Bilimsel Yayınlar
(Scientific Publications)
Popüler Bilim
(Popular Science)

Tez Yönetimi Ve Danışmanlık
(Thesis Directed)
Verdiği Dersler
(Courses Instructed)
Yükseköğretim Yasası ve Yükseköğretimin Sorunlarına bazı yaklaşımlar

6 Kasım 1981 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren ve bugüne kadar uygulanan 2547 tarihli Yükseköğretim kanunu 22 yıllık süre içersinde en az 30 kez yapılan değişiklikle çıkarılmasındaki asıl amacından önemli ölçüde uzaklaşmıştır. Başlangıçta kendi içersinde tutarlı ve bir bütün olan yasa, bu değişikliklerle "yamalı bohça" haline gelmiştir. Geçen süredeki deneyimler ışığında yeni baştan yapılanmasında yarar görüyoruz. Yeni yasada özellikle yer alması uygun görülen noktalar sıra ile aşağıda sunulmuştur.


Soruna Temelden Yaklaşım

Yeniden yapılandırılması ve hazırlanması istenen Yükseköğretim Yasası'nın tüm eğitim-öğretim sistemi ile birlikte düşünülmesi, ortaöğretimden yükseköğretime geçiş sürekli tartışma konusu olduğundan orta öğretimin de üniversitelerin görüşü alınarak çağımızda kendinden beklenen hedefler doğrultusunda yeniden yapılanması önemli bir ön koşuldur. Bu nedenle Anayasa değişiklikleri de dahil, tüm değişiklikler yapılarak ve Anayasamızın yükseköğretimle ilgili 131 ve 132. maddeleri de değiştikten sonra eğitim- öğretim sistemimizin bir parçası olarak yeni bir yükseköğretim yasası hazırlanmalıdır. Bu değişiklikler "acil eylem planının" bir parçası olarak kısa süreden hazırlanamayacak kadar geniş kapsamlı ve zaman alıcıdır.

Örnek olarak en önemli amacı öğrencileri yükseköğretime hazırlamak olan ve sayıları 3000'in üzerinde, mezun sayısı ise 350 000 kadar olan düz lise mezunlarının yıllara göre ancak %12-15 arası yükseköğretim imkanı bulabiliyorsa, üniversite giriş sınavına katılan 1,5 milyon öğrencinin 500000 i fen ve matematikten hiç net cevap veremiyorsa, yüksek öğretimde iyileşme ile bu büyük sorun çözülemez. Yine ortaöğretimde öğrenciler bir yabancı dil öğrenmeden üniversiteye geliyorsa üniversiteler hazırlık sınıfları ihdas ederek ve kendi anadilleri yerine İngilizce öğretim yaparak kimilerince sorunun çözüm yolu olarak sunulması, ülke yükseköğretimine ve insan kaynaklarına zarar vermeye sebep olabilir.

Öte yandan asıl amaçları bir beceri ve orta düzeyde meslek eğitimi vererek ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda iş gücü yetiştirmek olan ve yine toplam sayıları 3000'i bulan meslek liseleri de tüm ortaöğretimdeki öğrenciler gibi üniversite kapısına yığılırsa, yükseköğretimdeki iyileştirme ile sorun vergi verenlerin beklentileri yönünde çözülemez.

Yüksek öğretim yasasına paralel olarak yeniden hazırlanacak ortaöğretim çerçeve yasasında öğrencileri hayata hazırlamayı esas alan, ama yükseköğretim görme hakkını da engellemeyen mesleki eğitimle, amacı sadece öğrencileri yükseköğretime hazırlamak olan liseler yeniden düzenlenmelidir. Liseler dört yada 5 yıla çıkarılarak mevcut 2547 sayılı yasanın temel hedefler ve amacında ifade edilen ve bu amaçla yasa ile üniversitede zorunlu okutulması istenen Türkçe, inkılap tarihi, ülke tarihi gibi derslerle en az bir yabancı dil öğretilecek ve bunların üniversitede tekrarına gerek olmayacak şekilde öğretimi yapılmalıdır. Ayrıca yönlendirme sınıfı haline gelecek ek senelerde temel fen, matematik ve temel sosyal bilgile verilerek ayrıca merkezi bir giriş sınavına gerek kalmaksızın bu derslerdeki başarılara ve yeteneğe göre üniversiteye girişin sağlanacağı çok programlı liseler haline getirilmelidir.

Yeniden hazırlanacak yükseköğretim yasası tüm üniversiteleri kapsayan bir çerçeve yasası ve üniversitelerin statü ve gelişmişliklerine göre yeniden kategorilere ayrılmasından sonra her bir kategorideki üniversitelere uygulanacak alt yasalar olarak da çıkarılabilir. Üniversiteler gelişmişliklerine, programlarına, öğrenci sayıları ve amaçlarına göre sınıflandırılabilir. Örnek olarak öğrenci sayısı 20000 , öğretim üyesi sayısı 500'ün üzerinde olan ve tüm öğretim programları olan üniversiteler, araştırma ve doktora programına ağırlık veren üniversiteler, topluma hizmeti öne alan veya meslek eğitiminin öncelikli olduğu üniversiteler, kuruluş halindeki üniversiteler, sanat üniversiteleri, az sayıda öğrencinin sınırlı programla öğrenim gördüğü üniversiteler, vakıf üniversiteleri, ileride açılabilecek özel ve yabancı üniversiteler ayrı alt yasalara tabi tutulabilir. Üniversitelerin kategorilere ayrılmasında bir kriter AB ve ABD olduğu gibi öğretim programlarının akreditasyonu, yabancı üniversitelerle işbirliği, ürettikleri bilimsel yayın ve kurum dışı projeler alınabilir. Evrensel kriterlere göre gelişmiş bazı üniversitelere özel kolaylık ve teşvikler getirilebilmelidir.


1- İdari Özerklik ve Yetkiler

2547 Sayılı Yasa daha önceki üniversiteler ve yüksek öğretimdeki kargaşaya bir tepkinin sonucu ve demokratik olmayan bir yönetim döneminde çıkarılarak uygulandığından idari özerklik özellikle dikkate alınmamış, an yaklaşım olarak tüm atama ve yetkiler hiyerarşik bir şekilde yönetici konumunda olan kişilere verilmiştir. Zamanla ülkemiz genelindeki demokratikleşmeye paralel olarak yapılmaya çalışılan demokratikleşme çabası ise yasanın değişik maddelerinde, bazen çelişkiler de doğuracak şekilde serpiştirilerek sağlanmağa çalışılmıştır. Gerçekten demokratikleşme isteniyorsa YÖK başkanı ve üyelerinden başlayarak anabilim dalı başkanına kadar bütün yöneticiler için seçilme ve atanma yeni baştan düzenlenmelidir. Bugün yasadaki en demokratik seçim, yetkileri en az olan Anabilim Dalı başkanı seçimidir.


YÖK Başkanından itibaren tüm seçimlerde üniversitelerin temel görevlerinin kıstas alındığı ve en azından daha alt kademelerde başarılı tamamlanan görevlerin de dikkate alındığı asgari başvuru kriterleri belirlendikten sonra bu amaçla oluşturulan tarafsız (emekli yönetici ve TÜBA üyesi gibi eleme komitesi üyelerinin aday olmayacağı) komitelerce ilk eleme yapıldık sonra o makama gelecek yöneticiyi seçme yetkisine Sahip üyeler tarafından yapılmalıdır.

Örnek olarak YÖK başkanı seçimi Milli Güvenlik Kurulu, üniversiteler arası kurul veya Yüksek Planlama Kurulu gibi devlet veya üniversitelerin temsilcileri tarafından, istekliler arasından seçilerek atanması yine Cumhurbaşkanı tarafından yapılabilir. YÖK üyelerin seçimi ise belirlenen asgari kriterlere uyan adaylardan yine seçici komite ön incelemesinden geçen, en çok üniversitenin temsil edilmesi esas alınarak, istekli profesörler arasından, 2/3 ü üniversiteler arası kurul, 1/3 ise yetkin emekli bilim adamları ve üst düzey bürokratlar arasından, hükümet ve TÜBİTAK gibi kurumlar tarafından seçilebilir.

YÖK Denetleme Kurulu ise bugünkü yapı ve yetkisinden farklı ve YÖK başkanına bağlı olmaksızın Cumhurbaşkanı, Hükümet, Sayıştay ve üniversiteler arası kurul tarafından bu makamlara yapılan başvurular arasından seçilir. YÖK ve üniversitelerden gelen uygulamaları, seçmede yetkili makamların talebi üzerine denetler, sorumluları gerekirse yargı önüne sevk eder.

Rektör seçimi : o üniversitenin yaşayan emekli rektörleri ve aynı sayıda eski yöneticilerinden oluşan bir komisyonun adayların istenen kriterlere uygunluğunu göre ön elemesinden sonra 30 ve daha fazla öğretim üyesi olan üniversitelerde öğretim üyelerinin salt çoğunluk oylaması ile seçilip, YÖK Genel kurulu tarafından atanabilir. Dekanlar da benzer şekilde tüm öğretim üyeleri tarafından salt çoğunlukla seçilerek rektör tarafından atanabilir. Seçici sayısı 5-10 gibi belirlenen asgari sayının altında olması halinde ilgili yöneticiler atamaya yetkili makam tarafından, asgari kriterlere uygun başvurular arasından doğrudan seçilerek atanır. Benzer işlem tüm seçimler için uygulanabilir.

Yükseköğretim Başkanı ve Kurulu tüm yüksek öğretim kurumları arasındaki eşgüdümü, sağlar, asgari öğretim standartlarına kurumların uyumunu denetler.


2- Mali

İhtiyaç duyduğu tüm kaynağın % 50 den fazlasını bizzat kendisi sağlayan gelişmiş kategorisindeki üniversiteler ile harcamalarının çoğunluğunu devlet bütçesinden sağlayan üniversitelerin tabi olacakları esaslar kesinlikle ayrı belirlenmeli. Bütçenin hazırlanması ve harcanma esasları yönetici makamdaki kişiler tarafından değil, kurullar tarafından gerçekleştirilmeli, kurulların yetki verecek sorumlu tutulmasına da imkan vermelidir. Gelişmiş üniversitelerin yıllık toplam bütçeleri üçer aylık dilimler halinde ayrıntılara inmeden global bütçe şeklinde o üniversite emrine verilebilmelidir. Bu takdirde harcamaların uygunluğu sayıştay denetimi gibi üniversite dışı bir denetime tabi olabilir.

Üniversite döner sermayeleri birimle sınırlı olmayıp üniversitenin tamamını kapsayacak şekilde ve 2001 yılından bu yana halen uygulanan esaslar dahilinde olmalı. Döner sermayeden sağlanan gelir, üniversitenin yatırım dahil, ihtiyaç duyulan her alanına harcanabilmelidir. Harcama şekline üniversitenin en üst kurulu karar vermelidir. Döner sermayeye gelir sağlayan kişilere ödenecek kişisel paylar hiçbir şekilde aynı üniversitedeki aynı akademik unvanlı öğretim elemanının maaşının iki katını geçmemelidir. Mesai dışı hizmetine zorunlu olarak ihtiyaç duyulan öğretim elemanlarına bu hizmetleri karşılığı isabet eden paylar, kişisel araştırma aleti, kitap alımı ve kongre desteği ile yılda iki maaşı geçmeyen ekstra katkı pirimi şeklinde bir ödeme yapılmasına da imkan verilmelidir.

Üniversite-sanayi işbirliği sonucu sağlanan gelirler de aynı kurallara uygun katkı payı olarak ödenebilmelidir. Yıl sonunda o yıl içersinde üniversitenin adını yayın ve konferansları ile en çok duyuran öğretim elemanları da üniversite ortalamasının ne kadar üstünde olduğuna göre 4 maaşa kadar döner sermayeden desteklenmesine imkan verilmelidir.


2- Çalışma Esasları

Üniversite öğretim üye ve elemanlarının tam gün süreli çalışması esas olmalıdır. Bir bilim dalında tam süreli yeterli eleman bulunmaması halinde üniversite dışında kamuda veya serbest çalışan kariyer sahibi elemanlardan sözleşmeli ve saat başı ücretle yararlanılması da mümkün olmalıdır. Çok özel bir hizmetin yürütülmesinde de benze esaslar dahilinde üniversite dışından görev talep edilebilmelidir. Üniversite mensupları üniversiteden sadece çıplak maaşlarını alarak (makam, üniversite ödeneği gibi ek ödemeler ve ders ücreti almaksızın) iki yıla kadar yurt içinde kamu ve özel-tüzel kuruluşlarda, yurt dışındaki üniversite ve araştırma kurumlarında görevlendirilebilmelidir. Ancak iki görevlendirme arasındaki süre veya daha uzun süre gerektiren görevlendirmelerde on yıl içerisinde görevli geçirdiği süre hiçbir şekilde asli görevindeki süreden fazla olamaz hükmü yasada yer almalıdır.


4- Bilimsel Özerlik

Mevcut uygulama aynen korunabilir. Ancak bilimsel araştırma yapmayanlar ile bu yeteneğini kaybedenlerin statülerinin düşürülmesine veya üniversite değiştirmelerine zorlanacakları bir imkan sağlanmalı. Beş yıl içerisinde yeterli bilimsel araştırma ve yayın yapamayan öğretim elemanları "okutman, doçent, profesör gibi unvanlarla araştırma istenmeyen meslek yüksekokulları veya gelişmemiş yörelerdeki yeni üniversiteler yada benzeri statüdeki bir kurumda görevlendirilebilmelidir. Alınan tüm unvanlar (doktor hariç) 5 yıl için geçerli olmalı, o unvanın gerektirdiği başarı ve performansı gösteremeyenlerin aynı kurumda aynı görevde kalmaları önlenerek bilimsel araştırma özendirilmelidir.

Mutlaka çalışanla çalışmayanın ayrıcalıklı kılınacağı ödüllendirme ve cezalandırma yasal baza oturtulmalıdır. Bilimsel özerkliğin, kaynak israfına neden olacak şekilde bilimsel dayanaktan yoksun, üniversite dışından destek almayan ve yayınla sonuçlanmayan, bir seçici ve denetici kurula hesap vermeyen keyfi saçmalama olmadığı unutulmamalıdır.


5- Koordinasyon ve Denetim Yetkileri

Her kurum ve birimin başkanına (YÖK Başkanı, rektör, dekan, müdür, bölüm ve bilim dalı başkanı) ilgili birim ve kurumda koordinasyonu sağlamak, iç denetim mekanizmalarını işletmek zorunluluğu getirilmeli. Bir üst birime yada kurula karşı da hesap verme sorumluluğu olmalıdır. Özerliğin keyfilik olmadığı yasa ile de desteklenmelidir. Başarılı görülmeyenler ve sorumluluğunu yerine getirmeyenlerle ilgili denetim mekanizmaları ve yaptırımları yasada yer almalıdır.


6- Üniversiteye Giriş: ÖSYM ve Sınavlar

Ortaöğretimin yeniden yapılanması ile uzun vadede ortaöğretimdeki öğrenci başarılarına göre üniversitelere girişin gerçekleşeceği günler de gelecektir. Ancak bugünkü öğrenci seçme sistemi genel bakışta yansız ve su istimale imkan vermeyen, titizlikle uygulanan bir yapıdadır. Şimdilik sistem aynen korunabilir. Ancak mevcut sistemin hakkaniyetli olduğu söylenemez. Uzmanlarca daha adil, ülkemizin geri kalmış yöreleri ve dar gelirli kesimlerinin de yükseköğretimden daha yüksek oranda yararlanmasına imkan verecek, yeteneğin bilgi ve test tekniğinden daha da çok önce alındığı bir seçme sistemi geliştirilmelidir. Bugün en iyi üniversite ve en tercih edilen bölümlere başlıca ayrıcalıklı orta öğretim kurumları ve çok özel kurs alanların girebildiği, çoğu geri kalmış yörelerden gözde bölümlere hiçbir öğrencinin giremediği gözden kaçmamalıdır.


7- Akademik Atamalar

Yükseköğretimin ve üniversitelerin evrensel tanımına göre amaç ve hedefleri yeniden tanımlandıktan sonra bu hedefleri gerçekleştirecek elemanlarının seçimi ve atanması ile ilgili esaslar ve kurallar daha sağlıklı olarak belirlenebilir. Akademik yükseltilmenin ilk ve en önemli kademesi doktora derecesinin verilmesidir. Bu derece evrensel ölçütlere uygun ve bu amaçla görevlendirilen üniversitelerde verilmelidir. Ülke içinde alt yapısı yeterliği sağlanamayan alanlarda yurt dışından yararlanılmalıdır. Ülkemizde alt yapısı yeterli alanlarda devlet desteği ve bursu ile doktora amaçlı yurt dışına öğrenci gönderilmesine gerek yoktur.

Üniversitelerin kendi seçtikleri yada evrensel kriterlere göre yapılan inceleme ve denetimler sonucu kazanacakları statülere göre doktora sonrası akademik personel seçimi, yükseltme atamalarında farklı seçim kriterleri uygulamalarına imkan verilmelidir. Gelişimini tamamlamamış üniversitelerde yükseltme ve atamalar, bu üniversitelerin belirli bir düzeye gelinceye kadar YÖK veya bu üniversitenin sorumluluğunu üstlenen büyük üniversiteler tarafından denetlenebilmelidir.

Gelişmiş batı ve doğu ülkelerinde de yasal ifade edilmese bile farklı katagorilerde ve saygınlıklarda üniversiteler ve yüksek öğretim kurumları vardır. Her kurum değişik akademik unvan ve atamalarında kendi kriterlerini belirleyerek uygulanabilmelidir. Bir kurum kendisini daha çok araştırma ağırlıklı görünüyorsa akademik yükseltmelerde evrensel ölçülerde daha çok yayın, patent, atıf isteyebilmeli ve bu kriterlere uymayanları ayıklayabilmelidir. Öte yandan bir kurum daha çok mesleki eğitim yapmayı, sanatçı yetiştirmeyi isteyebilir. Bu takdirde iyi ders vermesi, bilgi aktarımını iyi yapması atama kriterlerinde öncelik alabilir.


8- Diğer Görüşlerimiz ve Tartışılması Gerekli Temel Konular

Üniversitelerin herkesin anlaştığı asli görevleri evrensel düzeyde bilim araştırma ve öğretim yapmak, bilimsel araştırma sonuçlarını yayınlayarak destek aldığı toplumun ve tüm insanlığın hizmetine sunmak, toplumun bilimsel, teknolojik, kültürel ve sosyal refahının artırılmasını desteklemektedir. Ayrıca çağdaş üniversite, araştırmaları yürütürken araştırıcı ve akademik kadroları da yetiştirir. Öğretim hizmeti ile toplumun ihtiyaç duyacağı mesleklerde eleman yetiştirmek de asli görevlerindendir. Ülke ve toplum ihtiyaç duyduğu üst düzeyde eğitim-öğretim gören iş gücünün yetiştirilmesini üniversitelerden bekler.

Ülke ve toplumun beklentisine göre yöneticiler ve siyasi irade daha çok sayıda nüfusun yükseköğretimden yararlanmasını ve meslek kazanmasını isteyebilir ve bunu yükseköğretim kurumlarından talep edebilir. Bütçesini ve kaynağını da veren yönetimin bunun karşılığını bekleme hakkı da vardır. Bu amaçla mevcut yükseköğretim kurumları yeterli olmazsa yenilerini açar veya açılmasını destekleyebilir. Bu nedenle yasa yapma ve üniversite açma yetkisi siyasi iradeye aittir. Siyasi irade yükseköğretim kurumlarından farklı düşünceyle ülke genelinde kalınmanın ve bölgeler arası sosyal, kültürel ve ekonomik refahın artırılması aracı olarak üniversite ve yükseköğretim kurumlarını ülke genelinde yaymayı da düşünür. Özellikle geri kalmış yörelerde açtığı yükseköğretim kurumlarında o bölge insanının daha ucuz ve kolay yükseköğretim alınmasını isteyebilir. Yine bütçesini kendi sağladığı, kadrolarını verdiği ve desteklediği gelişmiş yükseköğretim kurumlarından bu kurumları öğretim üyesi göndererek ve yetiştirerek desteklenmesini talep edebilir.

Gelişimini tamamlamış ve kendisini önde gören üniversiteler bu beklentileri karşılama için çaba göstermelidir. Bir yandan yeni üniversitelerin ihtiyaç duyduğu akademik kadroları yetiştirirken, bir yandan da mevcut öğretim üyelerinin geçici sürelerle ve geri dönmesi garantisi saklı kalarak yeni üniversitelere gidişini teşvik edici önlemleri alabilmelidir. Özellikle kadroları şişirilerek doldurulmuş alanlarda teşvikler yanında bazı zorlayıcı önlemler de alabilmelidir.

Yeni açılan üniversitelerin hızla gelişmesi için ülkemizde 1980 yılı öncesi uygulanan ve kısmen olumlu sonuçları alınan bir yol da yeni açılan üniversitelerin 5-10 yıl gibi bir süre ile kendisini gelişmiş sayan, doktora yaptırmağa yetkili büyük bir üniversitenin sorumluluğuna vermektir. Bu alanda iyi bir örnek 2547 sayılı yasa öncesi Cumhuriyet, Anadolu, Ondokuz Mayıs ve Kayseri Üniversitelerinin Hacettepe Üniversitesi yönetiminde kurulup geliştirilmesi ile bu üniversitenin görevlendirilmesidir. Bu üniversiteler gerçekten de kendileri ile aynı tarihte kurulan diğer üniversitelerden daha kısa sürede gelişme imkanı bulmuşlardır.

Ülkemizdeki gelişmiş ve büyük şehirlerde bulunan çoğu üniversitelerimiz batı üniversitelerinde çok ender görülen iç beslenme ile karşı karşıyadır. Bir üniversiteden mezun olan aynı üniversitede doktor, doçent ve profesör olabilmektedir. Başka hiçbir üniversite, hatta hiçbir şehir, ülke görmeden aynı üniversiteden emekli olmak mümkündür. Böyle akademik elemanlar da çoktur. Hatta bazı üniversitelerimizde kendi dışından eleman alımı gizli olarak engellenmektedir. Eleman alımı ve atamalarda ülke genelinde verilen ilanların pratikte hiçbir anlamı olmamakta, ilanın kimin için verildiği önceden belli olmamaktadır. Zamanı kurtarsa bile üniversiteleri atalete sevk edecektir. Hiçbir evrensel üniversitede bu tür iç eleman beslenmesine izin verilmez. Bir kişi başka üniversitelerde doçent ve profesör olmadan kendi mezun olduğu üniversitede profesör atanamaz. Mevcut uygulamalarda yapılacak ciddi bir değişiklik ve yeni üniversitelere gidişin maddi ve atamalarda ön tercih haline getirilmesi ile yeni üniversiteler de daha kısa sürede gelişebilir. 2547 sayılı yasanın sulandırılmadan ve hüllesiz uygulandığı yıllarda zorunlu rotasyonun uygulanması ve profesörlüğe atanmak için taşrada görev alma zorunluluğu yeni üniversitelerin gelişimini de sağlamıştır.

Yeni yasaya eklenecek taşraya gidişi proje ve alet desteği, büyük şehirdeki üniversitelerde tekrar görev alma garantisi, yurt dışında destekli görevlendirme, lojmanda oturma gibi teşvikler olursa yeni üniversiteler de daha hızlı gelişimini tamamlayabilir. Özellikle yeni açılan üniversitenin kurulması ile büyük bir üniversite görevlendirilir ve eski üniversitenin öğretim üyeleri geçici sürelerle ve kendilerinin akademik yükseltilmelerinde öncelik sağlama garantisi ile görevlendirilirlerse, bir yandan büyük üniversitelerdeki kadro şişkinliği azaltılırken, bir yandan da yeni üniversiteye gönüllü gidiş sağlanabilir.

Mehmet Doğan
H. Ü. M. Teknoloji YO. Md.
e-mail: dogan@hacettepe.edu.tr