UYKU ÖĞRENMENİN MAYASI MIDIR?


  

Hepimizin bildiği gibi,uyumadan yaşayabilmemiz olanaksız.Uyku da yemek yeme ve soluk alıp verme gibi bir zorunluluk.Memeliler ve kuşlar yaşamlarının uzunca bir süresini uykuda geçiriyor.Günde 8,haftada 56, ayda 240,yılda 2920 saat...Yaşamımızın yaklaşık üçte biri uykuda geçiyor.Bu da,75 yaşında bir kişinin yaşamının 25 yılını uyuyarak geçirmesi demektir.Birçok hayvan da yaşamının büyük bir bölümünü uykuda geçiri- yor.Örneğin, hamster'lar çok uykucudurlar.Günde 13 saat uyurlar.Fakat,neden uyuduğumuz henüz tam olarak açıklanamıyor.Yoğun yaşadığımız hergünden sonra, yorgunluk hissederiz ve uykuya geçeriz.Gözlerimiz kapalı,kaslarımız gevşek,soluk alışverişimiz düzenli.Dışarıdan çok sakin geçirilen bir süreymiş gibi görülse de uyku süresince beyin son derece etkin.Eskiden bunun tam tersi düşünülürdü ve uyku sırasında tıpkı vücut gibi beyin etkinliklerinin de azaldığına inanılırdı.
Bilimadamları uzun süre uyku sırasında vücudumuzda neler olduğunu araştırdılar.Uyku ile ilgili ilk bilgiler 1900'lü yılların başında ortaya çıktı.O yıllarda Alman Dr.Hans Berger,beyindeki elektrik dalgalarını izlemeyi sağlayan bir yöntem buldu. Hepimizin beyninde elektrik dalgaları oluşur, ama bizler bu dalgaları hissetmeyiz. Çünkü,bu dalgalar çok zayıftır. Berger,minik gümüş plakaları başa yapıştırarak onları bir ölçüm aletine bağladı. Böylece uyku sırasında beyin dalgalarını izleyebiliyordu.Bu izleme tekniğine'ELEKTROENSEFALOGRAFİ = EEG'denir.Özel uyku laboratuvarlarında insanlar yatar ve uykuya geçerler.Bu alet onların beyin dalgalarını uzun bir kağıt şeride kaydeder.Bu kayıt,inişli çıkışlı birtakım çizgilerden oluşur. Geceleri zaman zaman beynimiz çok yoğun çalışır.O zaman bu iniş çıkışlar sıklaşır.Beynimiz dinlenmeye başladığında çizgiler, sakin dalgalanmalar şeklini alır.Beynimizdeki elektriksel değişiklikleri kaydetmeye yarayan bu teknik, sadece uyku ve rüya araştırmaları için kullanılmaz;beynin bazı işlev bozukluklarının saptanmasına da yarar.
Laboratuvarlarda insanları gözlemleyen bilimadamları,uykunun birbirini izleyen beş farklı evreden oluştuğunu saptadılar.Gece yattığımızda bir süre uyanık kaldıktan sonra yavaş yavaş uykuya dalarız. Bu,uykunun birinci ve ikinci evresidir.Bu dönemde çok kolay uyanabiliriz.Örneğin,duvara dayamış olduğumuz okul çantamız hafifçe yana doğru düşse,hemen uyanır ve bu sesin ne olduğunu anlamaya çalışırız.Üçüncü ve dördüncü evrelerdeyse derin uykuya geçeriz.Derin uykuya geçtikten sonra uyanmamız daha zordur.Bazı bilimadamları bu evrede,vücudumuzda solunum,kalp ve beyinle ilgili işlevlerde düzenleme yapıldığını düşünüyorlar.Bunun dışında vücudumuzda bazı hormonlar salgılanır ve bu hormonlar kana karışır.Özel taşıyıcılar olarak düşünebileceğimiz hormonlar,ilgili oldukları organlara gidip,vücutta bazı olayların gerçekleşmesine yardım ederler.Tüm bu olaylar vücudumuzun dinlenmesini ve yenilenmesini sağlar.Eğer derin uykuyu iyi uyuyamazsak,vücudumuz dinlenemeyeceğinden,sabahları yorgun kalkarız.Bu durumda yeni bir güne sağlıklı başlamamız biraz zor olur.
Derin uykudan sonra değişik bir evre başlar.Gözlerimiz gözkapağımızın altında hareket etmeye başlar. Uykunun başlamasından yaklaşık 90-120dakika sonra,beşinci evre olan ilk REM evresi başlar.İngilizce Rapid Eye Movement sözcüklerinin baş harflerinden oluşan REM"Hızlı Göz Hareketleri"anlamına gelir.Uyku sırasında beynin ne zaman rüya gördüğünü dıştan belirlemek mümkündür.Gözler,kapanan kapaklar arasın- da kaydedilebilen,canlı hareketler yapar.Bu nedenle rüyalı uyku için REM Uykusu kavramı kullanılır.Gece boyunca uykuda 3-5kez REM evresine girilir.Bilimadamları bu evrede,beynimizin belleğimizi düzenlediğini düşünüyorlar.Ayrıca,rüyalarımızın büyük bir bölümünü de bu evrede görüyoruz.Eğer test yapılan kişi REM uyku fazında uyandırılırsa,uykuda gördüğü rüyaları hatırlayarak onlardan söz eder.Ama eğer REM uykusundayken uyandırılmamışsa gördüğü rüyadan söz etmez.Bebek ve örneğin kedi,köpek gibi çeşitli hayvanlar da uykudayken hızlı göz hareketleri yaparlar.Bundan da onların rüya gördükleri sonucu çıkar.
Deneyde kullanılan kişiler,REM evresinin başında iken uyandırılır,yani rüya görmeleri engellenirse,bir müddet sonra ruhi bozukluk ve hastalık belirtileri ortaya çıkabilir.Uzun süre rüya görmeleri engellenen hayvanlar,bunun sonucu bir müddet sonra ölürler.Bu nedenle rüya görmenin hayati önemi vardır.Birçok uyku ilacının da REM evresini kısmen etkilediği saptanmıştır.Bundan da ilaç kullanılarak gerçekleştirilen uyumanın,doğal uyuma gibi dinlendirici olmadığı sonucuna varılır.Uykunun esas önemi,gündüz etkisi altında kalınan ve bu yolla alınan bilgilerin uykuda değerlendirilmesinde ortaya çıkar.Görülen birçok rüyada günlük olayların tekrar izlenmesi de bunu doğrular.

 

Uyurken,hata rüya görürken,günlük yaşamımızdaki olaylarla ilgili olarak belleğin yenilendiği görüşü giderek yaygınlaşıyor.Geceleyin bir türlü çözemediğimiz bir problemi sabah kalkınca kolayca çözüverdiğimiz olmuştur.Başka bir zaman,bulmaca çözerken anımsayamadığımız bir sözcüğü sabah kalktıktan sonra anımsamışızdır ya da yüzüne bakıp adını çıkaramadığımız bir kimsenin adını çıkarabilmişizdir.Uyurken teypten din- lediğimiz şeylerin aklımızda kalıp kalmayacağı belki de pek çoğumuzun aklına takılmıştır. Gündelik yaşamda karşılaştığımız tüm bu durumlar,"Acaba uyurken öğrenmeyi ya da problem çözmeyi sürdürüyor muyuz?" sorusunu akla getiriyor.İşte, bu soruların peşinden giden bazı araştırmacılar bakın neler bulmuşlar:
Harvard Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü'nden Robert Stickgold, öğrenme, becerilerin gelişmesi ve belleğimizdeki bilgilerin özümlenmesi için birbiri ardına oluşan yüzeysel ve derin uyku dönemlerinin gerekli olduğunu düşünüyor.Hatta öğrenmenin belirli aşamalarının uyku olmadan gerçekleşemeyeceğini de ileri sürüyor.Uyku evrelerinin öğrenme ile ilişkili görüneni olan REM uykusu,çokça rüya gördüğümüz bir uyku biçi- midir.Laboratuvar fareleri arasında,uyanık oldukları saatleri labirentte yiyecek bulmayı öğrenerek ya da yeni birtakım etkinliklerde bulunarak geçirenlerin daha çok REM uykusu uyudukları belirlenmiştir.Ayrıca,labirentte yiyecek bulmayı öğrendikten sonra,REM uykusu uyumasına izin verilmeyen farelerin labirentteki başarılarının düştüğü de saptanmıştır.
Stickgold bir grup arkadaşıyla yaptığı bir başka çalışmasında rüyaların öğrenmeyle ilişkisini incelemiştir. Çalışma sırasında,bir bilgisayar oyunu olan Tetris'i öğrenen deneklerin gördükleri küçük rüyalar incelenmiş Tetris öğrenmeye çalışan deneklerin çoğu,uykuya daldıktan sonra oyunda kullanılan blokları rüyalarında görmüşler.Gördükleri görüntüler özellikle oyunun en çarpıcı,en belirleyici özellikleriyle ya da kurallarıyla illiymiş.Örneğin,deneklerden biri oyunda onu en çok zorlayan taşı görmüş rüyasında.Deneklerden birinin,çocukken değişik bir uyarlamasını oynamış olduğu bu oyunla ilgili rüyaları,çocukluğundan kalma müzikler ve renkli taşları da (yapılan uygulamada oyunun taşları renksizmiş) içeriyormuş.Stickgold bu bulgunun,beynin bellekteki eski anıları yeni öğrenme deneyimleriyle de kaynaştırdığını gösterdiğini düşünüyor.
Uykunun sevk ve idare merkezleri ana beynin belli bölgeleridir.Bu bölgelerden birtanesi de Hipokampus'
tur.Hipokampus,uzaysal belleklerle ilgili bilgilerden ve günlük olarak yaşanan olaylardan gereklilerini kaydeder.Hipokampus'un,alınanların tümünü depolayamayacağını söyleyen Stickgold,Hipokampus'taki kısa süreli bellekteki bilgilerin,daha kalıcı olan uzun süreli belleğe yani beyin kabuğuna aktarılması için uykunun önem taşıdığını ileri sürüyor.

 

 

Yakın zamanda Washington Eyalet Üniversitesi'nden Gina Poe'nun yaptığı bir araştırmada,beyin kabuğunun hipokampusa ne tür bilgiler gönderdiği belirlendi.Poe,çalışmasında hipokampustaki hücrelerin REM uykusu sırasındaki elektriksel etkinliklerini kaydetti.REM uykusu sırasında hipokampustaki hücrelerin etkinliği saniyede 4-10 kez düzenli yükselmeler ve alçalmalar gösterir.Buna "Teta Ritmi" denir.Bu,tıpkı fareler uyanıkken ve çevreyi keşfederken onlarda gözlenen ritme benzer.Poe,fareler yeni bir labirenti öğrenmeye başladıktan birkaç gece sonra beyin kabuğunun elektriksel etkinliklerinin teta ritmine benzerlik göstermeye başladığını belirledi.Poe,bu durumun,sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan sinaps bölgelerinin güçlenmesini sağlayarak belleği yenilemeye yaradığını düşünüyor.Bu yenilenme işinin REM uykusu sırasında olmasının nedeni;sinapsları güçlendirmek için gerekli olan ve kimyasal iletişimi sağlayan asetilkolin miktarının bu evrede en yüksek düzeyde olmasıdır.Poe,bundan sonraki süreç içindeyse öğrenilenlerin beyin kabuğuna tümüyle depolandığını ve hipokampustan silinecek hale geldiğini düşünüyor.Öğrenme oluştuktan sonra eğer protein yapımı engellenirse ya da az enerji sağlanırsa öğrenilenlerin kalıcı hale geçmesi zorlaşır.

 

Stickgold ve arkadaşları,REM uykusu evresinin yalnızca öğrenilenlerin aktarımıyla ilgili olmadığını, aynı zamanda bellekte eskiden depolanmış bilgilerle yeni depolanan bilgiler arasındaki ilişkileri de bulmaya yaradığını düşünüyorlar.İşte,uykudan uyandığımızda akşamdan çözümü yarım kalmış bir problemi sabah çözebilmemizin nedeni olarak da eski ve yeni bellekteki bilgilerin birbiriyle ilişkilendirilmesini görüyorlar.Stickgold, bu konu hakkında şöyle bir benzetmede bulunuyor: Bir gecelik uyku bir terapistle geçirilen beş seansa benzer.Hipokampus günün anılarını depolamış bir hastadır,beyin kabuğu ise terapisttir.İlk olarak yavaşdalga uykusu sırasında,hipokampusta depolanmış o günün anılarını tekrarlayarak neler olduğu hakkında konuşurlar.REM uykusu sırasında beyin kabuğu yanıt verir ve bu bilgilerin birbiri ile tutarlı olup olmadığına birlikte bakarlar.Daha uzun yavaşdalga uykusu daha uzun açıklama demektir.Bu her iki bellek sistemi karşılıklı konuşarak,bellekteki bu anıların ne anlama geleceği konusunda ortak bir düşünceye varırlar.
Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar,uyku uyumayan farelerin vücutlarının sıcaklık dengesinin 2-3 hafta içinde bozulduğunu ortaya koymuş.İnsanlardaysa uykusuzluğun düşünme becerilerini,duyguları ve motivasyonu olumsuz etkilediği belirlenmiştir.Uyku araştırmacıları çalışmalarını var güçleriyle sürdüredururken, Stickgold'un hepimize önerisi sekiz saatlik uykuyu ihmal etmememiz.

 

 

 

 

 

 


[Anasayfaya Dönüş]