Bilimsel Yayınlar
(Scientific Publications)
Popüler Bilim
(Popular Science)

Tez Yönetimi Ve Danışmanlık
(Thesis Directed)
Verdiği Dersler
(Courses Instructed)
YENİ ARAŞTIRMA KURUMLARI GEREKLİ
(Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi'nde 21.10.2000 de yayınlandı)

        Temel ve uygulamalı araştırma merkezleri kurulmalı ve yüzlerce gence araştırma dünyasının kapıları açılmalı

       Ülkemiz dünya bilim ve teknoloji üretiminde yok gibidir. Her ne kadar ülkemiz kaynaklı bilimsel makale sayısı 1986 yılından itibaren sürekli ve hızlı artışla 46.sıradan 23. sıraya ulaşmışsa da, nüfusuna oranla bu sıra çok düşük olduğu gibi dünya bilim üretiminde payı binde 8 civarındadır. Kaldı ki makale sayısındaki artış da yalnız başına bilimsel araştırmanın ölçüsü değildir. Ülkemizde yayın başlıca üniversitelerde yapılmakta olup, akademik yükseltilmelerden başka bir işlevi de yok gibidir. Bugüne kadar bilim alanında Nobel ödülü alan ve buluşuyla dünya ölçüsünde büyük bir çığır açan bir vatandaşımız yoktur. Aynı şekilde buluşu ile büyük bir ekonomik ve teknolojik başarı kazanan bilim adamından da yoksunuz. Neden olarak bilimsel araştırmaya çok az kaynak aktarmamız gösterilebilir. Ancak bilime inanmadığımız da bir gerçektir.

       TÜBİTAK'a bağlı bir araştırma merkezi dışında büyük araştırma merkezlerimiz de yoktur. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kurulan tarım ve hayvancılık alanındaki araştırma merkezleri de başarılarını devam ettirememişlerdir. Bilimsel araştırma merkezlerini çoğaltmak zorundayız. Özellikle temel bilimler alanında araştırmaların yapıldığı merkezleri çoğaltmaya çalışmalıyız.

       Üniversiteler ve Eğitim Kurumları,eğitimin amacına uygun bilgi ve kültürle donatılmış, ülkenin her alanda ihtiyaç duyduğu vatandaşı yetiştirme, bilim üretme ve bunu topluma, insanlık hizmetine sunma,yani yayma görevlerini yerine getirme zorundadır. Ancak ülkemizdeki üniversite ve eğitim kurumlarının meslek elemanı yetiştirme dışında başarılı oldukları söylenemez. Eğitim yükü çokluğu, kaynak yetersizliği gibi nedenler sıralanabilir. Buna rağmen yine de ülkemizde bilim üretiminin % 90' ı üniversitelerde yapılmaktadır. Gelişmiş birçok ülkede üniversitenin payı % 50'nin altındadır. Devlet ve vakıflar ve özel sektör tarafından kurulan ve desteklenen özel ve genel amaçlı temel ve uygulamalı araştırma merkezleri asıl bilim ve teknolojinin üretildiği kurumlardır.

       Ülkemizde hemen, hemen her üniversitemizde fizik, kimya ve biyoloji bölümleri vardır. Bu bölümlerden mezunların büyük bir kısmı öğretmen olarak hatta sınıf öğretmeni olarak çalışmaktadır. Kimyacı ve fizikçilerin çalışabilecekleri araştırma merkezleri yoktur. F. Almanya'da kimyacıların % 60'ı araştırma geliştirmede çalışmaktadır. Bizde de bu üç temel bilim alanında yetişmiş araştırıcılar mevcut bazı araştırma merkezlerinde ve yeni açılacak araştırma merkezlerinde çalışabilirler. Fizik ve Kimyada buluşlar

       Bu merkezler bilim üretimi yanında teknolojik gelişime yol açacak, ülke ekonomisine katkı sağlayacak araştırmalar yapabilirler. Fizikçilerin araştırmaları ile bugün nano teknoloji denen alanda büyük başarılar sağlanmıştır. Süper iletkenler,ültrason; laser teknolojisi bilgisayar teknolojisi yarı iletken teknolojisi,uzaktan algılama, fiber optik, laser diyodlar, çok ince yüzey kaplamaları, çok ince tel ve lif üretimi, özel yalıtkan üretimi, çok sert madde üretimi hep fizik alanında araştırmalarla gerçekleştirilmiştir. Doğa dostu üretim teknikleri, verim artıran, çevreye zarar vermeyen gübreleme, yanma önleyici yangın söndürücü maddeler, çoğu ilaçlar ültra saf madde üretimi, hep kimyasal araştırmalar sonucu gerçekleştirilmiştir. Genetikteki gelişmeler tür islahı, en verimli ve dayanıklı tohumların geliştirilmesi, suni tohumlama v.b. birçok gelişmeler biyolojik araştırmalar ürünüdür.

       Basit birkaç örnek cam kap ve şişeler sağlıklı ancak kırılgan olduğu için plastik kap ve şişeler çoğu kez camlar yerine kullanılmaya başlamıştır. Plastiklerin birçok sakıncası yanında özellikle gazlı meşrubatlar da gazın kaçmasına neden olduğu için bunların depolama ömrünü kısaltmaktadır. PET şişelerin iç yüzeyi nanometre kalınlığında kuvarz tabaka ile kaplanarak gaz sızdırmaz ve daha sağlıklı hale getirilmiştir. Hem camın iyi yanı, hem pet'in esnekliği bir araya getirilmiştir.

       Çok ince saf karbon tel-lif üretimi gerçekleşmiş, bunların ileride hidrojenlenerek otolarda çevreye hiç zarar vermeyen yakıt olarak kullanımı yönünde araştırmalar devam etmektedir.

       Kimyasal araştırmalarla yeni ilaçlar ve kimyasal birleşiklerin ürettirilmesine ek olarak yeni teknolojilerin ihtiyaç duyduğu karışımlarının (kompozitler, seramikler, plastikler gibi) ve doğal maddelerin daha uygun, saf ve kullanışlı şekillerinin (kumun saf silisyum dioksit liflere, yani fiber optiğe dönüştürülmesi, karbonun elmas veya grafite dönüştürülmesi gibi) hazırlanması da sağlanmıştır. Öte yandan kimyasal analiz tekniklerindeki gelişmelerle eser elementlerin ve bazı vitaminler ve enzimlerin canlılar üzerindeki yaşamsal önemleri anlaşılmış, tıptan biyolojiye, tarımdan ormancılığa, arkeolojiden kriminolojiye tüm bilim alanlarında yeni gelişmelere ışık tutmuştur. Birkaç örnek verirsek; iyodun canlılar için önemi ve bazı içme suları ve gıdaların az iyot içermesi ile guatr hastalığı arası ilişki daha duyar iyot analizi ile saptandıktan sonra iyotlu tuz kullanımının önerilmesi bu hastalığın azalmasını sağlamıştır. Sularda duyar flor tayini gerçekleşmesi sonucu da diş hastalıkları azaltılabilmiştir. Eser miktardaki gerekli çinkonun eksikliğinin neden olduğu birçok hastalıklar yine duyar çinko tayini sonucu gerekli önlemler alınarak en aza indirgenmiştir. Yine toprakta çok az bulunan çinkonun çok düşük olan miktarını bile tayin edecek yöntemlerin gelişimi ile tarım alanlarında tayini ve eksikliğinin saptanarak toprağa çok az ilavesi sonucu önemli verim artışı gerçekleştirilmiştır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Son çarpıcı bir örnekle bu alandaki bilimsel araştırmaların önemini vurgulamak istiyorum. Avustralya'nın genişçe bir bölümünde ağaç yetişmiyordu. Toprak analizi, gübreleme ve sulama gibi önlemlere rağmen ağaçlar büyümüyordu. 20 sene öncesine kadar analiz teknikleri ile topraktaki çoğu eser element düzeyi saptanamıyordu. Son yıllarda eser element analizinde gelişen tekniklerle sadece alışılan ve bilinen elementlerin tayini yerine toprağın içerdiği çok düşük düzeydeki eser elementler bile tayin edilerek sonuçların başka bölgelerle karşılaştırılması ile bu bölge toprağının hiç molibden içermediği saptanmış, geniş bölgeye uçakla havadan çok az molibden atılmasından sonra ağaç ve bitkilerin bu bölgede de hızla büyüdüğü görülmüştür.

        Bilimsel çalışma, araştırma ve geliştirmelerin belki kısa sürede yararları görülemeye bilir. Ancak uzun vadede mutlaka fazlası ile yararı görülür. "En iyi yatırım insana yapılan yatırımdır" özdeyişi artık inkar edilemeyecek kadar kabul görmüştür. Gelişmiş ülkelerde bu özdeyiş "en verimli yatırım araştırmaya yapılan yatırımdır" şeklini almıştır.

       Bizde çok iyi örnekleri var

       Ülkemizde "Çay-, Tekel-, Şeker-, Şap-, Hayvancılık-, Toprak Araştırma Enstitüleri" gibi tarıma yönelik araştırma enstitülerinde yapılan araştırmalar kısa sürede sonuçlarını vermiştir. Çay bilinmezken çay üretiminde ilk beşe girebildik. Ancak araştırmada süreklilik sağlayamadığımız için üretimdeki gelişmeyi çay işlemede gösteremediğimiz için sattığız kadar yabancı çay ülkemize girmeğe başladı. Tütün ve diğer alanlarda da sürekli araştırma ve desteği olmayınca tütündeki gelişme sigarada sağlanamadı, yabancı sigara için cazip Pazar olduk. Marketlerimizi yabancı et ve tarım ürünleri doldurdu. Tarım ülkesi olarak görülen ve kabul edilen, nüfusunun % 40-45 i tarım ve hayvancılıkla uğraşan ülkemiz, nüfusunun sadece % 1 i tarım ve hayvancılıkla uğraşan ülkelerden tarımsal ürün ve et ithal eder olduk. Zamanında ülkemize uygun tohum, tür sulama, gübreleme, yem türü sürekli bilimsel araştırma ile gelişebilse durum farklı olurdu.

       "En iyi yatırım insana yapılan yatırımdır özdeyişi gelişmiş ülkelerde en verimli yatırım araştırmaya yapılan yatırımdır" şeklini almıştır.

       Bilimsel araştırma yatırım, destek ve en önemlisi zeki, iyi eğitilmiş,sabırlı, disiplinli sürekli çalışabilecek, araştırmaya ve önemine inanmış, hevesli insan ister. İnanç ve heves belki yatırımdan, destekten de önce gelir. İnsanımız zeka bakımından hiç de çağdaşlarından geri değil, hatta belki de dünya ortalamasının üstündedir. Yurtdışına çıkma ve iyi donatılmış merkezlerde çalışma imkanı bulanlar yeteneklerini gösterebilmektedir. Ancak araştırmaya yatırım, destek ve inanç için aynı iyimserlikte değiliz. Araştırmadan ne anladığımız bile ilginçtir. Medyada kimlerin araştırmacı olarak adlandırıldığını hayretle izliyoruz. Araştırma alt yapı ve inancının ölçüsü bellidir. 10000 etkin nüfus başına araştırıcı sayısı, gayri safi milli hasıladan AR-GE 'ye ayrılan kaynak, araştırmada görevli elemanların diğer mesleklere göre yıllık gelir düzeyleri, araştırmacıya karşı saygınlık başlıca kabul gören kriterlerdir. Araştırma bilinci, sevgisi,araştırma sebatı normal bir lisans eğitimi ile alınamaz. Bu kültür yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanırken alınır ve en önemli buluşlar bu tezler sırasında yakalanır. Araştırma personeli gerçek anlamda araştırma kültürü görenler arasından seçilir. Buna rağmen 10000 kişiye düşen araştırıcı sayısı 2 dir, yani ABD' nin 73 de biri kadardır. Gayri safi milli hasıladan AR-GE ' ye ayrılan pay ise henüz 20 yıl önceki hedefin, yani % 1 in altındadır. Bu oran çoğu ülkede % 2-10 arasıdır. Ülkemizde çoğu AR-GE kadroları pasifleştirilecek personel için kullanılırken, sayısı çok az olan araştırma merkezleri de istirahat yeri, pasif görev olarak algılanmaktadır. Başlıca araştırma kurumları üniversitelerimizdir. Ancak çoğu alanlarda ve çoğu üniversitemizde ders vermek yada kurs- konferans vermek, para kazanmak daha tercih edilir. Bilimsel kariyerde yükselme için yayın zorunluluğu da olmasa araştırma yapana şüpheli bakılır. Araştırma görevlilerine ödediğimiz maaş 240-260 milyon TL (370 USD),tez yöneten doçent ve profesörün maaşı 400- 600 milyon Tl kadardır. Ülkemizde maaşlar genel olarak düşük ve asgari ücret 110 milyon denebilir. Ama nice sıradan kimselerin yapacağı devlet görevinde, bunun 4 katını, özel kesimde 10- 15 katına kadar ödeyebiliyoruz. (Hatta Üniversitelerimizde bile döner sermaye ve özel görevle 2-5 milyar aylık alanlar da az değildir.) Bu düşük maaşa rağmen araştırmanın dayanılmaz zevkine kapılmış bazı bilim adamlarımız sürekli araştırma çabası içindedir. Değerlerini bilmesek, araştırma desteklerini kıssak da sayıları az da olsa, azim ve sabırla, mütevazi koşullarda araştırmacılarını yürütebilmektedirler. Mutevazi destek ve araştırmaya inançlı gençlerimiz sayesinde 20 yıl öncesine göre araştırma potansiyelimizde büyük artış olmuştur.

        Bir bilim adamı örneği

Ülkemiz koşullarında şevkle bilimsel araştırma yapan, bu alanda başarılı olmuş ve ürettiği yayınlarla ödül almış, çevresindeki gençlere de araştırma zevki aşılamaya çalışan, budan büyük mutluluk duyan ve hiç kimseye imrenmeyen bir bilim adamımızın yaşantısından bir kesit aktarmak istiyorum. Umarım, bu bilim adamı bana kızmaz. Köşe dönmeciliğin ve rantiyeciliğin bu boyuta ulaştığı, "televole" benzeri programlarda yaşantısından kesitleri görmeğe alıştığımız meşhurlarımızın, bankaları boşaltanların, mafyanın itibar gördüğü toplumuza ibret olmasını diliyorum. Bu bilim adamı kirada oturur, arabası yoktur, işe servisle gider, gelir, mütevazi maaşından (aylığı 600 dolar) kitap, dergi, gazete alır, bilgisayar alır, inter-netten ulaştığı bilgileri de çoğaltarak öğrencilerine dağıtır, dernek ve klüp üye aidatlarını öder, fakir ve başarılı öğrencilere sürekli burs verir. Maaşından arta kalırsa araştırması için madde alır ve kongrelere katılır. Nasıl geçindiği sorulunca da "benim maaşımın üçte biri ile ev geçindiren, çocuk okutan geçiniyor, ben de geçinebilmeliyim " der. Bilimsel araştırmaya hevesli çoğu bilim adamımızın yaşantısı da bundan farklı değildir. Bilim adamı bu mütevazi yaşamı kabullense bile, içinde yaşadığı toplum itiraz edebilmelidir. Eğer ülkemizin çağdaş uygarlık düzeyini yakalamasını istiyorsak bu bilimsel araştırmaya inanmak, araştırma ve araştırıcıya yeterli desteği sağlamak zorundayız.

       Üniversitelerimiz ve Milli Eğitim politikamızla ilgili sorunları ayrıntılı olarak ayrı yazılarımızda ve kitabımızda verdiğimiz için burada ancak ilişkilerinden söz edilmiştir.