Bilimsel Yayınlar
(Scientific Publications)


Popüler Bilim
(Popular Science)

Tez Yönetimi Ve Danışmanlık
(Thesis Directed)

Verdiği Dersler
(Courses Instructed)

 

TÜRKİYE İÇİN ARAŞTIRMA VE ÜRETİM STRATEJİSİ

 

Ülkemizin tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi sağlıksız olmuş, bilgi ve araştırmaya dayalı teknoloji üretimi yerine, know-how, Lisans ve reçete satın alımı  veya  doğrudan  eski teknolojideki fabrikaların satın alınarak sanayileşmeğe çalışılmıştır. Bu şekilde de olsa çimento, toprak sanayi ve cam üretiminde kalite yükselmiş, üretim artmıştır. Diğer gelişen sanayi ise demir-çelik sanayidir. Otomotiv  sanayinde patlama derecesinde üretim artışı sağlanmıştır. Sanayide yabancı ortaklıkla montaj şeklinde başlanan üretimde, yerli payı artarak sürmüş, zamanla otomotiv yan sanayisinin de gelişmesini sağlamıştır. Halen bu sektör teknoloji üretmeden, dışa bağımlı gelişse de büyük istihdam yaratmış, yararlı olmuştur.
            İhracatımızda sanayi ürünlerinin payı son 30 yılda % 30’lardan %70-75’lere ulaşmıştır. Fakat bu kez, sanayi makineleri ve ara mal ithalatı artmış, dış ticaret dengesi Türkiye aleyhine daha da bozulmuştur. İhracatımızda en büyük paya sahip olan  tekstil ve hazır giyim ürünlerinden sağlanan girdilerin yarısına yakını tekstil ve giyim makinelerinin ithalatında kullanılır hale gelmiştir.
 İletişim sektöründe de büyük gelişme yine bu alandaki teknoloji üretiminden yoksun olduğu için,  tüketim artışını kalkınmışlık göstergesi olarak algılar olduk. Radyo ve televizyon yayın merkezleri, beldelere kadar dağıldı. Ancak hiçbir stüdyo, yerli verici kullanmıyor, ithal ediyor.  Teknolojiyi  kullanabilmek de bir başarıdır. Ancak kalkınma için üretim artışı şarttır. Ürettiğimizden çok tüketerek zenginleşme olamaz. Üretime dayanmayan yapılanma, sadece para ile para kazanma, 20 yıl önceki ‘banker’ şimdi ise ‘banka’ faciasını doğurmuştur. Gösterişli alış-veriş merkezleri açarak, gösterişli binalar yaparak, tüketimi özendirici otomobil pazarlayarak, paradan para kazanmağa çalışarak zenginleşemeyiz. Bu gidişle olsa, olsa görgüsüz, ruhsuz, kendinden başkasını düşünmeyen, tüketici, “televoleci” bir toplum yaratırız.
 Ülkemizde “Çay-, Tekel-, Şeker-, Şap-, Hayvancılık-, Toprak Araştırma Enstitüleri gibi tarıma yönelik araştırma enstitülerinde yapılan araştırmalar kısa sürede sonuçlarını vermiştir. Ülkemizde çay bilinmezken çay üretiminde ilk beşe girebildik. Ancak araştırmada süreklilik sağlayamadığımız için üretimdeki gelişmeyi çay işlemede gösteremediğimizden sattığımız kadar yabancı çay ülkemize girmeğe başladı. Tütün ve diğer alanlarda da sürekli araştırma ve desteği olmayınca tütündeki gelişme sigarada sağlanamadı, yabancı sigara için cazip Pazar olduk. Marketlerimizi yabancı et ve tarım ürünleri doldurdu. Tarım ülkesi olarak görülen ve kabul edilen, nüfusunun % 40-45 i tarım ve hayvancılıkla uğraşan ülkemiz, nüfusunun sadece % 1-2 si tarım ve hayvancılıkla uğraşan ülkelerden tarımsal ürün ve et ithal eder olduk. Zamanında ülkemize uygun ürün türü, tohum, sulama, gübreleme, yem seçimi ve üretimi, sürekli bilimsel araştırma ile gelişebilse durum farklı olurdu.

 

Ülkemiz dünya bilim ve teknoloji üretiminde yok gibidir. Her ne kadar ülkemiz kaynaklı bilimsel makale sayısı 1986 yılından itibaren sürekli ve hızlı artışla 46.sıradan 22. sıraya ulaşmışsa da, nüfusuna oranla bu sıra çok düşük olduğu gibi dünya bilim üretiminde payı binde 8 civarındadır.  Kaldı ki makale sayısındaki artış da yalnız başına bilimsel araştırmanın ölçüsü değildir. Ülkemizde yayın başlıca üniversitelerde yapılmakta olup, akademik yükseltilmelerden başka bir işlevi de yok gibidir. Bugüne kadar bilim alanında Nobel ödülü alan, buluşuyla dünya ölçüsünde büyük bir ekonomik ve teknolojik başarı kazanan, yeni çığır açan bir vatandaşımız, bilim adamımız yoktur. Neden olarak bilimsel araştırmaya çok az kaynak aktarmamız gösterilebilir. Ancak  bilime inanmadığımız da bir gerçektir.

TÜBİTAK’a bağlı bir ve atom enerjisi kurumuna bağlı iki araştırma merkezi dışında büyük araştırma merkezlerimiz de yoktur. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kurulan tarım ve hayvancılık alanındaki araştırma merkezleri de başarılarını devam ettirememişlerdir.  Bilimsel araştırma merkezlerini çoğaltmak zorundayız. Özellikle temel bilimler alanında araştırmaların yapıldığı merkezleri çoğaltmaya çalışmalıyız.  Devlet ve vakıflar ve özel sektör tarafından kurulan ve desteklenen özel ve genel amaçlı temel ve uygulamalı araştırma merkezleri asıl bilim ve teknolojinin üretildiği kurumlardır.

Ülkemizde hemen, hemen her üniversitemizde fizik, kimya ve biyoloji bölümleri vardır. Bu bölümlerden mezunların büyük bir kısmı öğretmen olarak hatta İngilizce ve sınıf öğretmeni olarak çalışmaktadır. Kimyacı ve fizikçilerin çalışabilecekleri araştırma merkezleri yoktur. F. Almanya’da kimyacıların % 60’ı araştırma geliştirmede çalışmaktadır. Bizde de bu üç temel bilim alanında yetişmiş araştırıcılar mevcut bazı araştırma merkezlerinde ve yeni açılacak araştırma merkezlerinde çalışabilirler.

            Bu merkezler bilim üretimi yanında teknolojik gelişime yol açacak, ülke ekonomisine katkı sağlayacak araştırmalar yapabilirler. Fizikçilerin araştırmaları ile bugün nano teknoloji denen alanda büyük başarılar sağlanmıştır. Süper iletkenler, ültrason, laser teknolojisi bilgisayar teknolojisi yarı iletken teknolojisi,uzaktan algılama, fiber optik, laser diyodlar, çok ince yüzey kaplamaları, çok ince tel ve lif üretimi, özel yalıtkan üretimi, çok sert madde üretimi hep fizik alanında araştırmalarla gerçekleştirilmiştir. Genetikteki gelişmeler tür ıslahı, en verimli ve dayanıklı  tohumların geliştirilmesi, suni tohumlama v.b. birçok gelişmeler biyolojik araştırmalar ürünüdür.

            Kimyasal araştırmalarla  yeni ilaçlar ve kimyasal birleşiklerin üretimine ek olarak  yeni teknolojilerin ihtiyaç duyduğu karışımlarının (kompozitler, seramikler, plastikler gibi) ve doğal maddelerin daha uygun, saf ve kullanışlı şekillerinin (kumun saf silisyum dioksit liflere, yani fiber optiğe dönüştürülmesi, karbonun elmas, fulleron veya grafite dönüştürülmesi gibi) hazırlanması da sağlanmıştır. Çok ince saf karbon tel-lif üretimi gerçekleşmiş, bunların ileride hidrojen yakıt depolu otolarda çevreye hiç zarar vermeyen yakıt olarak kullanımı yönünde araştırmalar devam etmektedir. Doğa dostu üretim teknikleri, verim artıran, çevreye zarar vermeyen gübreleme, yanma önleyici yangın söndürücü maddeler, çoğu ilaçlar ültra saf madde üretimi, hep kimyasal araştırmalar sonucu gerçekleştirilmiştir.

Öte yandan kimyasal analiz tekniklerindeki gelişmelerle eser elementlerin ve bazı vitaminler ve enzimlerin canlılar üzerindeki yaşamsal önemleri anlaşılmış, tıptan biyolojiye, tarımdan ormancılığa tüm bilim alanlarında yeni gelişmelere ışık tutmuştur. Birkaç örnek verirsek; iyodun canlılar için önemi ve bazı içme suları ve gıdaların az iyot içermesi ile guatr hastalığı arası ilişki daha duyarlı iyot analizi ile saptandıktan sonra iyotlu tuz kullanımının önerilmesi bu hastalığın azalmasını sağlamıştır. Sularda duyar flor tayini gerçekleşmesi sonucu da diş hastalıkları azaltılabilmiştir. İnsan ve canlılarda eser düzeyde bulunan çinkonun eksikliğinin neden olduğu birçok hastalıklar yine duyar çinko tayini sonucu gerekli önlemler alınarak en aza indirgenmiştir. Yine toprakta çok az bulunan çinkonun çok düşük olan miktarını bile tayin edecek yöntemlerin gelişimi ile tarım alanlarında tayini ve eksikliğinin saptanarak toprağa çok az ilavesi sonucu önemli verim artışı sağlanmıştır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.Kimyasal analiz alanındaki bilimsel araştırmaların önemini çarpıcı bir örnekle vurgulamak istiyorum. Avustralya’nın genişçe bir bölümünde ağaç yetişmiyordu. Toprak analizi, gübreleme ve sulama gibi önlemlere rağmen ağaçlar büyümüyordu. 20 Yıl öncesinin analiz teknikleri topraktaki çoğu eser element düzeyini saptayamıyordu. Son yıllarda eser element analizinde gelişen tekniklerle sadece alışılan ve bilinen elementlerin tayini yerine toprağın içerdiği çok düşük düzeydeki tüm eser elementler tayin edilerek sonuçların başka bölgelerle karşılaştırılması ile bu bölge toprağının hiç molibden içermediği saptanmış, geniş bölgeye uçakla havadan çok az molibden atılmasından sonra ağaç ve bitkilerin bu bölgede de hızla büyüdüğü görülmüştür.

        Bilimsel çalışma, araştırma ve geliştirmelerin belki kısa sürede yararları görülemeye bilir. Ancak uzun vadede mutlaka fazlası ile yararı görülür. “En iyi yatırım insana yapılan yatırımdır” özdeyişi artık inkar edilemeyecek kadar kabul görmüştür. Gelişmiş ülkelerde bu özdeyiş “en verimli yatırım araştırmaya yapılan yatırımdır” şeklini almıştır

         Bilimsel araştırma yatırım, destek ve en önemlisi zeki, iyi eğitilmiş,sabırlı, disiplinli sürekli çalışabilecek, araştırmaya ve önemine inanmış, hevesli insan ister. İnanç ve heves belki yatırımdan, destekten de önce gelir. İnsanımız zeka bakımından hiç de çağdaşlarından geri değil,  hatta  belki de dünya ortalamasının üstündedir. Yurtdışına çıkma ve iyi donatılmış merkezlerde çalışma imkanı bulanlar yeteneklerini gösterebilmektedir. Ancak araştırmaya yatırım, destek ve inanç  için aynı iyimserlikte değiliz. Araştırmadan ne anladığımız bile ilginçtir. Medyada kimlerin araştırmacı olarak adlandırıldığını hayretle izliyoruz. Araştırma alt yapı ve inancının ölçüsü bellidir. 10000 etkin nüfus başına araştırıcı sayısı, gayri safi milli hasıladan AR-GE ‘ye ayrılan kaynak, araştırmada görevli elemanların diğer mesleklere göre yıllık gelir düzeyleri, araştırmacının toplumdaki saygınlığı başlıca kabul gören kriterlerdir. Araştırma bilinci, sevgisi, araştırma sebatı normal bir lisans eğitimi ile alınamaz.  Bu kültür yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanırken alınır ve en önemli buluşlar bu tezler sırasında yakalanır. Araştırma personeli gerçek anlamda araştırma kültürü görenler arasından seçilir. Buna rağmen 10000 kişiye düşen araştırıcı sayısı 2 dir, yani ABD’ nin 73  de biri kadardır. Gayri safi milli hasıladan AR-GE ‘ ye ayrılan pay ise henüz 20 yıl önceki hedefin, yani % 1 in altındadır. Bu oran çoğu ülkede % 2-10 arasıdır. 

Ülkemizde çoğu AR-GE kadroları pasifleştirilecek personel için kullanılırken, sayısı çok az olan araştırma merkezleri de istirahat yeri, pasif görev olarak algılanmaktadır. Başlıca araştırma kurumları üniversitelerimizdir. Ancak çoğu alanlarda ve çoğu üniversitemizde ders vermek yada kurs- konferans vermek, para kazanmak daha tercih edilir. Bilimsel kariyerde yükselme için yayın zorunluluğu da olmasa araştırma yapana şüpheli bakılır. Düşük maaşa rağmen araştırmanın dayanılmaz zevkine kapılmış bazı bilim adamlarımız sürekli araştırma çabası içindedir. DPT, TÜBA, TÜBİTAK ve diğer ilgili kuruluşlar tartışarak ülkemiz için önemli alanlarda, gelişmiş ülkelerdeki büyük araştırma merkezleri benzeri araştırma merkezlerinin açılması için hazırladıkları planları öncelik sırasıyla ülke yöneticilerine sunmalıdır. Ülke ihtiyaçlarına göre seçilen öncelikli alanlarda uygulamalı araştırma merkezleri de teknoloji geliştirmeğe yöneltilmelidir. Bize göre sağlıklı gelişim için teknolojik araştırmalar, yanında aşağıda sıralanan alanlarda da teknoloji üretimi, yabancı ortaklı yatırımlar desteklenmelidir. Bu alanlar birkaç büyük uygulamalı araştırma merkezine dağıtılabilir:  Tekstil ve  giyim sanayi makineleri imali;  Mobilya imal makine ve tezgahları, ağaç-plastik, ağaç-seramik kompozitler; Kaliteli inşaat ve yapı malzemeleri; Düşük debili su tribünleri ve hidroelektrik santralleri; Rüzgar ve güneş enerjisi santralleri; Bor tuzları ve borlu katı yakıtlar, ferrobor, borkarbür ve metalborürler; Laboratuar, analiz (tahlil) aletleri, elektrikli teraziler, spektral aletler; Tıbbi aletler, ameliyat gereçleri; Haberleşme ile ilgili teknik aletler, elektronik aletler, radyo- televizyon stüdyo cihazları;Yarı iletken teknolojisi, saf silisyum ve silisyum bileşikleri imali; Biyoteknoloji ve genetik mühendisliği alanında araştırmalar; Diğer ileri teknoloji ürünleri üzerine bu araştırma merkezlerinde araştırma ve teknoloji üretimlerine başlanmalı, bu alanlara yapılan yatırımlar  teşvik edilmelidir. Milletçe aydın, müreffeh, geleceğine güvenen, üreten, ürettiğini tüketen Türkiye seferber olmalıyız. Herkes bu ülküye katılmalıdır.

Prof. Dr. Mehmet Doğan

Hacettepe Üniversitesi M. Teknoloji Yüksekokulu Müdürü ve

Kimya Bölümü Öğretim Üyesi

Dogan@hacettepe.edu.tr

.