|
Bilimsel Yayınlar (Scientific Publications) Popüler Bilim (Popular Science) Tez Yönetimi Ve Danışmanlık (Thesis Directed) Verdiği Dersler (Courses Instructed) |
ALMANYADAKİ TÜRKLER VE ALMAN BAKIŞI İLE TÜRKİYE
ÖNSÖZ
Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar bizim için aklımıza ilk gelen dış devlet Almanya idi. Halen de yurt dışına çıkmak isteyen çoğu vatandaşımız tarafından düşünülen ilk ülke yine Almanya’dır İki milyonun üzerinde vatandaşımızın yaşadığı Almanya, artık günlük yaşantımızın her alanında, şarkılarımızda, türkülerimizde, fıkralarımızda ve filmlerimizde yer alan bir ülke olmuştur. Medyada en çok haber ve yer verdiğimiz ülke de Almanya...İhracatımızda,en büyük paya sahip ülke de kendini izleyen ülkenin iki katından fazla pay ile Almanya. Araba üretici ülkelerin başında yer alan bu ülke en çok taşıt ihraç ettiğimiz ülke. İthalatımızda yine ilk sırada. Yıllardır ülkemize en çok turist gönderen ülke de Almanya. Türk vatandaşlarının en çok dış yatırım yaptığı, en çok Türk işyerinin bulunduğu ülkedir.Almanya’da yapılan bir araştırmada gazete, dergi ve televizyonda en çok adı geçen yabancı ülkenin Türkiye olduğu görülmüştür. Çoğu basit ve kısa haberlerle öncelikle olumsuz haberler veriliyor. Olayların kaynağına inmeden, derinliğine araştırmadan basitçe ve çoğu olumsuz haberlerle gerçekten iki ülkenin vatandaşları tam olarak birbirini tanıyorlar mı? Yoksa yanlış mı tanıyorlar? Bu soruların birincisine Alman araştırmacı “hayır”, ikincisi “evet” diye cevap veriyor. Bizde bu tür bir araştırmanın yapılıp yapılmadığını bilemiyorum. Ama iki ülkeye de tanıyan biri olarak ben de aynı cevapları verirdim. Yine Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre önyargılarımızın aksine Türklerle ilgili soru yöneltilen Almanların % 75 gibi büyük bir bölümü olumlu görüş bildiriyor. Olumsuz görüş bildirenlerin oranı ancak %15. Bir fikir beyan etmeyenleri de buna eklesek bile oran % 25 de kalıyor. O halde olumsuz izlenimin ve medyada olumsuz görüntünün kaynağı nedir? Bu görüntü nereden ve nasıl kaynaklanıyor? Bu kadar olumsuz haberler karşılıklı nasıl veriliyor? Çünkü, olayların ve haberlerin kaynağına inilmeden basitçe yüzeysel yayın bir medya yöntemidir. Hepimiz Almanların Almanya’daki Türkleri ülkelerinden atmak istediğini, artık oradaki Türklere ihtiyaçları kalmadığını, Türklerin evlerini yaktıklarını biliriz de Almanya’da geniş kapsamlı yapılan bir araştırma sonucuna göre Almanların yüzde 75’nin Almanya’daki Türkleri olumlu ve sempatik, iyi insanlar olarak gördüğünü bilmeyiz.Yine hepimiz, Solingen’de “yeni naziler” tarafından bir Türk evinin yakıldığını, Mevlüde Genç’in kızları ve torunlarının yangında öldüğünü biliyoruz da çoğumuz, aynı Mevlüde Genç’in 1994 yılında Almanya’da “yılın kadını” seçildiğini bilmiyoruz. Çünkü çoğu kez medya, kötü habere geniş verir, olağan ve iyi haberleri ya görmez ya da yüzeysel verir. Toplumumuzda Almanya’nın Bosna’daki Sırp katliamına seyirci kaldığı kanısı hakimdir. Ama 2 yıl süreyle neredeyse tüm Alman televizyonlarının baş haber olarak Bosna’daki zulmü yansıttığını, bir Alman bakanın, hükümetlerinin bu zulmü önleme yönünde ilgi azlığı yüzünden görevinden istifa ettiğini, Bosna’ya en çok insani yardım yapan ülkelerin başında Almanya’nın yer aldığını, hatta bazı Alman gençlerin Bosnalılar yanında savaşa katıldığını bilmiyoruz. Almanların yabancı ülkede asker bulunduramayacağı yönündeki anayasalarında bu nedenle değişikliğe yaptığını çoğumuz bilmeyiz. Almanya’daki olaylara ve Türkiye aleyhindeki gelişmelere bakarak Almanların Türk düşmanı olduğuna hükmetme meylini, Almanya’nın her tür düşüncenin ve törenin serbestçe örgütlenme ve duyurma özgürlüğü tanıdığından kaynaklandığını daha az düşünmeyi tercih ederiz. Cemalettin Kaplan, din devletini ve halifeliğini Almanya’da ilan etti. “Türk Şeyhülislamı” Almanya’da açıklandı. PKK da Almanya’da at oynattı. Yaygın propaganda yaptı. Silahlı, bombalı eyleme yönelince yasaklandı. Uyuşturucu kaçakçıları da, ülkücü mafya da Almanya’da karargah kurdu. Birçok tarikat Almanya’da kuruldu, gelişti, adını duyurdu. Solcu ve komünist Türkler Almanya’da örgütlendi. Ama Türk politikasına uygun birçok dernek ve örgüt de serbestçe faaliyetini sürdürüyor. Düşman görünüşlerin ardında Almanya’da örgütlenme ve faaliyetlerin silahlı eyleme dönüşmediği sürece anlayışla karşılanması yatar. Sırf ekonomik nedenle oraya çalışmağa giden vatandaşlarımızın bile sığınma hakkı alabilmek için Türkiye’de ne kadar baskı gördüklerini anlatarak Türkiye’ye iftiralarını, Alman mahkemelerin bu tür olaylarla ne kadar meşgul olduğunu bilmek istemiyoruz. Alman Anayasasında mevcut bir maddeyi “sığınma hakkını” PKK ve insan simsarlarının istismar ederek kendi amaçları doğrultusunda nasıl kullandıklarını hiç araştırmadık. "Kürt olduğumuz için asker ve polis olamıyoruz, hatta devlet işine alınmıyoruz, köylerimiz asker tarafından basılarak yakılıyor, gençlerimiz toplanıp öldürülüyor” gibi ifade vermeye zorlanan ve bizzat PKK organizasyonu ile Almanya’ ya götürülerek sınırda derhal sığınma hakkı isteyerek oraya yerleştirilen ve aldıkları paranın yarısını örgüte vermek zorunda olan 250000 vatandaşımız Almanya’ya giderken yıllarca hiç ses çıkarmadık. Hatta PKK tarafından basılarak öldürülenlerin bile devlet tarafından öldürüldüğü propagandası yapıldı. Yıllarca yapılan bu kadar açık iftiralara bile inanan kendini Türk dostu olarak tanıtan Almanlar bile “yazık bu insanlara, öldürerek çözemezsiniz, bazı haklar verin veya devletlerini kursunlar” deme noktasına geldiler. İş bulmak ve orada kalmak için akıl almaz birçok yola başvuranların, para karşılığı Alman vatandaşı kadınlarla evlenenlerin, sahte pasaport ve kimlik düzenleyenlerin ne kadar çok olduğunu kaçımız biliyoruz? Bunlara rağmen Almanya ‘ya yerleşmiş vatandaşlarımız, yıllarca yabancı düşmanlığı ile karşılaşmadan barış içinde, isinde çalıştılar. Almanya’daki Türkler suçluluk oranı en az yabancı milletler arasındadır. 1991 yılında yapılan bir araştırmaya göre Türkler’ deki suçluluk oranı binde 1,5 ile Almanya ortalaması ile aynı olup, kimi milletler için bu oran 2-3,5 arasındadır. Almanya’da yerleşik vatandaşlarımızın büyük bir kısmı emekli olunca bile orada kalmakta ve ikinci, üçüncü nesil vatandaşlarımız sürekli dönüşü, hiç düşünmemektedir. Türk vatandaşlarının Alman vatandaşlığına geçişi sanıldığı gibi büyük engelle karşılaşmamakta; ama onların yasalarına göre Alman vatandaşlığına geçen öz uyruğunu bırakmak zorunda, yani çifte vatandaşlık yoktur. Almanya’da başlangıçta az kullanılan kiliseleri Türklere cami olarak kullanmaları için gönüllü devretmişlerdir. Bugün ise vatandaşlarımız mülkiyetine satın alarak kendi camilerini inşa etmektedirler. Öyle basitçe sandığımız “Müslüman olduğumuz için içlerine almama” da söz konusu değildir. Bizim vatandaşlarımız uzak durmaktadır. Almanya’da yüksek öğrenim ciddi ve üst düzeydedir. Yüksek öğrenim harcı yoktur. Halen Lisans üstü öğretimde hiç öğrenim harcı alınmaz. Buna rağmen ülkemiz dövizli devlet öğrencilerini İngiltere ve Amerika’ya göndermeyi tercih etmektedir. Avrupa’nın en kuvvetli ülkesi ve Avrupa ekonomisinin omurgasını oluşturan Almanya’da eğitim de ciddidir. Tek yanlı, İngiliz-Amerikan kültürü ile temasımızın bu denli artması tarihi dostluklarla gelen eğitim işbirliğinin ihmalini gerektirmemelidir. İhracat ve ithalatımızda istikrarlı bir şekilde ilk sırayı tutan Almanya’yı çoğumuz öğrenim görecek, gezilecek bir ülke yerine işçi gönderilecek ülke olarak görüyoruz. Kültürel ve eğitim düzeyindeki ilişkilerimiz olması gereken ticari düzeyin altındadır. Orada sürekli kalan vatandaşlarımız açısından özellikle medya, araştırmacı haberleri gerçek görünüm oluşturmağa özen göstermelidir. Almanya’nın devlet destekli güncel politik bir dergisi olan “Wir in Europa” (Avrupa’da Biz) dergisi Eylül 1995 sayısının Türklere ayırmıştır. Bu konuda sözü daha fazla uzatmadan bu dergideki yazılardan çoğunun tercümesini ekte sunuyorum. Almanya’dan nasıl göründüğümüz ve Almanya’daki Türklerin durumlarını olduğunca gerçekçi açıdan inceleyen bu yazılarla sizi baş başa bırakıyorum. Prof. Dr. Mehmet DOĞAN , Aralık 1995, Kayseri |