| Bilimsel Yayınlar (Scientific Publications) Popüler Bilim (Popular Science) Tez Yönetimi Ve Danışmanlık (Thesis Directed) Verdiği Dersler (Courses Instructed) | Ukrayna Yolculuğu Ülkemizde spektroskopi derneğinin kurucusu ve ilk spektroskopi toplantısını gerçekleştiren Prof. Dr. Güçer bu kez ülke sınırlarını aşarak Ukrayna'nın Karadeniz sahilindeki Odesa şehrinde 1. Karadeniz Ülkeleri Analitik kimya kongresini düzenlemeyi üstlenmişti. Gerçi Bulgar Tsalev ve Ukrayna'lı Zacharia ile birlikte yapacaklardı, ama bilimsel organizasyonu Şeref Güçer yapacaktı. G. Afrika ekibi gerçi çok para harcamıştı, ama yine de yardımlaşma iyi bir gezi ortaklığı olmuştu. Süslü ve üç imzalı bir davet mektubu gelince "hayır" denemedi. 8-15 Eylül 2001 tarihleri arası, bu kez G. Akcin önderliğinde uçak rezervasyonu ve Ukrayna içi gezi ayarlandı. 8 Eylü 2001 de 1,5 saat uçuş sonucu Karadeniz'in karşı sahilindeki Odessa havaalanına inildi. Hava serin ve hafif yağmurlu, hava alanı ise İstanbul ve çoğu alanımıza göre çok basit, tipik eski komunist rejimden kalma bir alandı. Önemli olan ise alanda bizi otelimize götürecek otobüs hem de bir Türk rehber ile bekliyordu. Odessa şehri uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığının en önemli şehirlerinden biri olarak Türk hakimiyetinde kalmış, Ukrayna'nın Karadeniz kıyısındaki en önemli liman kenti ve bir milyonun üstündeki nüfusu ile 4 büyük kentinden biri. Karadeniz'in en kuzey noktasında yer alan şehir, bu ülkenin önemli sanayi, aynı zamanda sahil boyunca uzanan plajları ile turizm merkezi. Havaalanından aynı zamanda şehir turu da yaparak kongrenin yapılacağı, plaj yolu üzerindeki Devlete ait "Sanatoryum" merkezine götürüldük. Kent içi tur ile birlikte yolculuk 1 saatten fazla sürdü. Limanı ve kent merkezini geçdikten sonra plajlara giden ana yol ile deniz arasında ağaçlar arasında geniş bir alanı kaplayan, çok sayıda bina ile 6 katlı ve çok büyük bir binanın bulunduğu bir merkezin nizamiyesinden giren otobüsümüz, büyük binanın önünde durdu. Bu büyük bina Sanatoryum'un asıl otel kısmını oluşturuyormuş. Kongreye katılanların tümü bu binada konaklayacakmış. Kongrenin yerel Başkanı Alex Zacharia da genç ve güzel eşi ile otelde gelişimizi bekliyordu. İstanbul'dan kalkan THY uçağında 16 Türk' den başka kongreye katılacak Yunan, Makedon, İngiliz ve Arap ülkelerinden gelen kimyacılar da aynı otobüsle gelmişti. Toplam 25 kişinin odalarının ayarlanması ve anahtarlarının dağıtılması bay Zacharia'nın bütün çabasına rağmen 2 saatten çok zaman aldı. Komünist rejimden kalma her biri devlet memuru olan otel çalışanları işlerinde hiç acele etmedikleri gibi, oda hizmetleri ile de ilgilenmemişler. Otelin güzel konumuna rağmen gerek lobisi, gerek odaları ve içindeki eşyalar adeta dökülüyor. Tüm odaları denize bakan, her biri banyo ve tuvaletli, ikişer yataklı, iki blok halinde 6 kattaki 400-500 odanın mobilyaları eski olduğu gibi temizliğine de bakılmamış. Özellikle büyük bir heyecan ve hevesle ilk kez yurt dışına çıkan araştırma görevlisi genç hanımlar, bu odalarda kalamayacaklarını söyleyerek ağlamağa başladılar. Kimi odalarda musluklar bozuk, kiminde tuvaletler! Odalarda sabun ve şampuan olmadığı gibi yatak örtüsü ve havlu da yoktu. Meğer yatak takımı ve havlular her kattaki görevli bayanlardan anahtarlar göstererek alınacakmış. Daha yaşlı hocalar gençleri "bakın odalarınız denize ve ormana nazır, manzarası çok güzel, yataklar da var, fiyatları da ucuz, sakin olun. Gerekirse yatak çarşafı, havlu, tuvalet kağıdı ve deterjanları bir marketten satın alırız. Musluk ve tuvaletleri de tamir eder veya ettiririz. Şimdilik yerleşmenize bakın." Şeklinde teselli etmeğe çalıştı. Yatak takımı ve havlular alındıktan sonra ilk iş en yakındaki marketi sorarak alış-verişe gitmek oldu. Markette satılan ve otelde gereksinim duyulan malzemelerin büyük bir kısmının Türkiye'den gelme olduğunu gören gençlerin alış- verişten sonra moralleri daha düzeldi. Tekrar otele dönülerek yerleşimlerini ve eksiklerini tamamlayan yolcular, bir saat sonra lobide buluşmak üzere odalarına çekildiler. Kongre merkezi olarak da kullanılan "Sanatoryum" komünist rejim zamanında Sovyetler Birliğinin, özellikle polit büro üyeleri ve üst düzey bürokratların, sendika yöneticilerin tatillerini geçirdikleri, moral buldukları bir sayfiye ve tatil merkezi olarak hizmet görürmüş. Mermer kaplı binalar, harap olmuş cam kaplı seralar, doğrudan plaja inen ve bakımsızlıktan paslanmağa terk edilmiş asansör, yine plaja inen merdivenler ve romantik yollar, bisiklet yolları ve oyun alanları merkezin ihtişamlı bir geçmişi olduğunu gösteriyor. Halen kongre delegeleri dışında Çernobil kazasında zarar görenler ve ülkenin değişik köşelerinden gelerek tatil yapan misafirler, böyle bir merkeze gelmiş olmaktan çok mutlular. Sabah saat 4.00 de şehirde bulunan en iyi ve tek klimalı otobüsle Kiev'e gitmek üzere hareket ediyoruz. Kiev- Odessa arası 450 km olmasına rağmen ancak 8 saatte gidebileceğimiz söyleniyor. Halbuki Ukrayna düz ova ve yol hiç daha tırmanmadan, vadi inip çıkmadan geçen düz yol. İnsan en çok beş saatte gidilebileceğini düşünse de yoldaki asfaltın bozukluğunu, yıpranma ile oluşan kasisleri, yani yolun kalitesini görünce sekiz saat diyenlere hak verildi. Yol gerçekten de dosdoğru, hiç sağa, sola sapmadan tam kuzeye gidiyor. Çay ve kahvaltı molası vereceğimiz bir benzinliği boşuna arıyoruz. Ancak belirlenen aralıklarla mola yeri olarak ayrılmış yerlerde durulabilirmiş. Bu dinlenme yerlerinden birinde verilen ilk molada yüzlerce satıcının küçük baraka ve kulübelerinde ayakta dört gözle mola vereceklerin bir çay ve kahve içmelerini veya basit hediyelik eşyalarından birini almalarını beklediklerini görüyor, hallerine acıyoruz. Çevrede doğru dürüst bir tuvalet bile yok. Hava soğuk ve hafif yağışlı. Zavallılar gece- gündüz, soğukta- sıcakta bu basit yerlerde yolcu bekliyorlar, ama yolcu da az. Satılanları görünce hiç kimse aç da olsa yiyecek almak istenmiyor. İkinci mola yerine gelindiğinde, bu bölgeye daha çok yağmur yağdığı ve su birikintilerinin buradaki barakaların önünü, hatta bazılarının içlerini bile doldurduğundan satıcıların bile dükkanlarına yanaşamadıklarını görünce moladan vaz geçiliyor. Kiev'e 100 km kalınca yol kalitesi birden güzelleşti ve otobüs hızını 100 km'ye kadar artırdı. Yol genişletildiği gibi kaplaması da yenilenmişti. Kiev'e daha da yaklaşınca yol da çift yol oldu. İyice yaklaşınca Kiev bütün ihtişamı ile kendini gösterdi. 2,5 milyon nüfuslu Başkent, eskimişliğini ve yorgunluğunu atmak üzere hareketlenmiş. Yolları yenileniyor, metro yanında alt ve üst geçişler, binalarda cephe temizliği, tamir, bakım seferberliğinin bütün hızı ile devam ettiği gözleniyor. Mac Donnalt's ve King Burger hızlı yemek servisleri de hemen yerlerini açmış ve ilgi görüyor. Bunlardan birinin önünde bir genç delikanlı gelerek sigara içen bir Türk'ten iki sigara istedi. Birini kendi yaktı, diğerini yaşı ancak 13-14 olabilen üç kızdan birine verdi. Kafile bir süre yürüdükten sonra bir yer altı geçidinden geniş caddenin karşı yakasındaki postaneye kart göndermek ve telefon etmek için geçti. Bir grup ve sigara içenler ise postane dışında beklemeyi tercih etmişti. Bu anda iki kız gelerek aynı arkadaştan sigara istedi. Bu kızlar biraz önce sigara isteyen gençle beraberlerdi, ancak sigara bunlara kalmamıştı. Meğer kendilerine de sigara istemek için gezinti boyunca kafilemizi takip etmişler. Şehir bir nehrin kenarında ve büyük bir limana sahip. Tepelerinde tarihi eserler ve dev heykeller hemen dikkati çekiyor. Kiev'i gezdirmesi için Türk rehberimiz buradaki şubelerinden Türkçe bilen bir bayan rehber aldı. Çok güzel Türkçe konuşan 30 yaşlarındaki güzel bayanın bir ayağının protez olduğu tüm çabasına rağmen dikkatten kaçmıyor. Öğle yemeğini müteakip bir şehri önce otobüs ile sonra da yaya dolaşıyoruz. Kiev çok etkileyici, düzenli, barok ve rokokok mimari tarzında yapılmış görkemli binalar, geniş caddeler, çoğu eski binalarda restorasyon çalışmaları yapılan tipik Avrupa şehri. Şehir turundan sonra, şehirdeki bir çok müzeden iki müze ile iki büyük kilise ve hediyelik eşya satan bir çarşının gezilmesine karar veriliyor. Hediyelik eşya pazarı meyilli uzunca bir sokakta kurulmuş. Çoğu küçük dükkanlar, dükkan araları da seyyar araba, tabla veya bu amaçla yapılmış küçük barakalar doldurdukları Rus, Çin malları ve Ukrayna'ya özgü örgü, elişi, ahşam işlemesi ve resimleri satan yığınla insanla dolu. Pazar sürekli kuruluyormuş. Daha ilk beş dakikalık alış-veriş esnasında Türk grupla birlikte gelen İngiliz Allan' cüzdanını içindeki 4 kredi kartı ve 50 dolar kadar parası ile cebinden çaldırmış. Bu olay bütün ekibi çok üzdü. Derhal ülkesindeki bankalara telefon ve internet kahve üzerinden kredi kartlarını iptal ettirdi. Polise bildirildi. Ancak bulmak mümkün olamadı. Çarşı gezisinden sonra şehrin genel yerleşiminin ve limanın görüneceği bir tepeden çok güzel resimler çekildi. Bu tepeye yakın diğer tepede dikkati çeken dev bir metal heykel ile tam minareyi andıran metal roketin bulunduğu tepeye yaya olarak gidildi. Bu tepede geniş bir alanı kaplayan açık hava savaş müzesi bulunuyor. Çevreye yerleştirilen tanklar, değişik tip ve modelde savaş uçakları, toplar özellikle çocuk ziyaretçilerle dolu idi. Dev heykel ise, bir kaide üzerine oturtulmuş kare, kare paslanmaz çelikten monte edilen toplam 240 ton çeliğin kullanıldığı bayan heykeli idi. Hemen yanındaki kapalı alanda ise 1. özellikle 2. dünya savaşına ait canlandırma heykeller, resimler, gazete kupürleri, savaşta ölen tanınmış komutan ve askerlerin isimleri ve bazılarının resimleri ile doldurulmuştu. Tüm bunlar savaşların acı ve ıstırabını tüm çıplaklığı ile gösterecek şekilde sergilenmişti. Müzenin vadiye yakın kısmında ise minareye benzettiğimiz dev roketin metal maketi yerleştirilmişti. Buradan sonra gidilen diğer tepede ise yan yana iki kilise ve resim galerisi haline getirilen eski binalar, ve bunların arasında yer alan, bira, meşrubat ve kahve içilebilecek sokak kahveleri bulunuyordu. Oturup dinlendiğimiz kahvede diğer iki masada oturanların da Türk olduğunu fark ettik. Bir masada oturanlar Ukrayna ile ticaret yapan, diğer masadakiler ise Ukrayna'da arazi kiralayarak ayçiçeği ve şeker pancarı yetiştiren iş adamları idi. Ukrayna geniş tarım alanlarına sahip, doğal kaynakları zengin, ama halkı fakir bir ülke. Dünyada en çok ayçiceği üreten, şeker pancarı, buğday ve ayçiceği başta olmak üzere birçok tarım ürünü verim rekoltesi çok yüksek bir ülke. Sulu tarım da çok yaygın. Ancak halk uzun süren komünist yönetim zamanda çok tembelleşmiş ve çalışmaktan soğumuş. Rejim değişikliğinden sonra da açık gözler kolay yoldan para kazanmayı tercih etmişler. Her alanda mafya ve kaçakçılık alıp yürümüş. Türkiye sıkı takip edince Asya Avrupa arasındaki uyuşturucu kaçakçılığı Karadeniz'in kuzeyine kaymış ve Ukrayna üzerinden yapılmağa başlamış. Karadeniz limanları da adeta serbest bölge gibi gümrüksüz, kaçak kara ticaretin merkezi olmuş. Beyaz kadın ticareti ve fahişelik alıp yürümüş. Özellikle Türkiye ve Batı Avrupa ülkelerinden seks amaçlı turizm artmış. Türk rehberimiz "siz Türkiye'den gelip, seks sormadan müze ve sanat eserlerini gezmek isteyen ilk kafilesiniz" diye hayretini belirti. Caddelerde mercedes, BMW, Auidi, Volvo gibi lüks arabalar cirit atıyor. Lüks lokantalar dolu ve fiyatlar Türkiye'den ucuz değil. Ucuz olan ulaşım, pratik yiyecekler, dükkanlardan alınan gıda maddeleri, emek ve kiralar. Örnek olarak bir profesörün aylık maaşı 80- 100 dolar. İşçi ücretleri de 50-70 dolar. Halk iyi giyimli. Lüks mağazalar da var. Bu kadar düşük ücretle halkın nasıl böyle bir yaşam sürdürdüğü sorulduğunda ise alınan cevaplar hep aynı. "Kara para, uyuşturucu ve gümrüksüz kaçak ticaret, seks, dürüstler için ek iş". Yine de anlamak çok zor. Kiev'den akşam hareket eden kafilemiz ancak sabaha doğru tekrar Odessa'ya ulaşabildi. Öğleden sonra Odessa şehir turu ve limanda gemi ile körfez turu yapmak için saat 12.00 'e kadar dinlenmek üzere odalara çıkıldı. Gece yol boyunca yine mola yerinde soğukta açık hava ve barakalarında yolculara bir şeyler satarak para kazanmayı bekleyen mola yerlerinde çay, kahve içilerek gelindiğinden ve yollar kötü kalite olduğundan çoğu yolcu uyuyamadığı için biran önce az da olsa yatmağa çalıştılar. Öğleden sonra aynı otobüs ve Türk rehberle Odessa dolaşıldı. Kiev'i gördükten sonra Odessa'nın bakımsız ve kirliliği daha da belirgin olarak dikkati çekti. Limandaki lüks oteli ve liman genişletmesini Türk müteahhitler yapmış. Karadeniz'in bir "Türk Gölü" olduğu zaman buraların uzun yıllar hakimi ve sahibi olan Türkler ve Tatarlardan kalan eserlerin sayısı azalmış. Limandan geniş ve uzun merdivenlerle çıkılan, şehir merkezinden ise düz yolla gelinen eski şehir ve kale kısmında bu eserleri görmek mümkün. Liman çok modern ve daha güzel görünüme sahip. Bindiğimiz tekne iki katlı ve hava iyi olduğundan güvertesine bindik. 50 dakika süren tur boyunca hep Tarkan'ın kasetleri çaldı. Tarkan ve Galatasaray Türkiye'nin tanıtımına ve yurt dışı imajına en olumlu katkı sağlayan ikili.olarak gidilen her yabancı ülkede gurur veriyor. Odessa'da da her yerde Türk işadamları ile karşılaşmak mümkün. Hatta Türk yemekleri yapan ve sahibi de Türk olan bir lokanta da en işlek caddesinde yerini almış. Her gidilen yerde Ukraynalıların en çok gitmek istediği ülke olarak Türkiye'yi görmeleri de ilginç. Kiev'deki rehberimize yönelttiğimiz " kendinize en yakın hissettiğiniz ülke ve millet hangisi?" şeklinde bir soruyu kongre sırasında ve gezide sorduğumuz kişiler beklenmeyen şekilde "Türkiye" cevabını verdiler. Herkes Ruslardan nefret ediyor. "Biz Odessalılar limanlarımızdan her tür sebze, meyve ve diğer mallar yüklenerek doğrudan Moskova ve Rusya'nın diğer kesimlerine götürülüşünü gördük. Bize hiçbir şey düşmedi, bizi hem sömürdüler, biz Rusları niçin sevelim?" şeklinde şikayetlerini sıralamaktan geri kalmadılar. Kaderleri kendilerine benzeyen Polonya ve Romanya gibi komşu ülkelerden de fazla hoşlanmadıklarını söylüyorlar. Rejim değişikliğinden sonra bir çokları İstanbul ve Türkiye'yi ziyaret etmiş. Ne derecede samimi oldukları bilinmez. Yine de Türk olarak duyduğumuzda memnun oluyoruz. Yine de Türkiye'nin saygınlığı tüm Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri gibi Ukrayna'da belirgin şekilde hissediliyor. Yalnız güzel hanımların iş adamlarımızı baştan çıkardıkları da bir gerçek. Ukrayna'da öğrenim gören Türklerin sayısı da az değilmiş. 11.09.2001 de kalabalık bir katılımla kongre açılış töreni yapıldı. Ülkelerinde ilk kez bir uluslar arası kongre düzenledikleri her davranışlarında gözleniyor. Acemilikleri var. Data Show gibi teknik donanımları da yok. Türk delegesi saygınlığı ve sayısı ile oldukça itibar görüyor. Çağrılı konuşmacıların yarısının Türk olması ise sevindirici bir durum. Maalesef Ukraynalı delegelerin büyük çoğunluğu batı dillerini bilmediklerinden açılış töreni İngilizce ve Ukraynaca olarak yapıldığından tören planlanandan daha uzun zaman aldı. Eksiklik olarak gördüğümüz İngilizce diğer katılımcıların yanında bayağı iyi göründü. Kongreye 14 ülkeden 300-350 kişi katılmıştı. Ukrayna dışında en çok katılımcı sıra ile Rusya (Tataristan, Yakutistan dahil), Türkiye, Romanya, Bulgaristan ve Makedonya'dan gelmişti. Bunları Polonya, Slovakya, Belarus, Çek, Yunanistan, Ürdün, İran, İngiltere izliyordu. Ukraynalı çağrılı konuşmacılar yaşlı, başlı, oturaklı tam klasik batı üniversiteleri profesörleri gibi. Tebliğlerini sunarken asetatlarını asistanlarına gösterttiler. Gayet ciddi görünümlü saygın hocalar. İngilizce pratikleri iyi olmadığından tebliğ metinlerini okumayı tercih ettiler. En meşhurları da Kiev Üniversitesi'nden Prof. Dr. Blank, X-ışınları floresans ve zenginleştirme yöntemleri ile ilgili iki tebliğ sundu. İngilizcesi de iyi ve sunumu göz dolduran ise Donetsk Üniversitesi profesörlerinden bayan Alemasova ile Ruya Bilimler Akademisi ve Moskova Devlet Üniversitesinden bayan İrina Kubrakova. Bayan Kubrakova'yı 1989 da Ohri'de de tanımıştım. O zamanlar alımlı genç bir bayandı. Bu arada yine meşhur bir spektrokimyacı Profesör ... ile evlenmiş, iki çocuğu olmuş, olgunlaşmış, kilo da almasına rağmen güzelliği yerinde kalmış. Bayan Alemasova ise 60 yaşlarında olup, birkaç kez Türkiye'ye gelmiş. Maaşını sorduğumuzda ayda 85 USD diye cevap veriyor. Bununla nasıl geçindiği sorusuna ise "iki ek iş yaparak ve mafyanın çocuklarına ders vererek" diye karşılık veriyor. Kimya dersi alan var mı sorusunu ise "kimya umurlarında değil, onlar sadece İngilizce istiyorlar" diye cevap veriyor. Hem Ukraynalı hem de Rus delegelerin büyük çoğunluğu bayan olması dikkati çekiyor. Sebebini sorduğumuzda genellikle üniversitelerde maaşların çok az olması sonucu erkeklerin daha çok kazanacakları işlere yöneldiklerinden üniversite hocalığının bayanlara kaldığı cevabını alıyoruz. Bizde de durum ve gidişat özellikle büyük şehirlerde aynı yönde ilerliyor. Birinci gün tebliğler akşam saat 17.00 de tamamlanması gerekirken 18.00 e kadar uzadı. Akşam herkesin getirdiği içki ve yiyeceklerle katıldığı eğlence vardı. Eğlenceye Türk delegasyonu tam kadro katıldı. Tipik Ukrayna ve Rus müziğinden ve danslarından sonra Tarkan'ın kasetleri büyük ilgi gördü. Eğlence geç saatlere kadar sürdü. Meraklıları Rus votkası ile tam sarhoş bile oldular. Bu saatlerde dünya 11 Eylül uçak saldırıları ile çalkalanırken hiçbir delege Amerika'daki olaylardan habersizdi. İkinci gün yine tam kadro kongrede sunulan tebliğleri dinlemekle geçirdik. Akşam ETAAS de matriks değiştiricilerdeki tartışıldığı panel vardı. Panelde özellikle Bulgar Dimiter Tsalev ile genç Rus Volynsky konuyu çok iyi tanımladılar ve yenilikleri sundular. Rus Volynsky kalın cam gözlüklü, hanımı Orta Asyalı istikbal vadeden bir genç. Geleceğin L'vov'u olarak görülüyor. İlginç olan ve insanı gururlandıran nokta ise bu yetenekli gencin İTÜ de Süleyman Akman'ın yanında 3 ay süre ile çalışması ve Akman'dan çok şey öğrendiğini söylemesi. Rus ve Ukraynalı bilimciler çoğu aletlerini kendileri imal etmiş veya ettirmişler. Başka bir bilim adamı yanımıza yanaşarak kendi yaptıkları X-ışınları floresans cihazının resimlerini gösterdi ve bu aletle yaptıkları yayınlardan bir kopyasını verdi. "Sizin batı ülkelerinden 100 bin dolar ödeyerek satın alacağınız aleti biz size 10-15 bin dolara verebiliriz" teklifinde bulundu. ABD de İkiz kulelere ve Pentagon'a yapılan saldırıyı ilk kez Perşembe günü sabah kahvaltısında öğreniyoruz. Hem de saldırıda ölenlerin 20 binin üzerinde olduğu şeklinde bilgilendiriliyoruz. Kahvaltı masasında herkes olayın şoku ile hüzünlenirken, aynı masada bulunan Ürdünlü Profesör Salam Barakat'ın güzünde bir tebessüm beliriyor ve " böyle bir saldırıyı ancak Bin ladin planlayabilir" diye teşhisini koyuyor "oh oldu, Amerika ancak bundan anlar" ifadesi ile sevincini de dile getirdi. "Ben şehir merkezine gidip tanıdığım Araplardan olayı öğreneceğim, bu sevinçle kongrede tebliğleri dinleyemem" diye kahvaltıyı bile yarım bıraktı. "Bu kadar suçsuz, günahsız kişi ölmüş, sen nasıl sevinirsin?" şeklinde şaşkın sorumuza ise "Filistin'de her gün çocuklar, gençler ölürken sessiz kalan dünya böyle bir saldırıyı hak etti. Zaten dünya ticaret merkezinde çalışanların çoğu Yahudi. Amerika İsrail'i desteklerken bu iyi ders oldu. Zavallı Filistinlilerin öcü alındı. Bravo Bin Ladin" diyerek ayrıldı. Akşam geldiğinde ise ölenlerin o kadar da çok olmadığın, sanki sevincinin azaldığını hissettirdi. Tüm gün yine tebliğleri dinlemekle geçti. Akşam üzeri kaçamak yaparak üç Türk ve bir Ukraynalı Sanatoryum'a çok da uzak olmayan halk plajlarının bulunduğu eğlence merkezine gittik. Eğlence ve plaj merkezinde çok sayıda ilginç mimari tarzında yapılmış gazino ve lokaller olmasına rağmen, halk sokaklarda dolaşmayı ve kenardaki, köşedeki banklarda oturarak müzik dinlemeyi tercih ediyordu. Bir lokale oturarak bir şeyler yiyip içtikten sonra biz de dolaşmayı tercih ettik. Cuma günü tebliğler daha çok Ukraynaca ve Rusça sunulmağa başlayınca biz de şehre kaçarak Türk lokantasında doğru dürüst bir öğle yemeği yemeyi tercih ettik. Zira kongre sırasında verilen kahvaltı ve yemekler hiç de Türk damar zevkine hitap etmiyordu. Örnek olarak her sabah kahvaltısında sütlü veya yoğurtlu bir çorba, etli ve lapa pirinçli bir et yemeği, çaylar ise istek üzerine sürahilerde dağıtılıyor, su bardakları ile içiliyordu. Öğle yemeklerinde de lahana ağırlıklı bir sebze yemeği ve değişik tarzda ve sosla pişirilmiş et veya tavuk, lezzetsiz bir tatlı klasik yemekleri idi. Özellikle Türk Y. Lisans öğrencileri genç kızlar bu yemekleri hiç yiyemiyorlardı. Cumartesi günkü tüm konuşmalar Rusça olduğundan Kırım bölgesine bir gezi yapmak istedik. Ancak harita üzerinde çok yakın görünmesine rağmen bu geziyi günü birlik yapmamızın imkansız olduğu ve sadece gidişin 8-10 saat süreceği söylendi. Zira yollar bozukmuş ve direk ulaşım imkansızmış. Aynı bölgeden, Azak Denizinin kuzeyindeki Donetsk şehrine gidecek bir bayan Odessa'dan bu şehre trenle ancak 24 saatte ulaşabileceğini söyleyince bu gezi sevdasından "bir başka sefere" dileğiyle vaz geçtik. Kongre kapanış törenine de tüm Türk Delegeleri tam olarak katıldık. Yerel başkan Zacharia çok huzursuzdu. Otel hesabını kapatmada zorlandığını anlamamız üzerine Ukrayna'daki alet temsilcilerinin kongreye yeterli desteği vermediklerini, bu nedenle açık verdiğini, 1000 USD kadar açığını ise maaşı ile ancak iki senede ödeyebileceğini öğrenince hiçbir kongre katılım ücreti ve konaklama ücreti alınmayan 10 çağrılı konuşmacı, basit bir organizasyon ile gönüllü olarak aramızda 100 dolar toplayıp açığını kapatınca nasıl sevindiğini ancak tanık olanlar değerlendirebilir. Bu mutlu son ile kaldığımız otelden ayrıldık. Otelden bizi havaalanından alan otobüs ile tekrar havaalanı yolunu tuttuk. Alandaki gümrüksüz mağaza zengin olmasa da içki ve sigara alımı ile son Grivnalar harcandı. Bir hafta önceki girişimizde 1 USD 'ı 5.45 Grivna olduğu halde 11 eylül saldırısı sonuncu USD daki değer kaybı ile 1 USD'ı 5.20 Grivnaya düşmüştü. İstanbul'a dönüşümüzde ise dünyadaki doların değer kaybına rağmen 1.500000 olan dolar fiyatı, 1600000'i geçmişti. Kongrede bulunan Belarus'lu bir hanıma paralarının Ruble mi yoksa kendi özel paraları mı sorumuza gururla "kendi özel paramız" cevabını vermesinin ardından "paranızın USD'ı karşılığı nedir" sorusuna ise "utanıyorum, söylemesem olmaz mı? Maalesef bizim 350 Belarus rublemiz ancak 1 USD'ı ediyor, çok fena!" cevabı karşısında biz Türkler ne demeliyiz? Mehmet Doğan |