RÜYALAR


  

RÜYALAR

SORU -YANITI
Soru: Rüyalarımın çoğunu anımsamıyorum . Nedenini açıklayabilir misiniz?
Yanıt: Bazı Rüyaların duygu yönü daha baskın çıkar ve imaj yani görüntüler belleğe yeterince yerleşemediklerinden , bir türlü tam olarak anımsanamazlar. Öte yandan, anımsamaya ilişkin , günlük yaşamdakine benzer sorunlar da olabilir. Çoğunlukla uyanık olduğumuzda herhangi bir şey belleğimizi uyarıp , rüyanın bütünüyle anımsanmasını sağlar.

Soru: Bir gazetedeki yazıda ' Saydam Rüyalar dan söz edildiğini duydum . Bunun ne anlama geldiğini açıklaya bilir misiniz?
Yanıt: Kişinin gördüğü sırada , rüya gördüğünün bilincinde olduğu rüyalar , 'saydam' diye nitelendirilir. Bazı insanlar gördükleri rüyayı yönlendirme girişiminde bulunmadıkları sürece uykuyu sürdürdüklerini ; bazılarıysa uyanmadan rüyanın seyrini değiştirebildiklerini ; hatta rüya çok can sıkıcı veya korkutucu olduğunda uyanabildiklerini belirtmişlerdir.

Soru: Yıllardır hep aynı rüyayı görüyorum. Bu nasıl oluyor?
Yanıt: Rüya görme doğal bir elektriksel uyarıya bağlı olabilir. Aynı rüyanın görülmesi ise , bir gurup hücrenin , ötekilere oranla daha kolay uyarılıp aynı imajları oluşturmasına bağlı olabilir. Öte yandan rüyanın özel bir anlam geldiğine inanan kişi de rüyanın yenilenmesine neden olabilir. Ayrıca rüyanın bilinç dışı mesajı da yenilenmesi ile sonuçlanabilir.

Soru: Oğlum çok sık kabus görüyor. Neden Acaba?
Yanıt: Yetişkinlerde her 2000 rüyadan birinin kabus olduğu anlaşılmıştır. Kabusların rüya görme sırasında oluşan olumsuz etkilerden ( sözgelimi ateşli hastalıklar) kaynaklandığı sanılmaktadır. Çocuklarsa hem yetişkinlerden daha fazla uyurlar hem de onlara oranla daha sık ateşlenirler ve sonuçta daha sık kabus görürler.


Bütün rüyalarımızı anımsamasak da gece boyu birçok kez rüya gördüğümüz bir gerçektir.
Rüya hiçbir zaman herhangi bir imaj defilesi veya hatıraların basit bir serbest kalma hali değildir. Rüya , çoğu zaman bir problemin çözümünü teşkil eder. (Ancak bu çözüm genel olarak işe yaramaz)
Rüyanın , daima bilincin bir köşesine itilmiş bir bilinç altı isteğinin bir ifadesi olduğu ve çeşitli sembolik biçimlere bürünerek uyku düşüncesinde yeniden göründüğü fikri savunuldu. Hakikatte rüyadaki birlik ( istek, korku... gibi) gelişi güzel duygulardan ve çoğu zaman (organik sıkıntı gibi) fizyolojik hallerden gelmektedir
Bu konuyu inceleyenler, rüyanın geçmiş duygusal yaşantılara bağlı olduğunu saptamışlardır. Rüyaların çoğu görsel imgelerden meydana gelir. İşitsel imgeler , görsel imgelerin yarısından azını oluşturur. Bununla birlikte , rüyaların hemen hepsinde bu iki türlü imge bir arada yer alır.
Rüya,iç yaşantıların ilginç bir yanı olup,eskiden beri bütün çağlarda insanları ilgilendirmiştir. Hatta rüyalar yoluyla geleceğin az çok keşif olunabileceğine inanan eski insanlar,rüyalara daha çok önem verirlerdi. Bugün bile rüyalarından ileride başlarına ne geleceğini öğrenebileceklerine inananlara özellikle okumamış insanlar arasında pek çok rastlanmaktadır.
Freud`a göre; rüyalar baskı altına alınmış ve doyumsuz kalmış duygular,arzular ve düşüncelerin uyku sırasında bilinç alanına çıkmasından ileri gelmektedir. Uykuda insanın benliği ,baskı altına alınmış duygu ve istekleri yeterli bir şekilde kontrol altında bulunduramadığı,sansür gücü azaldığı için bunlar,olduğu gibi yada az çok şekil değiştirerek sembolik imgeler halinde bilinç alanına çıkmaktadır. Rüyaların tıpkı hayal kurmada olduğu gibi istek ve ihtiyaçlara doyum sağlayan bir fonksiyonu vardır. Açlık,susuzluk,özgürlük gibi ihtiyaçlar rüyada türlü biçimlerde doyurulur. Korku,ümit ve kaygılar rüyada çeşitli biçimlerde belirir.
Rüyaların nedeni henüz tam bir açıklığa kavuşturulamamıştır; ama zihinsel sağlığımız bakımından vazgeçilmez oldukları bir gerçektir.
Yapılan çalışmalar,birkaç gece rüya görmekten alıkonulan bir kişinin sinirli ve huzursuz olduğunu,dikkatini toplamada güçlük çektiğini ve iş yaşamının olumsuz yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Ayrıca rahatsız edilmeden daha uzun süre uyumasına olanak tanınırsa , rüya' açığını' kapatmak istermişçesine daha fazla rüya gördüğü ortaya konmuştur.


NEDEN RÜYA GÖRÜRÜZ?

Rüyaların nedenine ilişkin en basit kuram,henüz kanıtlanmamış olsa da , rasgele görüldüklerini öne sürenidir.
Rüyalar kısaca REM ( Rapid eye movements) adı verilen hızlı göz hareketlerinin gözlenebildiği sırada görülür. Uykunun bu evresi REM veresi olarak adlandırılır. Kişi REM evresi sonunda uyandırılırsa,anımsanan rüyalar genellikle basittir: bir-iki görüntü,bir-iki kişi,bir-iki nesne.
Öte yandan beynin belli bir bölümünden küçük bir elektrik akımı geçirildiğinde,insan ve nesnelerden oluşan bir görüntü yada anın canlanması sağlanabilmektedir.
Beynin etkinliği uyku sırasındada kaydedilebilir ve böylece kişinin rüya görüp görmediği belirlenir. Uyku,kan dolaşımı,solunum gibi faaliyetlerin çoğunda faaliyet seviyesinin azalması demektir. Canlı varlıkların çoğunun faaliyetinde bir devirli düzen vardır;bunlardan bazıları,geceyle gündüzün doğurduğu ritme tekabül eder.
Normal uyku,az ve çok derindir. Derin ve hemen hemen rüyasız geçen uykular da var gibidir. Normal uykunun derinliği başlangıçta süratle artar sonra uyanıklığa varmak üzere derece derece azalır. Bununla beraber normal uyanış,en hafif uykudan yeteri kadar açık bir süreksizlikle ayrılmıştır.
Uykudaki düşünce de bir nevi düşüncedir ama artık bu uyanıklık halindeki düşünce gibi davranışın gerçek bir uyma zorunluluğuna bağlı değildir;bu düşünce aşağı derecede bir gerginliği olan kararsız yöneliminde çok hareketli ve dolayısıyla mantıksız bir faaliyettir.
Görüşler,uyku ile arasındaki orta haller ve bilhassa bu iki hal arasındaki hakiki uykudan önce (veya bazen de sonra) yer alan gidip gelmelerde kendini gösterirler.
Mesela: İnsan,uykusunu yenmeğe çalışarak bir kitap okurken başı birden bire bir yana düşer,sonra tekrar doğrulur ve bu böylece sürer. Hemen hemen ani olan bu uyuklamalar sırasında görme ve işitme sanıları görülür. (Nesneler ve kişiler hakkında hayaller,kelimelerin veya saçma sapan cümlelerin işitilmesi gibi.)
Bir kurama göre,derin uykuda beyindeki sinir hücrelerinden biri doğal süreçte yavaşça elektrikle yüklenmekte ve komşu hücreleri de aynı biçimde etkilemektedir. Bu,uyanık olduğumuzda düşüncelerin gerçekleşmesine yarayan mekanizmaya benzemektedir. Sinir hücrelerinin uyarılmaları anılarımızı canlandırıp "sahnelere" dönüştürür. Uyandığımızda da bunları anımsayıp rüya olarak adlandırırız.

RÜYALARIMIZI ETKİLEYEN DIŞ ETMENLER

Beyin uyarılma düzeyini etkileyen dış etmenler,örneğin sindirim etkinliği daha hareketli rüyaların görülmesine neden olabileceği gibi,insanın gece uyanmasına,dolayısıyla rüyanın daha kolay anımsanmasına yol açabilir. Bu düşünce,bazı yiyeceklerin rüya görmeyi öteki dış etmenler,rüyalardan çok beyne ilişkin ipuçları vermektedirler uyardığına ilişkin yaygın inanışı da açıklar.
Öteki dış etmenler,rüyadan çok beyne ilişkin ipuçları vermektedir. Sözgelimi rüya görmekte olan bir kişinin yüzüne soğuk su püskürtüldüğünde,bu etki rüyaya yansımaktadır. Araştırmalara göre rüyada geçen olaylar sanıldığının tersine bir anlık veya birkaç saniyelik bir sürede değil,yaşanda aldığı süre içinde gerçekleşmektedir. Gece boyunca,her biri 20 dakika süren birçok rüya görürüz. Rüya sırasındaki göz hareketleri dışarıdan gözlemlenebilir.
L.H.W.Horton aynı şekilde rüyaların duygusal izlenimlerin yanlış yorumlanmasından ileri geldiği kanısındadır. Kendisi,kulağındaki bir arızadan ötürü kafa içinde birtakım seslerden rahatsız olan bir kimsenin rüyasında sık sık gök gürültüleri ile uyanmasını örnek olarak ermektedir.
Örneğin; değişik biçimde yatmanın,korku ve su gibi duygusal uyarıların rüyaları etkilediği ortaya çıkmıştır.
Kaliforniya Üniversitesi profesörlerinden Knight DUNLAP'e göre:gece üşüdüğü zaman insan,kendini rüyada çıplak görmekte,düşme ve kayma rüyaları ise bedende bazı kasların büzülüp gevşemesinden ileri gelmektedir.
Bir başka kurama göre; rüyalarımız günlük meşgalelerimizi yansıtmaktadır. F.Perece,yazar,çiftçi,öğretmen,bilim adamı gibi çeşitli meslek adamlarının rüyalarını karşılaştırmalı olarak incelemiş ve bunların gördükleri rüyaların günlük çevreleriyle ve meslek yaşamları ile çok sıkı ilişkili olduğunu görmüştür. Dış uyaranlara başka etkiler de yaratılabilir. Sözgelimi hafif bir gürültü rüya görmekte olan bir kişiyi rüya görmeyene oranla daha kolay uyandırabilmektedir. Ancak uyumakta olanın adı söylendiğinde,kişi rüya görmese de gördüğü zamanki kadar kolay uyanabilmektedir. Bu gerçek,beynimizin bir parçasının,rüya dışında da "uyanık"olduğunu ortaya koymaktadır.

 

RÜYALARIN ETKİLERİ VE TEMEL ÖZELLŞİKLERİ

(1) Bedenî etkiler= Smpatikomimetiktir.(Yüksek tansiyon,damar dolaşım bozuklukları,v.s.)
(2) Ruhsal Etkiler= Bir yandan genellikle bir esenlik duygusu yönündeki mizaç değişiklikleri.(kişinin daha önceki şahsiyeti bunda önemli yer oynar)
Rüya imgelerinin birbiri ardına gelişi,birleştirme kanunlarına bağlıdır. Rüya gördüğümüz anda gerçek duyumlar aldığımızı sanırız. Ancak uyandıktan sonra yanılsamanın farkına varırız. Bununla beraber rüyadayken rüya mı gördüğümüzü gerçeği mi yaşadığımızı kendimize soruduğumuz olur. Buradan yargı yeteneğinin ve uyanıklık hatıralarının rüyada da devam ettiği anlaşılır. Düşüncenin rüya içindeki müdahalesi genellikle geçicidir. Müdahale kesin ve sürekli durum alırsa bizi uyandırır.
Gerçekten de uykudayken soyut düşünce merkezleri faaliyetlerini durdurur,ancak duyumsal düşünce merkezleri (alt sinir merkezleri,bilinç dışı refleksler dahil) çalışmaya devam eder. Uyku anından itibaren imgeler ve duyumlar zihnin kontrolünden çıkar,kişinin eğilimlerine,heyecanlarına,tutkularına bağlı olarak esnek kaypak,fantezi olaylar birbirini izler. Rüya bizi iç güdülerimize ilkel duygusallığımıza götürür ve somut bir yaşantı içine sokar.
REM uykusu,uyku süresince yaklaşık 90 dakikada bir ortaya çıkar. Uzunluğu 10 dakikadan başlar,giderek artar. 10 yaşından 60`lı yılların ortasına değin insanda uykuda geçen zamanın yaklaşık dörtte birini REM uykusu oluşturur. Bu süre çeşitli ilaçların alınmasına yada uyuyanın REM sırasında uyandırılmasına bağlı olarak geçici bir şekilde kısalırsa,kişi fırsat buldukça REM uykusu oranını buna bağlı olarak gördüğü rüya sayısını arttırır.

 

RÜYANIN AMACI

Rüyaların rastlantı olmadığı,anlam taşıdığı inancı tarih kadar eskidir. Buna ilişkin çeşitli düşünceler,psikiyatrlar dan rüya yorumlayıcılarına kadar pek çok insan tarafından benimsenmiştir.
Ünlü psikiyatr Freud,rüyaların,günlük yaşanda pek kabul edilebilir olmayan arzuları ifade ettiğine inanmıştır. Ancak bu arzular rüyada simgesel bir biçimde yer aldığından,yani açık seçik biçimde ifade edilmediğinden,rüyayı gören kişi tarafından yorumlanamamaktadır.
Daha sonraki kuramlar ise rüyaların,kişinin günlük yaşamındaki sorunlarına bir tür çözüm bulma girişimi olduğu yolundadır. Bu tür rüyalarda sorunun gerçek anlamda çözüme kavuşturulması değil,öyleymişçesine bir duygu edinilmesi söz konusudur. Rüyayı gören kişi,genellikle sorunuyla ilgisi belli olmadığından,rüyasını anımsayamaz. Ancak rüyası sorunuyla açık seçik bir biçimde ilgiliyse yada belli bir heyecan yada duygu yaratmışsa,anımsayabilir.
Sonuçta rüyaların duygusal yönden "amaçlı"mı,yoksa rastlantı mı olduğu henüz bilinmemektedir. Bazı araştırmacıların,rüyaların sorunlara çözüm bulmada pek bir yararı olmayacağını,rüyada görülenlerin bütünüyle anlamsız ve gerçekten uzak olduğunu öne sürmelerine karşılık,bazıları bunun tersine inanmaktadır.
Ancak iki kuramın da geçerli olması olanaklıdır. Yani,rüyalar bir gurup sinir hücresinin elektriksel uyarısı sonucu gerçekleşiyor,ama oluşturdukları duyum ve görüntüler kişinin içinde bulunduğu ruhsal durum yada günlük yaşamdaki sorunlarını bağlı olarak anımsanıp unutuluyordur.

YANITSIZ KALAN SORULAR

Rüyalar ilişkin pek çok soru hâlâ bir yanıta kavuşamamıştır. Bazı insanların renkli rüya gördükleri,bazılarınınsa hep siyah-beyaz gördükleri bilinmektedir. Öte yandan,bazıları rüyalarını denetim altına alabilmektedir. Bazılarınınsa hiçbir zaman rüyalarını anımsayamadıkları ve bu yüzden hiç rüya görmediklerini sanmaları bir gerçektir. Dahası,kimileri yinelenen rüyalar görmektedirler.

 

UYURGEZERLİK
SORU-YANIT

Soru: Uyurgezerlik tehlikeli midir?
Yanıt: Uykuda gezenler genellikle sağa sola çarparlar,ama kazalar genellikle küçük çaplıdır,büyük ve önemli sayılabilecek olaylara pek rastlanmaz. Yine de merdivenlerden,hatta pencereden düşenler olmuştur. Bu yüzden de uyurgezerlerin kendilerine zarar vermelerini önlemek için her türlü önlemin alınması,yerinde olur.
Soru: Uyurgezerlerin daha çok erkek olduğu,bu durumun kadınlarda az görüldüğü doğrumu?
Yanıt: Hayır. Bu kanı eski inanışlardan kaynaklanmaktadır. Değişik toplumlarda yapılan ve uyurgezerlerin cinsiyete göre dağılımını konu alan araştırmalar,bu sorun ile cinsiyet arasında özel bir bağ bulunmadığını ortaya koymuştur.
Soru: Uyurgezerlik kalıtımla ilgili olabilir mi?
Yanıt: genel olarak uyku bozukluklarının,özellikle de uyurgezerliğin kalıtımla ilgili olduğu sanılmaktadır. Bu konuda tıp literatürüne geçmiş ilginç bir de vaka vardır. Bütün aile üyelerinin bir arada,büyük bir konakta yaşadığı ve neredeyse herkesin uyurgezer olduğu bir ailede,Noel gecesi kendisini dedesinin odasında bulan çocuk,yine kendisi gibi uykuda gelmiş olan annesi,babası,kuzenleri ve teyzeleriyle karşılaşmıştır!
Soru: Uyurgezerlik tedavi edilebilir mi?
Yanıt: Çoğu çocuk uyurgezerlikten zamanla,kendiliğinden kurtulur. Ancak uykuda gezilen süre uzun olduğunda,sık yinelendiğinde ve kendiliğinden geçmediğinde bazı doktorlar uykunun derin evrelerini etkileyen ilaçlar önermektedirler. Amaç ilaçlarla,uykuda gezme sayısının ve süresinin azaltılmasıdır. Ama her zaman istenilen sonuç alınamamaktadır;bu yüzden bazı doktorlar psikiyatrik yardımı yeğlemektedirler.

Tıptaki karşılığı somnanbulizm`dir. Daha çok çocuklarda görülmekteyse de yetişkinlerde de rastlanmaktadır. Bu sorunun toplumda yaklaşık olarak %2 oranında görüldüğü sanılmaktadır.
Uyurgezerlik: Uyumakta olan kişinin yattığı yerden kalkıp bir isteğini yerine getirmek yada gerilimi azaltmak amacı taşıdığı düşünülen bir etkinliğe girmesiyle ortaya çıkan nevrotik davranıştır.
Eskiden uyurgezerliğin görülen rüya ile ilgili olduğu ve uykunun yüzeysel döneminde ortaya çıktığı sanılırdı. Ancak araştırma sonuçları,uyurgezerliğin,uykunun en derin evrelerinde olduğunu ortaya koymaktadır. Her gezme 30sn ile 1,5Dk arasında sürmektedir.
Uyurgezer,geçmişte yaşadığı bir olayı yeniden yaşayabilir,yatakta doğrulup yeniden yatabilir,kalkıp amaçsızca robot gibi gezinebilir,kayıp bir eşyayı arayabilir, hatta mektup bile yazabilir. Ancak çoğu kendiliğinden yatağa döner yada yatağa yöneltildiğinde karşı koymaz ve hiçbiri uyandığında olup bitenleri anımsamaz. Uyurgezerlik sırasında gözleri genellikle açıktır ama çevresindekileri tanıyamaz. Uykuda gezerken rüya görmez bu sırada çekilen elektroensefalogramlarda (EEG) saptanan beyin dalgaları uykudan çok uyanıklık durumunda saptananlara benzer. Uyurgezerlik,belirli düşünce yada tavırların bilinçli kişilik yapısından tecrit edilerek bağımsız olarak başvurulduğu çözülme tepkileri arasında ele alınır.
Uyurgezerliğin,derin duygusal sorunların belirtisi olduğuna ilişkin düşünce eski günlerde kalmıştır. Özellikle çocuklarda,ara sıra uykuda gezmenin ruhsal bir bozukluğa bağlı olması söz konusu değildir. Ancak bu durum yetişkinlerde ortaya çıktığında,ruhsal bir sorun akla gelebilir. Nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır;ama bazılarına göre,uyuma mekanizmasındaki bir bozukluktan kaynaklanmaktadır.
Neler Yapılabilir:
Çocuklar genellikle büyüyünce kendiliğinden bu sorundan kurtulurlar.
Uyurgezerlerin kendilerine zarar vermeleri enderdir,ama yinede bazı önlemler almak gerekir. Sözgelimi kapı ve pencereler kapatılmalı,kablolar yada sivri cisimler ortadan kaldırılmalıdır. Uykuda gezen biriyle karşılaşıldığında,en iyi tutum,onu sakin bir biçimde yatağına götürmektir. Zorunlu olmadıkça uyandırmamak gerekir,korkabilir.
Uykuda gezen bir çocuğu birden uyandırmayın,korkabilir. Yavaşça yatağına götürün. Büyüyünce bu sorundan kurtulacaktır.

 

 

 

 

 

 


[Anasayfaya Dönüş]