Bilimsel Yayınlar
(Scientific Publications)
Popüler Bilim
(Popular Science)

Tez Yönetimi Ve Danışmanlık
(Thesis Directed)
Verdiği Dersler
(Courses Instructed)

TÜRKİYE'DE İYİ ŞEYLER DE OLUYOR

BİLGİ TOPLUMU OLMA YOLUNDAKİ TÜRKİYE

Ülkemiz birçok iç ve dış olaylar,çevre ülkelerdeki savaşlar, terör ve doğal afetler, son olarak da elim deprem şoku altında adeta bunaldı. Günlük olayların akışı, uzun süreli kısır seçim tartışmaları, her geçen gün ağırlaşan geçim sıkıntısı, 22 yıldır indirilemeyen yüksek enflasyon hızı vatandaşlarımıza gülmeyi unutturdu. Özel televizyon kanallarının çoğunun yayıncılık anlayışının da etkisiyle toplum adeta felaket, kaza, yolsuzluk ve çete haberleri beklentisine koşullandı. Yerel başarıları, olumlu gelişmeleri görmez ve ilgilenmez oldu. Üniversitelerle ilgili haberler ise türban krizi sınav iptali ve bir üniversitedeki iç kavgalar gibi birkaç kısır konunun dışına çıkamadı.

Osmanlı mirasından filizlenen Türkiye Cumhuriyeti, doğal olarak aynı imparatorlukla tarih boyunca çatışan veya onun parçalanmasıyla oluşan ve dost olmayan çok sayıda ülkeyle komşudur. Her şeye rağmen 76 yılda düşmanlıklar dostluğa dönüşülebilirdi; başarılamadı. Coğrafi konumuyla öğündüğümüz ülkemiz zengin tarihi mirası ve doğal güzelliklerine rağmen o kadar da cennet köşesi ve doğal zenginliği olan bir ülke değildir. Ne çok zengin yer altı kaynaklarına, ne de çok verimli yer üstü imkanlara sahiptir. Petrol, doğal gaz, altın ve uranyum gibi bulunduğu bir ülkeyi zengin yapacak doğal kaynaklarımız yok denecek kadar sınırlıdır. Bor ve krom dışında söz sahibi olabileceğimiz stratejik madenlerimiz de azdır. Problemli komşulara ek olarak ortalama 1000 metre yükseklikteki Anadolu platosu ve ülke yüzeyinin % 35' ini kaplayan sarp dağlar, deprem riski, dağınık yerleşim düzeni sonucu yol, su, elektrik, telefon, eğitim ve sağlık gibi en temel hizmetlerin ulaştırılmasını güçleştirmekte ve pahalı olmasına neden olmaktadır. Stratejik konumu ve komşularıyla ilişkisi gelirinin çok üstünde çok büyük askeri harcama yapmasını zorlamıştır. İmparatorluktan yönetici, asker ve ilkel tarım işçisi dışında eğitilmiş işgücü, bilim, ticaret ve sanayi alanında deneyim ve altyapı alamamış, bu zihniyet oluşamamıştır. Bu mirasa hızlı nüfus artışı, işgücü kullanımında devlet kaynaklarını tüketme savurganlığı gibi alışkanlıklar da eklenince 60 yıldır bir türlü kalkınmakta olan ülke konumundan kalkınmış ülke konumuna geçemedik, aynı kümenin en kıdemli ülkesi olduk.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren kalkınmasına ivme verecek büyük bir destek alamadığı gibi ilk yıllar buna ek bir de 'Duyun-u Umumi' adı altında Osmanlı borcunu ödemiştir. 2.ci Dünya Savaşı sonrası ve NATO 'a girişimizden itibaren Marshall Planı ve AID yardımı gibi aldığımız ve belki de küme atlamamızı sağlayabilecek ABD kaynaklı dış yardımı ise ya ülkede mevcut askeri fabrikaları kapatarak cemse, savaş uçağı, tank gibi askeri harcamalarda yada süt tozu, traktör ve kamyon alımında kullandık. Artan traktör sayısına (40000) paralel olarak mera ve orman varlığımızı azaltma pahasına tarım alanlarımızı artırdık. Tohum ıslahı, sulama ve bilinçli gübreleme ile birim alandan yüksek verim alma yerine, geniş tarım alanlarından çok verim almayı, böylece NATO ve Batı'nın tahıl ambarı, pamuk ve tütün kaynağı olmayı, en büyük askeri gücü beslemeyi üstlendik. Aradan 20, yıl geçmeden Amerika'dan buğday ithaline ve ülkemizin çölleştiğini görerek tekrar ağaçlandırma çabasına girdik.

Dünyadaki 18. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaşanan tarım kesiminden sanayi toplumuna, köyden kente göçüşünü görmezden gelerek yeni kentler oluşturma, kent planlaması yerine bir taraftan gecekondulaşmağa göz yumduk, oralara hizmet götürmeğe, gecekondu affı çıkarmağa çalıştık. Öte yandan küçük yerleşim yerlerini toplayarak onları sanayileştirme ile kalkındırma yerine bu dağınık, küçük yerleşim yerlerinin tümüne yol, su, elektrik, telefon, televizyon, eğitim ve sağlık hizmetini ayaklarına götürmeğe , onları uygarlıkla tanıştırmağa çalıştık. Buralara hizmeti götürdük ama hizmet edecek kişileri götüremedik. Zorla gönderemezdik de! Aradan 30 yıl geçtikten sonra hiç de ekonomik olmayacak şekilde pahalı hizmet götürdüğümüz bu küçük yerleşim yerlerinin kendiliğinden yada terör korkusu ile boşaldığını gördük. Nüfus planlaması yerine artan nüfusa yurt dışında iş bulduk. Gönderdikleri paralarla onların dönüşünde çalışacakları sanayi kuruluşları yerine, büyük hizmet binaları, lüks konutlar, sosyal tesisler, kamplar, yazlıklar yaptık. Konforlu binalarda makam otoları, makam şoförleri, sekreterler, koruma ve danışmanlar ordusuyla vatandaşa hizmete çalıştık. Böylece çok bina yaparak kalkındığımızı sandık. Sanki Dünyada bina yaparak kalkınan olmuş gibi!

Sağlıksız da olsa kentleşme, geç de olsa sanayileşme ve küreselleşmeyle, uygarlığın nimetlerinden yararlanma, yaşam kalitesinde yükselme gerçekleşti. Ancak bu gelişme ve kalkınma rüzgarı tarihten gelen birçok üstün insani değerlerimizi, erdemlerimizi ve alışkanlıklarımızı da sürükleyip götürdü. Gelir dağılımı bozuldu. Devlet malını koruma, dürüstlük, gözü gönlü tokluk, helal kazanç, akraba ve komşular arası yardımlaşma, alçak gönüllülük ve güvenirlik gibi çoğu değerlerimiz yerini işini bilirlik, köşe dönme hırsı,devleti soyma, hileli iflas, savurganlık, egoistlik, güvensizlik ve şımarıklığa bıraktı. Para için her yolun mubah görüldüğü, kişilere paralarına göre itibar edilen bir toplumsal dejenerasyona uğradık.

Yukarıda çizilen ve karamsarlığımızı artırıcı tabloya rağmen Cumhuriyet devrinde çok olumlu gelişmeler de oldu ve geleceğimiz de daha iyi olacak. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi beceremedik. Ancak dünyadaki sanayi toplumundan hizmet toplumuna geçişe topallayarak da olsa ayak uyduracağımıza ve bilgi toplumuna geçişi başaracağımıza inanıyorum. Umarım bu treni de kaçırmayız. Beni bu iyimserliğe yöneten, hepinizin bildiği birkaç gelişmeyi hatırlattıktan sonra kalkınmada da en iyi rehber olan bilimin bir alanında geçen ay gerçekleştirdiğimiz bir uluslararası kongrenin öyküsünü vermek istiyorum. Cumhuriyetin ilanında ilkokul sonrası yalnız 16000 öğrenci lise ve meslek okullarında olmak üzere toplam 364428 öğrencimize eğitim-öğretim imkanı sunabilirken bugün 15 milyon çocuk ve gencimiz eğitim-öğretim görmektedir. Yüksek öğretim gören öğrenci sayımız 76 yılda 3000 den 1.5 milyona yükselmiştir. Bu sürede nüfusumuz 5 kat arttığı halde öğrenci sayımız 40 kat artmıştır. Bu artış yükseköğretimde 500 kata ulaşmıştır. Üniversite sayımızda bu sürede 1'den 80'e yükselmiştir. Eğitim kalitesini beğenmesek de okullaşma oranı ilköğretimde % 97, orta öğretimde % 68 ve yükseköğretimde % 21' e ulaşmıştır. Bu oranlar daha da artacaktır. Eğitimde nicelik yanında niteliğin de yükselmesi kaçınılmazdır. Zira talep bunu da zorlamaktadır. Yurtdışında öğretim gören vatandaşlarımızın sayısı 25000 i yükseköğretimde olmak üzere yarım milyonu geçmiştir. Yine 3000 gencimiz yurt dışında lisansüstü düzeyde öğretim görmektedir. Üç milyonun üstünde vatandaşımız yurt dışında kalkınmış ülkelerde yaşamaktadır. Yılda 5-10 milyon arası yabancı, ülkemizi ziyaret etmektedir. Hemen hemen her köy ve Beldemize elektrik, telefon götürülmüş, yol açılmıştır. Ulusal ve yerel yayın yapan çok sayıda radyo ve televizyon yayınına ek olarak uydu ve kablo yayını yaygınlaşmaktadır. Haberleşme alt yapısı en gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşmış ve bir kısmından ileridir. Bilgisayar kullanımı hızla yaygınlaşmakta, çoğu şehrimizde miskin kahvehaneleri yanında inter-net kahveleri açılmaktadır. Kitap okuma alışkanlığı düşük olsa da izleme, seyretme ve dinleme ile bilgilenme düzeyi yüksektir. Politikacılarımızdan çok duyduğumuz ifadeyle 'toplu iğne ve at nalı dahil' her ürünü ithal etmek zorunda olan ülkemiz bugün televizyon dahil birçok endüstriyel ürünü ihraç etmektedir. İhracattaki sanayi ürünlerinin payı %80'e ulaşmıştır. Kendi içine kapanan toplum Dünyaya açılmış, en ücra köşelerde Türklere rastlanmaktadır.

20 Yıl önce yurtdışındaki yalnız işçi vatandaşlarımızdan söz ederken , artık çoğu ülkede yatırım yapan, eğitim hizmeti sunan, bilim ve araştırmaları ile zirvede olan Türkleri de izliyoruz. NASA ve MIT gibi en iyi merkezlerinde araştırma yapan, ABD'nin en üst düzey bilim ve araştırma ödüllerini alan Türk Bilim Adamları ve en kritik ameliyatları yapan Türk doktorların başarılarını gururla izliyoruz. Yurt dışında birçok Türk Dernek ve kuruluşları bulundukları ülkelerde 'Türk Lobileri' oluşturuyor. Bugün her bilim alanında başarılı Türklerin sayısı 30 yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz düzeyde. Eğitim düzeyini ve kalitesini beğenmediğimiz üniversitelerimizin mezunları Dünyanın en ünlü üniversitelerinde başarı ile doktoralarını yapabilmekte, en üst düzeyde araştırmaları yürütebilmektedir. Ülkemiz kaynaklı uluslar arası saygın dergilerdeki bilimsel yayınların sayısı yılda 5100 ü aşmıştır. Yurt dışında yapılan birçok bilimsel kongrelere artık Türk bilim adamları da davet edilmektedir. Ülkemiz hemen hemen tüm bilim alanlarında birçok bilimsel toplantılara ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar hep son yıllarda yakaladığımız olumlu gelişmelerdir.

Asıl geleceğe umutla bakmama neden olan, gelişimini birlikte yaşadığım ve öyküsünü anlatacağım 31. Uluslararası Spektroskopi Kongresi de 5-10 Eylül 1999 tarihlerinde ülkemizde ODTÜ' de yapıldı. Konu dışındaki okuyuculara latince kaynaklı bu terimi açıklayarak öyküye başlamak istiyorum. Spektroskopi kelime olarak tayf gözlemi ise de asıl anlamı ışın- madde etkileşimine dayalı bir sıra teknikle maddelerin soğurdukları, yaydıkları yada önce soğurup sonra yaydıkları ışın ve diğer parçacıkların ölçülmesi ile maddelerin nitel ve nicel olarak araştırılmasıdır. Bu teknikler 150 yıllık gelişimi süresince maddenin atomik ve moleküler yapısını aydınlatma ve değişik ortamlarda analizi yanında evrendeki tüm maddelerin, yıldızların yapısı hakkında en güvenilir bilgi veren, bilimin gelişiminde, birçok kuramın doğruluğunun kontrolünde kullanılan yöntemler topluluğudur. Fizik ve kimya dışında da madde ile uğraşan arkeoloji, botanik, ziraat, tıp, çevre, jeoloji, maden, astronomi gibi tüm bilim alanlarında kullanılır.

Tam 30 yıl önce yurtdışından, yine başka bir yurt dışı ülkede 15. si yapılan bu kongreye ilk kez katıldığımda ' Spektroskopi yapan Türk var mı? İlk kez bir Türk'ü bu tür bir kongrede görüyoruz' gibi şaşkın ifadelerle karşılaşmıştım. 17.ci toplantıya katılan yine tek Türk'tüm ve yine yurt dışında yaptığım çalışma ile katılmıştım. 18.ci kongreye ikisi dinleyici 3 Türk, 19.cuya 4 Türk, 20-29.culara 3-6 Türk ama artık hepsi tebliğ ve poster ile katılmıştı. 1995 yılında yapılan kongreye 10 Türk katılmış ve kongrenin 4 yıl sora Türkiye'de yapılmasını diğer talip ülkeleri geride bırakarak ulusal delegelerin oybirliğine yakın bir desteği ile üstlenebilmiştik. Aynı kongrede posterler dışında sunulması uygun görülen 45 sözlü tebliğden ikisinin Türk bilim adamlarınca ve Türkiye'de yaptıkları çalışmaları sunuşu ikinci sevinç kaynağımız olmuştu. Bu kongrede ülkemiz kaynaklı 10 poster de sunulmuştu.

5-10 Eylülde yapılan kongrenin hazırlıklarına 1996 yılında başlandı. Kongreye tüm ülkelerden 600 katılımcı bekliyorduk. Ancak 1999 yılı başlarında terör örgütü liderinin yakalanma serüveni ve bu örgüt sempatizanlarının yurt dışında ülkemiz karşıtı gösteri ve terörist hareketlerinden korkuya kapılan, yada bunları destekleyen özellikle İtalya, Hollanda, Avustralya, İsveç, İngiltere gibi çoğu batı ülkesinden birçok katılımcı vazgeçmiştir. Kısa bir süre önce yaşanan deprem felaketi ve korkusuna rağmen 42 ülkeden 282 yabancı bilim adamı kongreye katılmıştır. En çok katılımcı Almanya, Rusya, İspanya ve Romanya'dan olmuştur. Sevindirici olan ise tüm olumsuz koşullara rağmen tüm Dünyadan davet ettiğimiz alanlarında en ünlü 57 bilim adamından 54 'ü ülkemize gelmiş ve tüm katılımcılar ülkemizden çok memnun ayrılmışlardır. Kongrenin yapıldığı ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi ile kampus tüm katılımcıların hayranlığını kazanmıştır. Kongrede tüm spektroskopi dallarından toplam 150 sözlü tebliğ, 300 poster sunulmuştur. Ev sahipliğinin maddi kolaylığının da etkisi ile 140 kadar Türk de kongreye katılmıştır. En üst bilimsel düzeyde geçen, en yeni çalışmaların sunulduğu bu etkinlikte çağrılı konuşmacıların 5'i Türk'tü. Sözel tebliğlerin de 20 kadarı Türkler tarafından sunuldu. Bu konuşmalar gerek içerik, gerek sunum olarak diğer yurt dışından çağrılan ünlü bilim adamlarından aşağı düzeyde değildi. Sadece kullandıkları aletler en modern aletler değildi. Mevcut olanaklardan en iyi şekilde yararlanarak çalışmışlar, uluslararası bu toplantıda başarı ile sunabilmişlerdir. Tebliğ sunumunda bilgisayardan en iyi yararlanan ve yabancı oturum başkanı tarafından 'gelecek kongrelere model olabilecek bilgi çağına yaraşır sunu' olarak gösterilen tebliğ ise henüz doktorasını yapan genç bir Türk araştırma görevlisi tarafından sunulmuştu.

Almanya'da l860 , Macaristan'da 1862 yılında başlayan spektral analiz yöntemleri, ülkemize 1970 yılından sonra girmiş, olmasına ve büyük araştırma maddi desteği alamamasına rağmen, bugün ülkemiz bu alanda bir kongreye ev sahipliği yapabilmiş, Türk bilimcileri de en ünlü bilim adamları ile aynı kongrede aynı düzeyde tebliğ sunabilmişlerdir. 1974 yılına kadar spektroskopinin başlıca alanlarında Türkiye kaynaklı hiçbir bilimsel yayın yokken 25 yıl içersinde gittikçe artan sayıda, hem de Anadolu'daki genç üniversitelerimiz kaynaklı uluslar arası dergilerde yayınlar iyimserliğimi artırmıştır.

Toplumda bu kadar değer yargısı aşınmasına, yüksek rant geliri, vurgunla köşe dönme sevdası, savurganlık ve tüketim şımarıklılığına rağmen çok mütevazi maaşlı çok az sayıda bilimcinin çabası ile bilgi çağını yakalamamızın hayalcilik olduğu düşünülebilir. Her şeye rağmen çok sayıda insanımızın da halen yozlaşmadan görevini en iyi şekilde yapmağa çalıştığını, topluma hizmeti kişisel çıkarın önünde tutmaya devam ettiğini, yükseköğretim gören bu kadar genç , dinamik nüfusun çok az bir yüzdesinin bile çok iyi yetişmesinin bizi bilgi çağına taşıyacağına inanıyorum. Az sayıda bir grubun büyük bir toplumu ileriye götüremeyeceği, bilgi toplumuna taşıyamayacağı söylenebilir. Kaldı ki iyi yetişen, yetenekli gençlerimizin oranı oldukça yüksektir. Buna en iyi örnek, halen Dünyanın tek süper gücü olan ve teknoloji ötesi çağı yakalayan ABD'ini bugünkü düzeye getiren de bu halkın çok küçük bir yüzdesidir. ABD'li ünlü bilim yazarı Prof. Dr. Carl Sagan bir kitabında Amerikalıların % 95 inin bilim cahili olduğunu ifade etmektedir.

Prof. Dr. Mehmet Doğan
Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi
e-mail: dogan@hacettepe.edu.tr
veya
hmehmetdogan@hotmail.com