yaşı, sahip olduğu farklı görevlerdeki farklı karışımlarla
son derece özel bir sıvı dır.
Gözyaşının ilk görevi gözü mikroplara karşı korumaktır. İçinde
bulunan "lizozom" enzimi bir çok bakteri türünü parçalayabilme
ve mikrop öldürme özelliğine sahiptir. Lizozom sayesinde göz,
enfeksiyonlardan korunur. Bu madde, binaları mikroplardan
temizlemek için kullanılan kuvvetli bir dezenfektan olan
"fenik asit"ten bile daha etkilidir. Bu kadar güçlü olduğu
halde göze hiçbir zarar vermemesi büyük bir mucizedir.
Bu bilgilerin ışığı altında bir kez daha durup düşünmek
gerekir. Binaların dezenfekte edilmesinde kullanılandan daha
güçlü bir dezenfektan, nasıl olur da göz gibi hassas bir
organa hiçbir zarar vermez? Cevap çok açıktır: İçinde böyle
son derece güçlü bir dezenfektan bulunan gözyaşı gözün
kimyasal yapısına en uygun şekilde yaratılmıştır. Yaratılışın
her noktasında mevcut olan muhteşem uyum, aynı şekilde göz ve
gözyaşı için de geçerlidir.
Birbirlerinden bağımsız tesadüflerin, nasıl olup da
birbirleriyle bu kadar uyumlu sistemler oluşturabildikleri
evrimcilerin akıllarına getirmekten bile korktukları bir
konudur.
Bu güçte başka hiçbir dezenfektan göz üzerinde kullanılamaz.
Öte yandan insan yapımı hiç bir dezenfektan göz yaşının yerini
tutmaz. Göz ve gözyaşı arasında böyle mükemmel bir uyum söz
konusu iken, bunların ayrı ayrı tesadüfler sonucunda, evrim
sayesinde meydana geldiklerini iddia etmek ya maksatlı ya da
akılsızca bir davranış olacaktır. Tesadüfler sonucu, göze
zarar verecek rastgele milyarlarca bileşiğin oluşabilme
ihtimali varken nasıl olup da göz için hem böyle kuvvetli bir
temizleyici görevi görecek hem de göze en ufak bir zarar
vermeyecek bir sıvı sentezlendi? Bu ideal sıvı tesadüfen
oluşana kadar, yine tesadüfler sonucu oluşacak milyarlarca
zararlı bileşik, nasıl olup da göze bir zarar vermediler?
Gözün şu anki yapısıyla birlikte gözyaşının da şu anki
bileşimi ancak aynı anda birlikte bulundukları zaman göz
varlığını devam ettirebilir. Elbette buna beynin ve vücudun
tüm diğer sistemlerinin de aynı anda varolmaları gerektiğini
eklememiz kaçınılmazdır.
Peki kim
gözyaşının üzerine, buharlaşma etkisini hesap ederek böyle bir
kaplama yapmıştır? Bu kadar özel bir yaratılış, evrim gibi bir
hikayeyle nasıl izah edilebilir?
Gözyaşının üretimi de son derece hassas bir ölçü ile yapılır.
Gözyaşı sadece korneayı kurumaktan kurtaracak ve göz küresinin
yüzeyinin kayganlığını kaybettirmeyecek miktarda üretilir.
Böylece, göz hareket ettiğinde göz kapağının iç kısmı,
konjonktiva ile gözün üstü arasında sürtünmeden kaynaklanan
bir rahatsızlık meydana gelmez.
Gözyaşı yeterli miktarda üretilmeseydi, göz ile göz kapağı
arasında bir sürtünme olur, gözün her hareketi bir eziyet
haline gelirdi. Örneğin gözyaşı kuruluğu olan hastalarda,
gözlerde sürekli bir yanma ve gözün içinin kum dolu olduğu
hissi duyulur. Gözler şişer, kızarır ve bir süre sonra hasta
gözünü kaybeder.
Uyarıcı bir durum söz konusu olduğunda, mesela göze toz gibi
yabancı bir madde kaçtığında, gözyaşı üretimi otomatik olarak
artar. Bu bir yandan antiseptik amaçla daha çok lizozom
üretilmesini diğer yandan da uyarıcı maddenin dışarı
atılabilmesi için bol miktarda sıvı oluşmasını sağlar.
Gözyaşı
bezlerinin, ne eksik ne fazla, yalnızca şartların gerektirdiği
ideal miktarlarda sıvı salgılamasını sağlayan bir
denge-kontrol mekanizması ile donatılmış olması bile tek
başına evrimi çürütmeye yetecek bir mucizedir.
Normal bir insan, bir kutu içerisinde, üzerinde üretildiği yer
ve tarih yazan bir göz damlası görünce, hiçbir zaman o ilacın
tesadüfler sonucunda kendiliğinden meydana geldiğini düşünmez.
Aksini iddia eden bir kişinin ise akıl sağlığında ciddi bir
problem var demektir. Peki, sahip olduğu farklı kimyasal
maddeler, bu maddeler arasındaki hassas karışım oranı,
kendisini üreten salgı bezleri, otomatik salgılanma ayarları
ve boşaltım kanalları ile gözyaşının tesadüfen meydana gelip
göze yerleştiğini düşünen birisi sizce akıl sağlığı yerinde
bir insan mıdır?