Bilimsel Yayınlar (Scientific Publications)
Popüler Bilim (Popular Science)
Tez Yönetimi Ve
Danışmanlık
(Thesis Directed)
Verdiği Dersler (Courses Instructed)
|
BİLİME VE BİLİM ADAMLARINA SAYGI
( Popüler Bilim Dergisi Kasım 2001, sayfa 43-45 de yayınlandı)
"Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir" Cumhuriyetimizin kurucusu yüce Atatürk' ün özdeyişini her fırsatta tekrarlarız. Ancak günlük yaşantımızda, eylemlerimizde bilime ne ölçüde itibar ediyoruz? Değer veriyoruz? Bilim kendiliğinden yapılmaz, ve rehberliğine başvurmayanlara da yol göstermez. Bilim, bilime inanmış, bilimsel yöntemleri özümlemiş bilim adamları tarafından üretilir, yayınlarla topluma duyurulur, yararlanmak isteyenler de yol gösterici olan bu sonuçlarından yararlanır. Kimler bilim adamıdır? Bilim nerede, nasıl ve kimler tarafından üretilir? Bilim adamları nasıl yetişir? Devletin, toplumun bilime, bilim adamına bakışı nasıldır? Bilim ve teknoloji araştırma yapmak üzere kurulmuş kurumlarda, buna ihtiyaç duyan kuruluşlarda, sınırlı olarak da özel amaçla görevlendirilen veya kendini araştırmaya adayan bilim adamları tarafından yapılır. Her durumda bilim ve araştırma yapmak bir alt yapı, ortam, destek ve bilgi gerektirir. Her isteyen, düşünen, bilen ortamı ve desteği bulamazsa araştırma da yapamaz, bilim de üretemez.
Dünyada bilimi destekleyen ve bilimsel araştırmaya ortam sağlayan toplumlar, devletler hatta kuruluşlar bilimin yol göstericiliğinde ilerlemişler, gelişmişler, gelişmeden pay alarak refah toplumu olmuşlardır. Bunları hepimiz biliyoruz. Araştırmaya inanç ve araştırma alt yapısının ölçüsü de bellidir. 10000 etkin nüfus başına araştırıcı sayısı, gayri safi milli hasıladan (GSMH) AR-GE'ye ayrılan kaynak, araştırmada görevli elemanlara verilen ücretin diğer elemanlara ve mesleklere göre düzeyi, toplumda araştırıcı ve bilim adamlarına karşı gösterilen saygı, dünyada kabul gören başlıca kriterlerdir. Çoğu gelişmiş ülkelerde 10000 kişiye düşen araştırmacı sayısı 50-200 arası (ABD de 146), GSMH dan ayrılan pay da % 2-10 arası olduğu halde ülkemizde sayısal oran 2, yani ABD'nin 73 de biri, GSMH'dan ayrılan pay ise % 0.4 dür. Bu ise 1990 yılı için hedeflenen % 1'in yarısından azdır.
Araştırmacı, eski çağlarda olduğu gibi bir "Baronun veya Kralın himayesinde" değil, üniversitelerde yetişmekte, araştırma kurum ve kuruluşlarında çalışmaktadır. Araştırma bilinci, kültürü ve aşkı üniversitelerde bir lisans eğitimi ile alınamaz. Bu kültür yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanırken kazanılır. En önemli buluş ve keşifler de bu tezler sırasında yakalanır, yapılır. Araştırma personeli de bu araştırma kültür ve bilincini almış gençler arasından seçilir. Yasalar üniversitelere öğretim yanında araştırma yapma görevi de vermiştir. Üniversiteler ve eğitim kurumları bir yandan ülkenin her alanda ihtiyaç duyduğu uygun bilgi ve kültürle donatılmış meslek elemanı ve üst düzeyde eğitilmiş vatandaş yetiştirirken, bir yandan da araştırma yaparak sonuçlarını insanlık ve toplum hizmetine sunmakla görevlendirilmişlerdir. Üniversitelerde bu şekilde yetişen araştırıcıların bir kısmı da diğer araştırma kurumlarında araştırmalarını sürdürür. Gelişmiş bir çok ülkede bilim ve bunun ürünü bilimsel yayınların çoğu (%40-80 i) üniversite dışı araştırma kurum ve kuruluşlarında üretildiği halde ülkemizde bilim ve bilimsel çalışmalar başlıca üniversitelerimizde yapılmaktadır. Bilimsel yayında üniversitelerimizin payı % 90'ın üzerindedir.
Devlet ve toplum bilimsel araştırma ve bilimsel yayın yapana ne gözle bakıyor? Bilim adamlarının, araştırıcıların toplumumuzdaki sosyal statüleri nasıldır? Gençler hangi işler ve mesleklere yöneliyor? Hevesleniyor? Devlet bilim, teknoloji üreten, üretmeye çalışana ne kadar maaş ödüyor? Gerçek bilim adamı ve öğretim üyesinin kaynağını oluşturan araştırma görevlilerine 250-300, bunların tezlerini yöneten doçentlere 350-450, profesörlere 500-600 US doları maaş ödüyoruz. Öğretim üyelerinin maaşlarına azda olsa zam yapmak üzere hazırlandığı söylenen iki KHK yaşadığımız ekonomik sıkıntı neden gösterilerek çıkarılmadı. Bir yıl önce yasalaşan üst düzey kamu görevlilerinin emekliliklerine de yansıyan temsil ödeneği, birçok meslek mensubu, yargı organı, asker ve üst bürokratı kapsarken son anda kıdemli profesörler listeden çıkarıldı. Profesörlerden esirgenen bu temsil ödeneği alacaklar listesine göreve getirilmesi ve görevden alınması siyasi kadronun iki dudağı arasında olan, bu makama getirilmesinde hiç de kariyer aranmayan, görev sorumluluk ve alanları çok değişik olan genel müdürler alındı. Bu listede üniversiteler sadece rektörler ve YÖK üyeleri ile temsil edildi.
Ülkemiz büyük iki kriz yaşadı, ekonomik sıkıntılarımız, parasal darboğazlarımız var. Ancak öğretim üyelerinin maaşları da açlık sınırına dayandı, sağlıklı bilimsel araştırma yapma bir yana, görevin aksatmadan yaşamını sürdürme derdine düşmüştür. Üniversitelerde araştırma görevlisi olarak çalışmak ve kariyerde kalmak isteyenlerin sayısının giderek azalması, durumun önemini açıkça göstermektedir. "Ülkemiz fakir, işsiz oranımız yüksek, asgari ücret 100 US dolarının altında. Öğretim üyeleri de fedakarlık etmelidir" denebilir.
Ekonomik sıkıntımız başta devlet kurumlarımız olmak üzere herkes tarafından eşit olarak bölüşülmelidir. Yirmi yıl önce en yüksek devlet memuru maaş statüsünde olan profesör maaşları, bugün kurumlar sıralamasında 30. sıraya gerilemiştir. Aynı devletimiz Merkez Bankası başkanına bir profesörün 17 katı, aynı bankanın sıradan elemanlarına iki dil bilen profesörün 5-10 katı, aynı şekilde son yıllarda oluşturulan Sermaye piyasası-,Rekabet- Bankacılık Denetleme-, Radyo-televizyon-, Özelleştirme İdaresi-, Toplu Konut-, Botaş gibi çok sayıdaki üst kurul üye ve başkanlarına 30 yıllık öğretim üyesinin 10 katı maaş ödeyebiliyor. Aynı devlet, kendini soyduğu, içleri boşaltıldığı gerekçesi ile el koyduğu eski özel bankaların müdürlerine, sanki bu işlerde hiç kusurları yokmuş gibi aylarca bir profesörün 2-10 katı maaş ödemeye devam etti. Bütün bu yüksek maaş ödemelerini bilen vekillerimiz 2.5 milyar maaş ile 19. sıraya düşen maaşlarına "Anayasa Değişikliği" sırasında biraz zam yaparak 3.5 milyara çıkararak maaş sıralamasındaki yerlerini 17. sıraya yükselttiler. Ekonomik sıkıntının en yüksek olduğu, kendilerine güvenin en aza indiği zamanda maaşlarına yaptıkları zam miktarı profesör maaşının üzerinde olduğunu düşünememişler bile, hem de Hükümet ve Mecliste profesör sayısı en yüksek olduğu dönemde!
Bu yüksek maaş alan bürokrat ve vekillerimiz devletin lojmanlarında otururlar, çoğunun ailece kullandıkları makam araçları, özel şoförleri, sekreterleri, koruma ve danışmanları, yararlandıkları sosyal tesisleri (sözde eğitim tesisi) devlet sırtından lokal ve kantinleri, özel ödenekleri var. Seyahatlerinde özel indirim ve ücretsiz ulaşım, yurtdışı gezilerinde ağırlandıkları halde yüksek yollukları da cabası. Gerçek bilim adamı öyle mi? Yukarıda sayılanlar gibi hiç özel bir harcama ve destek bulamadığı gibi, katıldıkları yurt dışı kongre masraflarını, üyesi oldukları mesleki dernek üye aidatlarını, abone olmak zorunda oldukları dergi, yayın ve tez harcamalarını hep maaşlarından yapmak zorundadırlar. "Öğretim üyelerimizin çoğunun da ek gelirleri var. Döner sermayeden 10 milyar alanlar var, maaşından çok ders ücreti alan, diğer kurumlarda ek görev alarak 2, hatta 3 yerden gelir alanlar, firması olanlar, danışmanlık yapanlar, milyarla ücretle dosya hazırlayanlar, özel kuruluşlara dolarla rapor sunanlar var. Özel üniversitelere geçip 3-10 bin dolar alanlar, yıllarca yurt dışında görevlendirilip, hem oradaki çalıştıkları yerden, hem üniversitesinden maaş alanlar var. Çoğunun durumu iyi. Bunlardan yararlanmayanlar ya yeteneksiz olup başka iş bulamadıkları için bu düşük maaşa razı olarak üniversitede kalmışlar, ya da çok aptal ve beceriksizler. Tanıdığım birçok profesör yabancı dil bile bilmiyor. Hiç yurt dışı kongreye katıldığını, bir konuşma yaptığını duymadım. Derslere de asistanlar girermiş. Bunların ne derece araştırma yaptıklarını TV programlarından biliyoruz. Depremde, ekonomik krizde bunların görüşlerini, fikirlerini çok dinledik". Toplumumuzun bilimin yapıldığı üniversite mensupları ve bilim adamları için yargısı da onlara bakışı da aşağı, yukarı böyle. Maalesef bu yargıların önemli bir kısmı da doğru. Ancak yukarıdaki sıralanan ek gelir alan öğretim üyeleri sayısı hiç de yüksek değil. Toplumda bilim egemen olmayınca gerçek bilim adamları da görülemiyor. Günlük yaşantımızda gerçek bilim adamının yerini de sahteleri aldı. Aynen hekimler yerine şifa dağıttığını ifade eden açık gözler gibi, TV'lerde bilim adamı olarak şarlatanlar ve "araştırmacı yazarlar" boy gösterir oldu. İki kitap, bir kaç hatırat, birkaç ne olduğu ve değeri belirsiz belge inceleyen, hiçbir bilimsel değeri olmayan anketler düzenleyip, sonuçlarını istediği gibi sunanlar, komplo teorisi üretenler, kendilerini "büyük bilim adamı ve araştırmacı yazar" sayıyor. Yukarıdaki yargıyı oluşturan öğretim üyelerinin büyük çoğunluğu üniversiteyi adres olarak gösteren, bilimle ilgilenmeyen, bunların bir kısmı da özel yasalarla kariyer alan kimselerdir. Esasen ne döner sermayeden bu kadar ücret alan, ne de maaşı kadar ders ücreti alan bilim yapabilir. Bunların bilim de yayın da umurlarında değildir. Bunlara ödenen maaş bile çok diye gerçek bilim adamlarını cezalandırmaya hakkımız olmamalı, hatta toplum olarak onlara destek olmalıyız. Zira bilim bir yaşam tarzıdır ve doğruyu ancak gerçek bilim insanlarının rehberliğinde buluruz. Devlet gelir dağılımı dengesini böyle alt-üst edebilir mi? Bilgi çağına girdiğimiz 21. Yüzyılın başında ülkemiz hiç de hak etmediği ekonomik bunalıma düşmüş, ya da düşürülmüştür. Ancak bu ekonomik bunalım öncekilerden çok daha yıkıcı olmuş, toplumsal iskeletimiz çatırdamış, öğündüğümüz değer ölçülerimiz, erdemlerimiz, sosyal dayanışmamız, birbirimize güvenimiz, geleceğe ümit ve güvenimiz yok olmuştur. Art arda işyerleri kapanıyor. Kapanan iş yerleri sayısının 4000'i işten çıkarılanların sayısının 700000'i aştığı söyleniyor. Toplum her geçen gün tüm umutlarını yitiriyor. Tünelin ucundaki ışık da görünmez oldu. Adeta "Pompei'nin son günlerini" yaşıyor gibiyiz. Bir ekonomik bunalım nasıl böylesine acı sonuçlar doğurabildi?
Toplumda paradan para kazananlar, işini bilenler, rantiyeciler, parası olanlar saygı görünce, rüşvet, yolsuzluk, yalancılık hatta hırsızlıkla servet yapanların servetini dokunulamadan, "su akarken destini doldur", "yiyeni severim, yer ama iş bitirir", " bu işimi yapsın da % 20 sini de o alsın", " devlet malı deniz, yemeyen d..." gibi sözlerin egemen olduğu bir toplumda bilimin yol göstermesini ummak hayal oluyor.
Çağımızda devletlerin geleceğe bakışında ülke kaynaklarının sektörler arasında nasıl dağıldığı ve kullanıldığı da önemli bir ölçü olarak görülüyor. Eğitim, araştırma-geliştirme ve savunmaya, keza destekleme ve bankacılığa ayrılan kaynakların, bu meslek mensuplarına sağlanan hakların karşılaştırılması çözüm için bir ışık olabilir. Savunma yatırımlarından bir kaleminin ertelenmesi veya fona geçen bankaların bir yıllık zararları için ödenen meblağ ( 12 milyar dolar olduğu söyleniyor) bilimsel araştırmalara ve bilime ayrılsa bile bununla profesörlerin maaşları birkaç kat yükselebileceği gibi 10 yıl süreyle bilimsel ve teknolojik araştırmalar da güvenli kaynağa kavuşabilir, teknoloji üretiminde patlama sağlanabilir. Zira en verimli yatırım, insana, bilime ve araştırmaya yapılan yatırımdır.
Prof. Dr. Mehmet Doğan
Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi
Kimya Bölümü öğretim üyesi
dogan@hacettepe.edu.tr
|