|
|
Latince örümcek
anlamına gelen arakne kelimesinin
kökeni, Ovid'in Metamorfozlar adlı eserindeanlattığı mitolojik
bir hikayedir. Buna göre, bilgelik tanrıçası Atene, çok güzel
örgüler ören köylü kızı Arakne'yi kıskanır; onu bir örgü örme
yarışmasına davet eder. Yarışma yapılır. Atene, güzel örgüsünde,
olimpiyatlarda intikam tanrıçası Nmesis'in, tanrılara meydan
okuyan ölümleri taşımasını tasvir etmiştir. Lakin, Arakne'nin
örgüsü daha güzel olmuştur. Arekne örgüsünde ölümlere adaletsiz
ve haksız davranışlarda bulunan tanrıları tasvir etmiştir.
Yenilgiyi hazmedemeyen Atene, Arekne'nin örgüsünü yırtar ve
Arekne'nin başına örgüde kullandığı mekikle vurur. Üzüntüyle
oradan kaçan Arekne, bir ağacın dalına kendisini asar. Bunu
gören Atene, Arekne'yi bir örümceğe çevirir; böylece tanrılara
meydan okuyan Arekna hem cezalandırılmış olur, hem de örgü
örmeye devam eder.
Bu ilginç hikayeden sonra örümceklerin genel özelliklerini
açıklayalım.
Örümcekler böcek değildir. İkisinin en önemli farkı, böceklerin
altı bacağı varken örümceklerin sekiz bacağı olmasıdır. Ayrıca
böceklerin vücudu üç bölütlü, örümceklerinki ise iki bölütlüdür.
Son olarak genelde böceklerin binlerce minik gözden oluşan
bileşik gözleri vardır, örümceklerin ise genelde tane basit gözü
vardır.
Örümceklere duyulan aşırı tiksinti ve korkuya
araknofobi denir. Aksine çoğu
zararsızdır ve birçok zararlı böcekleri avlayarak tabiatı
temizleyen bir yaratıktır.
Antaktika dışında bütün kıtalarda, çok çeşitli iklim şartlarında
ve çöllerde yaşayabilirler. Birçok örümcek türü, özellikle
sonbaharın ılık günlerinde, ürettikleri iplikçikleri paraşüt
gibi kullanarak, rüzgar yardımıyla kıtalardan çok uzak okyanus
adalarına kadar yayılabilirler. 4500 metre yükseklikte bu
şekilde uçmakta olan örümcekler görülmüş, en yakın karaya 1500
kilometre uzaklıktaki bir gemide bu tip örümcekler bulunmuştur.
Örümcekler farklı kalitede ipekler üreten fabrikalar gibidirler.
Karın bölgelerinin alt kısmında meme şeklindeki konik
çıkıntılardan salgılanan ipeğimsi maddeyi çok çeşitli amaçlar
için kullanırlar. Çoğu örümcekte salgısı ve yapısı farklı en az
iki çeşit ipek bezi vardır. Bu bezlerin ürettiği ipliği kimyasal
özelliklerine göre farklı işlerde kullanırlar. Her ipliğin
esnekliği, dayanıklılığı, kalınlığı ve yapışkanlığı farklı
olduğundan, hangi iplik hangi işe daha uygunsa orada kullanılır.
Bazı ipleri av yakalamak için tuzak ağları kurmada, bazı ipleri
yuvalarının içini döşemede, bazı ipleri de yumurta ve sperm
topaklarını korumak için kullanırlar.
Milimetrenin binde birinden daha ince olan bu iplik aynı
kalınlıktaki çelik telden daha sağlamdır. Bu iplik kendi
uzunluğunun dört katı kadar esneyebilir. Ayrıca çokta hafiftir;
dünyanın çevresine sarılacak bu ipliğin ağırlığı sadece
320gr'dır.
Örümceğin ipliği ve kurduğu yuva kendisi için çok uygundur.
Fakat aynı yuva avları için bir tuzaktır. Örümceğin ağı
büyüklüğüne göre çok geniş bir sahayı işgal eder ama bu görüntü
aldatıcıdır. Asıl yuvası ortada küçük bir yerdir. Gerisi ise
avlar için tuzaktır.
Örümcek
İpliğinin Yapısı
Sentetik ve tabii
liflerden daha güçlü olan örümcek ipeğinin üretimi, sentetik
iplik üreten fabrikalardakine kısmen benziyor. İpek yapımında
kullanılan keratin isimli protein; tırnak ve saçlarımızda,
kuşların tüylerinde, memelilerin boynuzlarında, yılanların
pullarında bulunan çok yaygın bir proteindir.
İçinde birçok protein bulunan sıvı ipek maddesi, iplik haline
gelmeden önce fışkırtılmak üzere bez kanalında ilerlerken, bu
kanalın duvarını teşkil eden hücreler tarafından çok hızlı bir
şekilde suyu çekilir; diğer kanaldaki hücrelerde hidrojen
atomlarıyla bu suyu aside dönüştürürler. Yoğunlaşmış proteinler
asit havuzuna girince, köprülerle birbirine bağlanarak iplik
haline dönüşür. Bu sürecin alt birimlerinde, farklı iplik
çeşitlerine göre farklı keselerde, farklı yollara sokularak daha
değişik iplikler meydana getirilir.
Farklı kimyevi maddeler, farklı oranlarda ihtiyaca göre
karıştırılarak çok farklı çeşitte ip üretilmesine olanak sağlar.
Böylece avlanmada kullanılan iplikler yapışkan, avlanma sonunda
avla yuvaya dönerken örümceğin üzerinde yürüdüğü ipler daha
sağlam ve esnektir. Ayrıca avın sarıldığı ipler şerit şeklinde
ve hareket ettikçe sertleşen özellikte, yumurta keselerini
koruyan ipler mikroplara karşı antibiyotikli, asansör olarak
kullandığı ipler kaygan, yuvanın ilk kuruluşundaki temel ipler
ayrı kalınlıkta, aralarındaki atkılar ise daha incedir. Bütün bu
iplikleri örümcek, ayaklarının estetik hareketleriyle
yönlendirir ve yerli yerine yapıştırır. Bazı iplikleri örümcek
ayağındaki tarakla tarayarak düzeltir. İpliklerin gerilime maruz
kaldığında üzerinde çatlaklar oluşmaması için her tarafı sıvı
bir malzeme ile kaplanır.
Estetik cerrahları bazı örümcek türlerine ait ipliği, hassas
tendon ve eklem ameliyatlarında kullanmaya başlamışlardır.
Örümcekler ağlarını kurmada iplerini yapıştırdığı noktaları
aralarındaki açıları, dengeli ve gerginliğin hesaplarını da
yapar.
Örümcekler genelde böceklerle beslenirler. Aklımıza gelmeyecek
taktiklerle birçok böceği yiyerek, ekolojik dengede önemli
görevleri vardır. Böylece böceklerle baş etmemize yardımcı
olurlar. Aksi halde böceklerin çokluğu ve mahsüllere verdiği
zarar karşısında pes ederdik. Bunun yanında balık, hatta kuş ile
beslenen örümcek türleride vardır.
ÖRÜMCEK
TÜRLERİ
Aşağı yukarı otuz
beş bin örümcek türü vardır. Bunların 500 kadarı insanlar için
tehlikeli sayılabilir. Bir çoğunun zehirli bezleri bulunduğu
halde çoğunun ısırığı sadece kaşındırır. En zehirli tür olan
Karadul insan için nadiren öldürücüdür. Ortası huni şeklinde
gerilmiş büyük ağlar ören bu tür, 250-750 kadar yumurtayı bir
arada ipek kılıfla sararak saklar. Dişiler 3cm, erkekler ise
dişilerin ancak 1/4'i kadardır; dişiler, erkeğini, spermleri
aldıktan sonra kaçmasına fırsat vermeden yer.
Tarantula (Lycosa tarentula):
Kurt örümcekleri
ailesinden 2,5 cm kadar boyu olan ve Avrupa'da yaşayan tarantula,
çoğu örümceğin aksine ağ örmez. Ağlarını koşarak yakalar. Bunun
da zehiri üçlüdür. Fakat öldürücü değildir.
Güney Amerika'da yaşayan tarantula ise farklı bir familyadan
olup Theraphosa cinsine aittir. Bu türün gövde büyüklüğü 9-10
cm, bacak arasındaki mesafe ise ortalama 25-30 cm'dir. İri
yapılı ve tüylü olan bu tip, geceleri faaldir. Bazısı toprakta
açtıkları oyukta, kimisi de ağaçlarda yuva yaparak yaşarlar.
Bunlar; küçük kurbağaları, kertenkeleleri ve kuşları da
yiyebilir.
Bolas
Örümceği (Cladomelea langipes):
Müthiş bir kement
hazırlama ve atma tekniğine sahiptir. Görme duyusu çok zayıf
olmasına rağmen, uçan bir güvenin titreşimlerini hisseden bu tür
avlarını cezbetmek için kokular salgılayarak onların
yaklaşmasını sağlar ve ani bir hareketle avını yakalar; ısırarak
felç ettiği avını özel bir ipek ile sarar. Bu ipeğin özelliği,
sarılan avı taze tutmasıdır. Böylece tek öğünde tüketilmeyen
yiyecek bozulmadan saklanır.
Çölde yaşayan bir türümüz, korkunç sıcaklıktan korunmak için
toprağın içine bir tünel kazar ve kumları yapıştırmak için
hususî bir salgı salgılar. Ayrıca ipek ipliklerle de tünelin
içini iyice izole ederek, dışarının sıcaklığından korunur.
Tünelin ağzına ipekten bir kapak yapar. Üzerine komutlar için
üzerine kum ve çalı parçaları koyar. Gündüz sıcak olduğu için
geceleri avlanır, ayaklarını tünelin kapağından çıkarır ev
iplerini titreştirecek olan böcekleri bekler.
Aldatma
Ustası Örümcek
Bazı örümcekler
çiçeklerle aynı renk tonunda olmanın ötesinde aynı desene
sahiptirler. Günboyu üzerinde durduğu dal çıkıntısına olan
benzerliği sayesinde kedini kamufle eder.
Sanıldığının aksine birçok örümcek cinsi ağ kurmadan avlanır.
Avını ağ görmeden yakalayan örümcek cinslerinden biri "misumenoides
formosige" adlı örümcektir. Bu örümcekler, çiçeklerin içinde
kendilerini kamufle ederek, çiçeğe konan arıları avlayarak
beslenirler.
Misumenoides formosiges, sahip olduğu renk değiştirme özelliğini
kullanarak çiçeğin sarı ve beyaz renklerine uyum gösterir.
Ayaklarını da çiçeğin ortasına mükemmel bir şekilde gizler ve
avını beklemeye başlar. Ancak örümceğin sahip olduğu renk ile
üzerinde durduğu çiçek tıpatıp aynıdır. Örümceği çiçekten ayırt
edebilmek için son derece dikkatli bir şekilde bakmak
gerekmektedir.
Örümceğin pusuya yattığı çiçeğe konan arı bir süre sonra,
çiçeğin içindeki nektarı emmek üzere harekete geçer. Ancak tam
bu sırada, örümcek arıyı uzun bacaklarıyla yavaşça sarar, sonra
ani bir hareketle arıyı kafasından sokar ve zehrini doğrudan
arının beyninin içine enjekte eder ve daha sonra da avını yer.
Örümcek, çiçeğin üzerinde o kadar ustaca kamufle olmuştur ki,
bazen bir kelebek veya bir arı hiç farkında olmadan örümceğin
üzerine bile konabilir.
Aldatmaca Uzmanı Portia Örümcekleri
Portia Fimriata
örümceği diğer pek çok örümceğin aksine hem ağ kurarak, hem de
kendi ağından uzağa giderek avlanır. Portia'nın başka bir
özelliği de böcekler yerine kendi türdeşlerini yiyecek olarak
tercih etmesidir. Bu nedenle Portia'nın ağ sahası genellikle
diğer örümceklerin ağlarıdır. Bunu yaparken son derece ilginç
bir taktik izler.
Genelde rüzgar eserken ya da bir böcek ağdan kurtulmaya
çalışırken Portia ağın üzerine yerleşir. Çünkü bu sırada oluşan
titreşimler sayesinde kendini farkettirmeden ağa gizlice
yerleşebilir. Görünüşte rüzgarda ağa takılmış bir bitki
parçasını andırır. Avı gördüğünde telaş içinde atlayan diğer
örümceklerin aksine Portia son derece yavaş bir yürüyüşe
sahiptir. Ağa yerleştikten so5ndra tuzağa düşen bir böcek gibi
bacaklarını yavaşça sallayıp ağa takılmış böcek taklidi yapar.
Bu titreşime aldanan ağ sahibi yaklaşırken, Portia ağın üstünde
pusuda beklemektedir.
Portia örümcekleri kendi türdeşlerinin de taklidini yaparak
onları kandırırlar. Örneğin kıvrık bir yaprağın içinde yaşayan
Portia, Euryattus örümceğinin çiftleşme hareketini taklit
ederler. Kıvrık bir yaprağın üstüne yerleşen Portia,
Euryattus'un erkeği gibi davranmaya başlar. Bu kandırmacaya
aldanan dişi örümcek yuvasının dışına çıkar.
Merdiven
Ağ Kurarak Avlanmak
Örümcek ağları pek
çok canlı için kesin bir ölümle sonuçlanan tuzaklarıdır. Ancak
bu ölümcül tuzağı aşabilen canlılar da vardır: Örneğin normal
bir örümcek ağı pervane böceğine karşı etkisiz kalır. Çünkü
pervane böceğinin vücudunu kaplayan tozlar ağın, yapışkan
kısmını etkisiz hale getirir. Böcek de bu özelliği sayesinde
ağdan kolaylıkla kurtulur.
Ancak pervane böcekleri de normal ağlardan farklı bir yapıya
sahip olan bazı ağlara karşı çaresizdirler. Tropik bölgelerde
yaşayan "scoloderus" adlı örümceğin ağı diğerlerinden farklı
olarak sinek kağıdına benzeyen bir yapıdadır. Bu sayede
scoloderus pervane böceğini rahatlıkla yakalar. Scoloderus türü
örümcekler bir metre uzunluğunda, 15-20 cm, genişliğinde,
merdiven biçiminde ağlar kurarlar. Pervane böcekleri
yakalandıkları bu uzun ağlardan aşağı düşerler. Bu uzun süren
düşüş sırasında yapışkan ağa takılmalarını engelleyen pulların
hemen hemen hepsini kaybederek sonunda scoloderusun tuzağına
yakalanırlar.
Görüldüğü gibi bu örümcek türü de diğerlerinden çok farklı bir
avlanma şekline sahiptir. Bu türün avlanmasında dikkat çeken de
örümceğin yaptığı avın avlayacağı böceği yakalayabileceği
özelliklerde olmasıdır. Diğerlerinden farklı bir ağ yapısına
sahip olan bu örümcek türü de Allah'ın yaratma sanatının
sınırsızlığını gösteren delilerden biridir.
Örümcek bir dala veya yaprağa bağladığı ipe tutunarak kendini
boşluğa bırakır. Ve pusuda beklemeye başar.
Altından geçecek bir av için kurtuluş yoktur. Örümcek bir anda
atılır ve ağını avın üzerine dolayı verir.
Ağ Atan
Örümcek: Dinopis
Canavar yüzlü
örümcek veya bilimsel adıyla "dinopis"in çok farklı ve şaşırtıcı
bir avlanma yeteneği vardır. Bu örümcek sabit bir ağ kurup avını
beklemek yerine, küçük fakat son derece üstün özelliklere sahip
bir ağ örer ve bu ağı avının üzerine atar. Ardından avını bu ağ
ile iyice sarar. Yakalanan böceği yapabileceği bir şey yoktur.
Ağ o kadar mükemmel bir tuzaktık ki böcek çırpındıkça ağa daha
çok dolanır. Daha sonra örümcek besinini muhafaza edebilmek için
avının üzerine yeni ipliklerle kapatarak onu bir anlamda
"paketler."
Görüldüğü gibi örümceğin avını yakalaması bir plan dahilinde
gerçekleşmektedir. Bu avlanma şekline uygun ağı tasarlamak
(büyüklük, şekil, dayanıklılık vs.), ortaya çıkan tasarımı
üretime geçirebilmek, daha sonra gerekli olacak özellikleri
tasarlamak örneğin ağın avı saracak özelliklere sahip olmasını
sağlamak gibi işlemler elbette ki zeka gerektiren işlemlerdir.
Bunun yanı sıra örümceğin yaptığı ağın yapısal özellikleri
incelendiğinde de son derece kusursuz bir yapı ile
karşılaşılacaktır.
Örümceklerin Balık Avlama Teknikleri
Bazı örümcekler en
akla gelmedik ortamlarda bile avlanabilirler. Örneğin "Dolmedes"
adıyla bilinen su örümceği için av sahası su yüzeyidir. Bu
örümceğe daha çok bataklıklarda ya da su hendeklerinin sığ
yerlerinde rastlanır.
Gözleri pek keskin olmayan su örümceği, zamanının büyük bir
bölümünü su kenarında ipek iplikler üretip çevreye yaymakla
geçirir. Bu iplikler iki işe birden yarar; hem diğer örümceklere
karşı kendi avlanma sınırlarını belirten bir tür uyarı, hem de
beklenmedik bir tehlike karşısında örümceğin hemen
kullanabileceği bir kaçış yoludur.
Avlanırken örümceğin en çok uyguladığı yöntem, dört bacağını
suya sokup, diğer dört bacağıyla da kuru toprağa tutunmaktır.
Bunu yaparken batmadan suyun üzerinde kalmak için çok bilinçli
bir yöntem uygular. Örümcek, suya sokacağı bacakların dişlerinin
arasından geçirerek su geçirmek bir sıvıyla kaplar. Daha sonra
örümcek avlanmak için su kenarına yaklaşır. Bütün vücudunu
dikkatle aşağı doğru iterek suyun yüzüne kendini bırakır. Su
yüzeyini dalgalandırmadan dişlerini ve dokungaçlarını suya
batırır. Gözleri ile çevreyi, bacakları ile sudaki titreşimleri
izleyerek bir canlının yaklaşmasını bekler. Örümceğin
doyabilmesi için avının en az resinde görülen Golyan balığının
boyutunda olması gerekir. Örümcel Golyan balığını avlarken
balık, dişlerinin 1,5 cm av yakınında gelene kadar suda hiç
hareket etmeden bekler. Daha sonra birden vücudu ile suya girer
ve balığı bacakları ile yakalayarak zehirli dişlerine doğru
çeker. Bundan sora, kendisinden çok ağır olan balığın kendisini
suyun içine sürüklememesi için hemen arka üstü döner. Zehir kısa
sürede etkisini gösterir. Bu zehir avı öldürmekle kalmayıp, aynı
zamanda da kurbanın vücut dokularını eriterek kolayca
hazmedilebilir bir çorba haline dönüştürür. Avı öldüğünde,
örümcek onu kıyıya çeker ve beslenir.
Püskürtücü
Örümcek
"Scytodes" adı
verilen örümcek cinsi, kurbanlarını, üzerlerine zehir ve
yapışkan karışımı bir sıvı püskürterek öldürür. Bu sıvılar,
örümceğin gözlerinin arkasında bulunan iki bez içerisinde ayrı
ayrı üretilir ve birlikte püskürtülürler. Scytodes yakaladığı
avını bacak kaslarıyla sıkı sıkı sarar. Bu sırada yapışkanlı
zehiri dişlerinin arasından avının üzerine, havada zigzaglar
oluşturacak şekilde püskürtür. Bu sayede kurbanını bir dal veya
yaprağa yapıştırarak sabitledikten sona avını astığı yerde yer.
Çan
Örümceklerinin Dalma Tekniği
Asya ve Avrupa'nın
ılık bölgelerinde yaşayan su örümcekleri, hayatlarının büyük bir
kısmını su altında geçirirler. Çünkü bu örümcekler yuvalarını
suyun içine yaparlar.
Yuvanın inşası için örümcek ilk olarak su bitkilerinin
saplarının veya yapraklarının arasına ağlarla bir platform
yapar. Bu platformu, ipek iplikçilerle etraftaki bitki saplarına
tutturur. Bu iplikçiler, örümceğe hem evinin yolunu gösteren bir
işaret, hem platformu sabitleyen bir bağ, hem de avın
yaklaştığını bildiren bir radar görevi görür.
Platform oluşturulduktan sonra örümcek, platformun altına
ayaklarını ve gövdesini kullanarak hava kabarcıkları taşır.
Böylece ağ yukarıya doğru şişer ve hava ilave edildikçe bir çan
biçimini alır. İşte bu çan, örümceğin içinde barınacağı
yuvasıdır.
Örümcek gündüzleri yuvasının içinde bekler. Yakınından herhangi
küçük bir hayvan, özellikle bir böcek ya da larva geçtiğinde,
dışarı fırlayarak onu yakalar ve yemek için yuvasına götürür.
Suyun yüzeyine düşen bir böcek, titreşimlere neden olur. Bu
titreşimleri alan örümcek yukarı çıkar ve böceği kaptıktan sora
suyun altına taşır. Örümcek su yüzeyini adeta bir ağ gibi
kullanmaktadır. Suya düşen böcek, ağa takılan diğer kurbanlardan
farksızdır.
Kış yaklaştığında ise örümcek donmamak için kendisini koruyacak
önlemler almak zorundadır. Bu nedenle kışın yaklaşmasıyla
birlikte su örümceği, gölcükte daha aşağılara iner. Bu sefer de
bir kış çanı örerek içini havayla doldurur. Bazı örümceklerse
dipte duran boş bir su salyangozu kabuğuna yerleşir. Çanın
içinde hiç kıpırdamaz ve kış boyunca hemen hemen hiç enerji
harcamazlar. Bunun nedeni fazla enerji kaybetmemek ve oksijen
ihtiyacını ortadan kaldırmaktır. Bu önlem sayesinde yuvaya
taşınan hava kabarcığı örümceğe kışı geçireceği 4-5 ay boyunca
yeter.
Pasilobus'un Tuzağı
Yeni Gine'ye özgü
bir tür olan "Pasilobus", çok usta bir tuzak hazırlayıcısıdır.
Kurduğu ağ çok yapışkan ipliklerden oluşmuştur. Ağ bir bütün
olarak iki ucundan sabit noktalara tutturulmuştur. Uçlardan
birindeki düğüm çok sıkıdır ama öbür uçtaki düğüm oldukça gevşek
bırakılmıştır. Bu bir hata değildir, örümceğin dalgınlığından da
kaynaklanmamaktadır. Bunun bir avlanma taktiği olduğu ağa doğru
bir canlı yaklaştığında anlaşılmaktadır. Örneğin ağa bir pervane
çarptığında gevşek ilmek serbestçe çözülür. Bu durumda sağlam
düğüm kopmadığı için böcek bir bohça gibi havada asılı kalır.
Daha sonra örümcek kurbanının yanına gider ve hemen yapışkan bir
madde ile baştan son sıvar. Bu taktik sayesinde örümcek avını
kıskıvrak yakalamış olur.
Tekerlek Gibi
Örümcekler
Güneybatı
Afrika'da Namibia çölünde yaşayan bazı örümcek türleri,
tehlikeyle karşılaştıkları anda bacaklarını gövdelerine doğru
çekerek vücutlarını adeta bir tekerlek haline getirirler.
Tekerlek şeklini almış olan gövdeleriyle seri takalar atarak
süratle yuvarlanan örümcekler böylelikle tehlikeden süratle
uzaklaşırlar.
Yuvasını özellikle kum tepelerinin üst tarafına kuran bu
örümcek, yağmacı yaban arısı yuvasını kazmaya başladığında (sol
üst resim) dışarı fırlar, hız almak için birkaç adım atar ve beş
eklemli bacaklarını kıvırıp (sağ üst resim) yokuş aşağı
yuvarlanan bir tekerlek gibi yol alır.
Boyları 2.5-3 cm kadar olan bu örümcekler, saniyede 2 metre gibi
oldukça büyük bir hıza erişebilirler. Bu hızın tam olarak
anlaşılması için şöyle bir örnek verebiliriz. Örümceklerin
tekerler şekline getirdikleri gövdelerinin devir sayısı, saatte
40 kilometre hızla giden bir arabanın tekerleklerinin dönüş
sayısı kadardır.
Bazı örümcek türleri-özellikle altın tekerlekli örümcek olarak
adlandırılan örümcekler bu yöntemi düşmanlarından kaçmak için
kullanır. Çoğu zaman düşman, yağmacı dişi yaban arılardır.
Yuvasını özellikle kum tepelerinin üst tarafında kuran örümcek,
yaban arısı yuvasını kazmaya başlayınca dışarı fırlar. Önce hız
kazanmak amacıyla birkaç adım atar, sonra beş eklemli
bacaklarını kıvırarak yokuş aşağı yuvarlanan bir tekerlek gibi
hızla yol alarak kaçar. Örümcek yuvasını kum tepesinin aşağısına
kuracak olsa kaçış için gerekli hıza ulaşamayacak ve
yakalanacaktır. Bu nedenle örümcek yuva yapımı için hep
tepelerin üst kısmını tercih etmektedir. Örümceğinin daha
düşmanıyla hiç karşılaşmadan yuvasını tepeye kurmak gibi bir
önlem alması son derece bilinçli bir davranıştır. Kuşkusuz ona
bunu ilham eden Allah'tır. Allah benzersiz yaratan, her türlü
yaratmayı bilendir.
Örümceklerin çoğu yalnız yaşayan hayvanlardır. Ancak azda olsa,
bazı türler yan yana yuva yapar ve birlikte avlanır. Bu avlanma
teknikleri bahsettiğimiz gibi çok çeşitlidir.
Bütün eklembacaklılarda olduğu gibi örümceklerde büyümek için
deri değiştirmek zorundadır. Kitinden yapılmış dış iskelet
sertleşince büyüme engellenir. Bu sebeple zaman zaman bundan
çıkar ve yeni derileri yumuşak iken hızlı bir şekilde büyürler.
Bu arada kopmuş olan bacaklarda yenilenir.
Bazı
İlginç Olaylar
* 1936 yılında
Londra'da Lambeth köprüsünde bir trafik polisi, irice bir
örümceğin karşıdan karşıya geçebilmesi için kalabalık bir
trafiği durdurmuş ve geçenlerce alkışlanmıştır.
* 16.yy'da Avrupa'da, ateşi düşürmek ya da önlemek için,
örümcekler bir ceviz kabuğuna yada küçük bir pakete konulup
boyna asılırmış.
* Bazı örümcekler, Kambaçya, Loos gibi yerlerde sokaklarda
ızgara olarak satılıyormuş. Güney Amerika, Güney Afrika,
Avustralya gibi yerlerde ise yerliler kimi örümcekleri toplayıp
yemiş.
* Everest Tepesinde, 7000 metre yükseklikte yaşayan örümcekler
vardır.
* Filipinler'e örümcek dövüştürme yaygın bir etkinliktir,
rakibini ağıyla kaplayıp etkisiz hale getiren örümcek dövüşü
kazanır.
* Çeşitli yerlerde, nefila denen örümceğin çok sağlam ve büyükçe
olan ağı yerliler tarafından balık ağı olarak kullanılırmış.
* Örümcekler renk körüdürler.
Örümceklerin dinimizde ayrı bir yeri vardır.
Hz. Peygamberi düşmanlardan korumak için, Hz. Peygamberin
gizlendiği mağaranın önüne örümcekler çok kısa zamanda bir ağ
örmüşler ve düşmanları bu ağ ile durdurmuşlardır.
Ayrıca kuranda Ankebut suresi adını örümcekten almaktadır.
Arapça ankebut örümcek anlamına gelmektedir. Bu sürenin bir
ayetinde, Allah'tan başka yardımcı edinenler, sağlam olmayan,
kolaylıkla bozulabilen bir yuva yapan örümceğe benzetilir.
ALET
KULLANMA
Dengeleyici
kullanan örümcek
Alet kullanma
şimdiye kadar iki örümcek türünde tespit edilebilmiştir.
Bunlardan birtanesi Uroc durandi'dir. O,kaya ve taşların
oyuklarına bildiğimiz örümcek ağı yerine yuvarlak çadır şeklinde
bir yapı inşa eder. Bu yapının büyüklüğü, yapan bireyin yaşı ve
büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Her çadırın 4 ile 6 giriş
çıkışı vardır. Her kapı girişinde çadırı yere bağlayan iki tane
sinyal iplikçiği bulunur.
Eğer bir böcek bu ağa dokunacak olursa, çadırın taban kısmında
pusu kuran örümceğe titreşim uyarıları anında ulaşır. O, çadırın
ortasına açılan sinyal ipliğine dokunulmasıyla hemen fırlayarak
çıkar, avını çok hızlı bir şekilde bağlar ve paket haline
getirerek geriye döner. Ama bazen bu avlar, çekirge ve mayıs
böceği gibi, girişten geçemeyecek kadar büyük olabilir. Bu
durumda Uracto durandi, avıyla rahatlıkla geri dönemeyeceği için
sindirilmemiş avı ve taşı denge unsuru olarak kullanır.
Araç kullanan ikinci örümcek türü de, bahçe örümceğidir. Onlar
yuvalarını sağlamlaştırmak için şakül kullanırlar. Normal olarak
örümcek ağlarında dışarıdan çevrelenen iplikçik, 4 ile 6 tutunma
noktasında sağlam hale getirilir ve böceğin uçuşu için dikey
olarak asılır. 10 tane örülmüş ağ, açıkçası yeterli derecede sık
örülmüş değildir. Onlar ağlarını, dışarıdan çevreleyen
iplikçiğin alt ortasından kısa saplı bir ipliğe bağlı ağırlıkla
gergin hale getirirler. Bu ağırlık havada sallanarak ağı sağlam
hale getiren bir taş parçası, bir ağaç parçası ya da bir
salyangoz kabuğu olabilir. Araştırmacı, Roussy, bu örümcekleri
kızdırmak için asılı durumda bulunan ağırlığı hafifçe yukarıya
kaldırdığında ve tekrar serbest sallanmasını engellediğinde,
yuvasında beklemekte olan örümceğin geldiğini ve şakülü kontrol
ettiğini, daha sonra da, ağırlığın tekrar havada serbest olarak
sallanması için örümceğin ipliğini kısalttığını izledi.
Roussy, bu araştırmaya şu şekilde açıklık getirdi: Örümceklerin
bu davranışının tesadüfi olmadığını, bilakis bu ağırlığın
örümcek tarafından yuvanın sağlamlığı için amaçlı olarak
yapıldığını gözlemledi. Araç kullanmanın bu şekilde bütün bahçe
örümceklerinde görülmemesi, bunların içgüdüsel olmadığını yani
genetik olarak tespit edilmiş davranış şekli olmadığını
göstermez. Birçok türün lokal popülasyonları genetik olarak
birbirinden farklı olabilir. Uzun zaman içerisinde bu ayrılmayı
meydana getiren farklar eğer popülasyonlar arasında üreme
gerçekleşmezse, tür ayrılmalarına neden olabilecek ve ayrı
türler şeklinde dönüşeceklerdir.
LİTERATÜR:
" KARAKUŞ Köksal (2003)
www.aklaziyan.com/gk/orumcek.html-7k
" YAHYA Harun (2003)
www.hayvanlaralemi.net/yazilar/orumcek1-3.php-41k
" Prof. Dr. SARSILMAZ Arif (Şubat 2003)
Sızıntı Dergisi "Örümcek Ağından"
www.asasilmaz@sizinti.com.tr
" ERTEN Sinan (Mayıs 1996)
Bilim ve Teknik Dergisi "Hayvanlarda Alet Kullanma"
|
 |