Bilimsel Yayınlar
(Scientific Publications)
Popüler Bilim
(Popular Science)

Tez Yönetimi Ve Danışmanlık
(Thesis Directed)
Verdiği Dersler
(Courses Instructed)
Bilimsel Yayın Ama Niçin?

(Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi 31 Temmuz 1999 da s.15-16 da yayınlandı)
CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRKİYE'SİNDE BİLİMSEL GELİŞMELER


     Bir etki yaratmayan bilimsel araştırma yerine, uygulamaya dönük, araştırmalara yönelmeliyiz.
     Ülkelerin gelişmişlik ve eğitim düzeylerinin en önemli ölçülerinden biri de ürettikleri yayın sayısıdır. Bir ülkede yayınlanan kitap, dergi, gazetelerin toplam baskı sayısı ve sanata bakışı o ülkenin kültür düzeyinin en güvenilir ve bilinen ölçütüdür. Daha sınırlı kesimin ilgilendiği bilimsel yayın ise daha çok ülkelerin bilimsel altyapısı, bilimsel araştırmaya ayırdığı kaynak ve destekle ilişiklidir. Sakin bir yerde, bir masa yada bilgisayar basında bir kitap, dergi yada gazete yazısı hazırlanabilirken, bilimsel bir makalenin hazırlanması titiz veri toplama, çoğu kez pahalı-gereç ve altyapı gerektiren denemeler, deneyler ve sabırlı bir araştırma sonunda mümkün olur. Bu sonuçlar araştırmanın yapılış amacına göre ya araştırmanın yapıldığı ülkede yayınlanan yerel periyodik bilgilerde ana dilde yada uluslar arası saygın dergilerde herkesin anlayabiliceği dillerde yayınlanır. Araştırmanın amacı yerel bir sorunun çözümü veya yeni bir ürünün gelişmesi ise bir yayınla sonuçlanmadan, o sorunun çözümünde yada patent altında ürün üretiminde kullanılabilir.
     Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile bilimsel yayın üretimleri arasında yakın ilişki vardır. Ülkemizde başta E. İnönü, N. K.Pak ve M. İlhan gibi bilim adamları olmak üzere birçok araştırmacı TÜBİTAK yayınlarında ve Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisinde bu ilişkiyi değişik açılarda incelemişler. SCI endeksimde bir yayının yer alması bir kalite ve prestij ölçüsü olması açısından bilim çevrelerinde ciddi alınır. Gerçekten de mevcut bilimsel yayın karşılaştırma ve ölçütleri arasında en güvenilir olan ölçüdür. SCI'de yer alan makale kaynak ülkeler sıralamasına göre yapılan değerlendirmelerin eleştirilecek yanı, bu dergilerin büyük bir kısmı ingilizce olduğu ve yerel dergilerin bile SCI'ce tarandığı için anadili ingilizce olan ülkelerin yayın sayılarının aynı düzeydeki ülkelere göre doğal olarak daha yüksek olmasıdır. Buna rağmen ülkelerin sıralanması ve sıralamadaki yıllar itbariyle değişikliklerin o ülkelerin bilime bakışı ve bilim politikalarıyla yakından ilgileri kolayca görülebilir.
     Ülkemiz SCI'ce taranan dergilerde yayınlanan ülke adresli yayınlar sıralamasında 1981 yılında 344 yayınla 41. sırada yer alırken 1986 yılında 46. sıraya düştükten sonra üniversite araştırma fonlarının kullanılması, bilimsel yayınlara TÜBİTAK ve birçok üniversitemizin özel teşvik uygulamasıyla yayın sayısını hızlı ve istikrarlı arttırarak 1993'te 1492 yayınla 35. sıraya 1998'de de 5109 yayınla 25. sıraya yükselmiştir. Gerçi nüfus başına yayın sıralamasıyla yine 50. sıralara düşüyoruz ve dünya bilim üretimine katkımız binde 8'lerdedir. Ancak bu yüksek artış hızı bile çok sevindirici olup, önemli bir başarı olarak görmeliyiz.
     Yayın Niçin Yapılır?
     Bu yazıda asıl üzerinde durmak istediğim yayın niçin yapıldığıdır. Amaç çalışılan kuruluşun, kurumun, toplumun hatta tüm insanlığın yararı ve kullanımı için bilgi üretmek yayımlayarak da bu sonuçların paylaşımını sağlamak olmalıdır. Yayın yapmış olmak, yayın sıralamasında bir sıra daha öne geçimek için yayın yapmak anlamsızdır.
     Dünyanın gelişmiş ülkelerinde değişik bilim alanlarında araştırma yapmak amacıyla kurulmuş bir çok araştırma merkezleri ve özel vakıf ve kuruluşlar da üniversiteler yanında, hatta daha çok araştırma ve bilimsel yayın yaparken, ülkemizde bilimsel yayın başlıca üniversitelerimizde yapılmaktadır.
     Gelişmiş Batı ve Uzakdoğu ülkelerinde yapılan bilimsel yayınlar o ülkeler ve topluma çok şeyler kazandırır. Bilimsel yayın sonucuna göre ülkelerin eğitim bilim yatırım, üretim politikaları şekillendirilir. Yayın sonuçları ışığında yeni teknolojiler geliştirilir, yeni araç-gereç, tüketim malzemesi üretimi, yeni tedavi yöntemi geliştirilir. Toplumun yaşam kalitesi yükselir. En azında yayının yapıldığı dergiler tüm ülkelere satılarak para kazanılır. Yeni kitaplar yazılır, eskileri yenilenir. Kongreler, seminer, kurslar düzenlenir. Çok yayın üretilen merkezlere üste öğrenim harcı altında para da ödeyen bedava işgücü, master ve doktora öğrencisi gelişi artar ve bunlar da o kuruluş adına yayın yapar. Yani bilimsel yayınlardan para kazanılır. Bilimsel yayınlar, bu yayınlardan yararlanmayı bilen toplumlara hizmet eder, çok şeyler kazandırır.
     Ülkemiz kaynaklı bilimsel yayınlar incelediğimde, bunların büyük bir bölümünün üniversiteler ve akademik yükselme amacıyla yapıldığı görülür.
     Araştırmacılar Yaptıkları Araştırmalarla Toplum Yararı Arasında İlişki Kurmalıdır
     Çok az sayıda bilimci ise yayın yapmaktan zevk aldığı için daha çok yayın yapmak ister. Bu yayınlardan yararlanan yoktur. Bunların çok okunduğunu, özellikle ülkemizde okunduğunu söylemek güçtür. Aynı bilim dalındaki meslekdaşları bile okumaz. Hatta çoğu jüri üyeleri bile okumadan sadece bakar, yüzeysel inceler. Bilimsel yayınlarımızın toplumumuzun yaşantı düzeyinde, teknoloji üretimimizde, bir değişiklik yaratmadığını, toplumumuza bir şeyler kazandırmadığını söyleyebiliriz. Yayından ve düzenlediğimiz kongreler yararlanamadığımız gibi, bazen üste de para veriyoruz.

      (Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi sayı 657 s.15 de 1999 da yayınlandı)
     Şengör'e Yanıt!
     Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi 31 Temmuz 1999 tarihi nüshası 15. Ve 16. "Bilim Yayın Ama Niçin?" başlığı altında editörü mektup olarak yayımlanan makalem üzerine beni telefonla arayan birçok öğretim üyesi ve arkadaşım beğenilerini ifade etmişlerdi. Buna karşın aynı derginin 28 Ağustos 1999 tarih ve 649 sayılı nüshasında söz konusu yazma ülkemizin tanınmış bilim adamlarından, sayısız ödüllü ve TÜBA üyesi sayın Prof.Dr. A.M.C. Şengör açık mektupla " Yayın, bilimin haberleşme aracıdır; başka hiçbir görevi de yoktur" başlığı altında cevap vermiş ve yazıma katılmadığını ifade etmiştir. Sayın Şengör'ün yazımdaki çoğu meslektaşlarımın "imzamı atarım" dediği görüşlerime katılmamasını normal karşılıyor ve her iki yazıyı da okuyucuların takdirine sunuyorum.
     Anadolu'nun fakir bir köyünden çıkıp, eski Köy Enstitülerinin ilk öğretmen okuluna dönüşen bir okulda, devlet parasız yatılı okuma imkanı, daha sonra da Alman hükümeti bursu ile yurtdışında doktora imkanı bulan birisi olan, her koşulda kendinden çok başkasına, topluma hizmeti ilke edinmiş bir kişi olarak, bilimsel yayında da ve insanlığa yarar amacına sahip olmam, Sayın Şengör'e ters gelebilir. Akademik yaşamımda, 15 yıllık müdür ve dekanlığımda hizmeti kişisel çıkarsız, bilimsel düşünceyi yayma; bilimsel çalışmaya destek yönümü tüm öğrencilerim bilir. Bu hizmetler yanında iğne ile kuyu kazarcasına deneysel çalışma sonucu 50'si yurtdışı dergilerde, 70 bilimsel makale ve bunlara başkaları tarafından 450 atıf, ayrıca çoğu spektroskopi kitaplarında, teknik ansiklopedilerde atıf (hepsi olumlu atıf), üç kitap ortak yazımı, üç kitap tercümesine tercümesine katkı, üniversite dışı 7 araştırma projesi, birçok kamu ve özel kuruluş laboratuvar kurmasına destek, 50 civarı tebliğ (12'si çağrılı yurtdışı seminer, tebliğ, konferans) çok sayıda tez yönetimi, birçok çağdaş dersin öncülüğü, beşinde başkan olmak üzere 10 bilimsel kongre, sempozyum ve seminerde görev, çok sayıda bilimsel rapor yazarlığıyla öğretim üyesi olmam umarım okuyucularınızı ciddi endişeye sevk etmez.
     Derginizde şimdiye kadar yayınladığınız 7 yazım ve diğer kurum dergilerindeki 4 yazımla da kendi çapımda ülkemizin ve eğitimimizin güncel konularını daha geniş duyurmayı amaçlamıştım. Bunları reklam, çıkar için değil bir aydın sorumluluğu gereği yapmaya çalışıyor, tüm aydınlarımızı da aynı sorumluluğa davet ediyorum. Ülkemizde çok az sayıda olan üretken bilim adamı ve aydınımızı da birbirini kırmadan, hakaret etmeden bilgi ve birikimlerini aktarmaya çağırıyorum. Bilim ve bilimsel yayının amacı ile ilgili Sayın Şengör'ün görüşlerine de ben katılmıyorum, ama saygı duyuyorum. "Bilimin tek amacı, doğayı anlamak" olmadığı gibi, "yayının da tek amacı bilimin haberleşme aracı" değildir.
     Şüphesiz doğayı anlamaya çalışmak bilimin, bilim adamının başlıca uğraşı olmuştur. Doğayı anladığınız zaman da en önemli ürün olan bilgiyi üretmiş olursunuz. Bu ürettiğiniz bilgiyi içinde yaşadığınız topluma vermeniz onlarla paylaşmanız gerekir. Bilimin tek amacı doğayı anlamak olsa belki çoğu keşifler gerçekleştirilebilirdi. Ancak yaşamınızı kolaylaştıran, yaşam standardımızı geliştiren icatların da düşünce dünyamızı zenginleştiren çoğu fikirlerin de bilimsel araştırma sonucu gerçekleştiğini unutmayalım.
     Bilim hiçbir bilim adamının tekelinde olmadığı gibi, hiçbir zümrenin zevk bahçesi de değildir. Sanat çevrelerinde bir zamanlar "Sanat, sanat için mi? Toplum için mi? tartışması yaygındı. Belki sanatın toplumsal yönünü düşünmeden sanat olarak yapılmasını hoş görebiliriz. Zira sanatçı kendi öz yeteneği ile toplumdan bir şey almadan, toplumsal sorumluluk duymadan, sanatının icra edebilir, eserini üretebilir.
     Ama bilimsel araştırma, bilim yapma, bir altyapı, bir maddi destek ve ortam ister. Hele bugünkü gelişmiş düzeyde doğayı anlamaya çalışmak bile büyük bir maddi yatırım ve destek gerektirir. Beş duyumuzla doğayı anlamayacağımız açıktır. Kaldı ki bu tanımı doğru saysak bile, sosyal bilimleri, matematiği, uygulamalı bilimleri yok mu sayacağız? Bilim adamı sırf kendini tatmin edecek, anlam dünyasını, bilgi düzeyini genişletecek bilim yapma lüksüne sahip değildir. Bulunduğu, kendine bilimsel ortam ve imkanı sunan topluma, tüm insanlığa karşı da borcu ve sorumluluğu vardır. Bilimci bilgiyi saklamayacağı gibi, o zevki sadece kendisi gibi bilim adamlarıyla bölüşmenin ötesinde, hiç olmazsa kendini destekleyene (kişi, kurum, toplum, ülke, tüm insanlık) aktarması, öğrenci yetiştirmesi gerekir. Böyle de olmuştur. Bugün bilim adamlarınca üzerinde çalışılan konuların çoğu kendi öz merakı değil, başkasının da merakını çeken güdümlü projelerdir. Bilime, bilimsel çalışmaya daha çok destek çekmek için daha geniş kitleye aktarılabilmelidir. Bilimsel düşünceyi topluma vermek gerekir. Bunu her yolla yapmazsak toplumda bilim dışı düşünce, hurafe, dedikodu tüm yaşantımıza hakim olur ve bilim ortamını da yok edebilir.
     Bilimin ve bilimsel çalışmanın büyük bir zevki vardır. Ama bununla da sınırlı değildir. Sonuçları hemen kullanılmasa da gerçek bilimsel çalışmalar mutlaka bir gelişmeye neden olur. İşte asıl istediğimiz de bilimi, bilimsel düşünceyi daha geniş kitlelere yaymak, bilime desteği artırmak, bilimsel çalışmaların sırf zevki tatmin değil, aynı zamanda toplumun yaşam düzeyinin (maddi-manevi) yükselmesine de hizmet edebileceğini ifade ve ülkemiz gibi ülkelerde belki de uygulamaya yönelik araştırmanın (bilimin değil) öncelik almasının yararlı olabileceğini ifade idi.
     Bilimsel araştırma sonucu Pasteur tarafından geliştirilen kuduz aşısı, Fleming ve diğer bilim adamların tarafından geliştirilen penisilin ve bunu takibeden antibiyotiklerin topluma mal edilmesiyle birçok salgın hastalık önlenebilmiştir. Elektriğin keşfi, ses ve görüntünün iletilmesi, yani telefon ve televizyon, Maxwell ve diğer bilim adamlarının araştırmalarının uygulanmasıyla olmuştur. Fiber optik kabloların, laserin gelişim ve uygulama alanları, rayo izotop ve ışınların tıp ve birçok alanda kullanımı, çinko eksikliği ve bazı eser element eksikliğinin yol açtığı hastalık ve ürün kaybının anlaşılması üzerine alınan önlemlerle bunların önlenmesi, bilimin, bilimsel yayının birkaç çarpıcı yararını hatırlatır sanırım. Bir başka örnek ise ülkemizin yaşadığı deprem felaketini izleyen 20 günde saygın bilim adamlarımızca yapılan açıklamalar, deprem kuşağı fay hattı-yerleşim yeri ilişkisi, depreme dayanıklı yapıların önemi, daha önce yapılarak topluma mal edilebilseydi bu felaket çok daha ucuz atlatılabilirdi.

Prof.Dr.Mehmet DOĞAN
Hacettepe Üni. MTYO Md.
e-mail: dogan@hacettepe.edu.tr
hmehmetdogan@hotmail.com