|
Bilimsel Yayınlar (Scientific Publications) Popüler Bilim (Popular Science) Tez Yönetimi Ve Danışmanlık (Thesis Directed) Verdiği Dersler (Courses Instructed) |
(Popülerbilim Dergisi Nisan2003 s.112 sayfa 26 da yayınlandı) Türkiye’nin stratejik öneme sahip kaynakları Maden Zengini miyiz, değil miyiz?
Türk kamuoyu zaman, zaman medyada bilen, bilmeyenlerin araştırma yapmadan konuşması, yazması ve son günlerde de internet üzerinden gönderilen mesajlarla karıştırılıyor. Sanki yer altı kaynaklarımız çok zengin olduğu halde biz dış güçler tarafından fakir bırakılıyormuş gibi bir tablo çizilmeğe çalışılıyor. Gönül ister ki bu konularda Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı TPAO, ETİBANK; MTA yada TÜBİTAK, TÜBA gibi saygın bilim kurumlarımız kamuoyunu aydınlatsın ve vatandaşlarımızın kafası karışmasın. Bu konularda en son yazması gerekenlerden biriyim. Zira bir analitik kimyacı olarak ancak bana getirilen maden örneklerinin yapacağım analizlerle ne miktarda istenen, merak edilen element ve bileşikleri içerdiklerini tam güvenle söyleyebilirim. Sanayi devrimini de kapatarak ileri teknoloji ve bilgi çağına giren dünyamızda zenginlik gösterge ve değerlerini de değiştirmiştir. Bugün bir ülkenin zenginliği yer altı ve yer üstü kaynaklarından daha çok o ülkede yaşayanların bilgi ve teknoloji üretimi gücü, eğitim düzeyi ve organize olmuş kurum ve kuruluşları ile ölçülür olmuştur. Günümüzün en zengin ülkesi İsviçre ve en üretken ülkeleri Japonya, Singapur ve Tayvan gibi ülkelerinin yer altı ve yer üstü doğal kaynakları yok denecek kadar azdır. Yer altı ve üstü kaynakları bakımından en zengin İran, Irak, Suudi Arabistan, Kazakistan Hindistan, Kongo, G. Afrika ve Brezilya en zengin ülkeler arasında sayılmamaktadır. Bu nedenle yazımızın başında vurgulandığı gibi söylenenler doğru olsa ve gerçekten yer altı kaynakları bakımından zengin olsak bile hedeflediğimiz çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek için bu kaynaklara sahip olmamız bizi zengin yapmayacaktır. 1850-1990 yılları arasında yer altı kaynakları sahip olan ülkeyi belki zengin yapabilirdi. Sahip olan ülkeyi zengin yapacak yer altı kaynakları olarak kabul edilen kaynaklar nelerdir? Bu kaynakların hangilerine, ne ölçüde sahibiz? Hangi kaynaklarımız bu değerdedir? Kısaca bir gözden geçirelim. Petrol, doğal gaz, kaliteli ve kolay çıkarılan maden kömürü, yüksek tenörlü altın ve uranyum, elmas zengin yapacak madenler olarak kabul edilebilir. Yeterli arama çalışması yapılmadığı savının doğruluğuna rağmen ülkemizde zengin petrol ve doğal gaz yataklarının olmadığı artık kabul edilmelidir. Zengin yataklar bilinçli çizilen sınırlarımız dışında bırakılmış olup, bizde bulunan yataklar çok daha küçük ve masrafını zor çıkaran niteliklerdedir. Kaliteli kömür rezervimiz de düşük ve işletme maliyeti yüksektir. Bu güne kadar saptanan uranyum rezervimiz de çok azdır. Elmasa hiç rastlanmamış, altının yüksek tenörlü ve kolay kazanılanları tarih boyunca çıkarılmıştır. Kalanlar ve bugün işletilmeğe çalışılan kaynaklar eski teknoloji ile kazanılamayacak daha düşük kaynaklardır. Şüphesiz bunlar işletilmelidir. Ancak bizi zengin yapmağa yeterli olmasa da önemli katkısı olabilir. Esasen ülkemizin fiziki ve tarihsel gerçekleri ışığında maden zengini olamayacağımız kabul edilmelidir. Ülkemizin büyük bir bölümü Asya ile Avrupa kıtaları arasında, Alp- Himalaya yükselti alanının üstünde, Arap yarımadası ve Asya ana karası tarafından Avrupa’ya doğru sıkıştırılması ile Karadeniz ve Akdeniz arasında yükselen Anadolu yarımadasında bulunmakta olup, jeomorfolog ve Jeologların daha yetkin açıkladıkları gibi deprem riskine sahiptir. Anadolu yarımadası da deniz düzeyinden 800-1200 m yüksekliktedir. Osmanlı İmparatorluğu parçalanıp bölüşülürken, özellikle Birinci Dünya Savaşı sonunda, sınırlarımız da bilenler tarafından dikkatle çizilmiştir. Kurtuluş savaşını kazanmamıza rağmen yer altı kaynakları ile ilgili bölüşme kararlarımızı değiştirmek mümkün olamamıştır. Ayrıca Anadolu cilalı taş devrinden bu yana bir çok uygarlık ve devlete yurt olmuştur. Ülkemiz yer altı ve yer üstü zenginlikleri bu gerçekler ışığında değerlendirilmelidir. Ülkemizin jeolojik oluşumundan yüzeysel bakışla, petrol yatakları gibi çoğu ağır metalce de zengin olmayıp, kalker, jips, bentonit, boksit, zeolit gibi hafif taş toprak mineralleri açısından zenginlik beklenebilir. Ağır metallerden toryum ve nadir toprak metalleri denen lantan ve seryum gibi madenlerin zengin yatakları bulunmuş olup, henüz üzerinde çalışmaya bile başlamadığımız işletilmeyen ve değerlendirilmeyen bir zenginliğe sahiptir. Orta ağırlıklı metallerden iddialı olduğumuz ve 2. dünya savaşı öncesi dünyada en büyük ihracatçısı olduğumuz krom madenince zengindir. Bakır, tüm Karadeniz boyunca çok zengin olmasa da bulunabilir ve kısmen üretilmektedir. Çinko madeninin ekonomik olanı işlenmiş ve önemi kalmamıştır. Demir ve manganez varsa da dünyada daha zengin tenörlü ve yaygın bulunmaları nedeniyle iddialı olmadığımız madenlerdir. Yine bundan 15-20 yıl önce çok zengin kaynaklara sahibiz diye sevindiğimiz ve Uludağ’da işletmeğe başlanan wolfram üretimi Çin’de % 2.5 tenörlü zengin yataklar bulununca (bizdeki %0.5 idi) durduruldu. Çoğu önemli madene hiç rastlanamamıştır. Hiç mi önemli madenimiz yok? Söylenen tüm zenginliklerimiz yalan mı? Hayır, çok fakiriz demek hata olur. Türkiye dünyanın en zengin bor ve toryum yataklarına sahip olduğu doğrudur. Yukarıda yazıldığı gibi bir tür taş, kaya ve toprak olan mermer, alçı taşı (jips), barit, ponza taşı, bentonit, torona, zeolit, kaolin, boksit bakımından çok zengindir. Ancak ülkemiz madencilikten sağlaması gereken geliri sağlayamamaktadır. Abartılı belirtildiği gibi bizi zengin yapmağa yetmese de madencilik alanındaki araştırma ve yatırımlara daha öncelik ve destek verilerek kamu doğrudan veya özel sektör aracılığı ile çok daha fazla döviz ve gelir sağlayabilir. Önemli madenlerde durumu ve yapmamız gerekenleri kısaca tartışalım. 1950 li yıllara kadar toplam ihracatımızda madenciliğin payı % 40 kadarken son yıllarda % 4 ‘ün altına, hatta bazı iddialara göre %1.5 lara düşmüştür. Maden ithal eden sanayileşmiş ülkelerin ihracatı bile bu oranın üzerindedir. Ülkemizde bu kadar büyük döviz sıkıntısı ve dış borçlanma artışı olduğu halde, kendi kaynaklarımızı tam değerlendirmeden satarak veya yer altında atıl bekleterek borçlanmaya devam etmemizi ve bu kaynakları kullanmamamızı anlamak da “maden kaynaklarımız ve petrolümüzün yabancı güçler tarafından çıkarılmasının engellendiği” iddiası kadar güçtür. Özellikle stratejik öneme sahip ve zengin olduğumuz madenleri sıra ile inceleyelim. 1- Toryum: Doğada yaygın bulunan uranyum dışında en önemli ve tek radyo aktif element olan toryum, uranyumdan sonra ve onun yanında nükleer yakıt maddesi tek kaynak olarak görülmektedir. Ancak mevcut reaktörler doğal ve U-235 ile zenginleştirilmiş uranyuma göre yapıldığından toryum yakıt olarak kullanılmamaktadır. Yarı ömrü U-238 izotopundan 2.5 kat daha uzun, yaklaşık 14 milyar yıl olan toryum, başlıca monozit ve ilmenit minerali şeklinde ve nadir toprak metalleri ile birlikte bulunur. Doğal yatağında 6 alfa, 4 beta ışıması yaparak radyoaktif olmayan 208 kütleli kurşun izotopuna dönüşür. Işıması havada 3 cm kadar etkili ve bir kağıttan bile tutulduğu için çalışılması uranyumdan daha kolaydır. Dünyanın en zengin rezervleri yakın süre önce ülkemizde Sivrihisar yakınlarındaki Beylikahır mevkisinde bulunmuştur. Kesinleşen rezerv 380 bin ton kadardır. Bizden sonra gelen ülkelerin tahmini rezervleri ise sıra ile Hindistan 300 bin, Kanada ve Brezilya 200 biner, ABD 150 bin tondur. Henüz nükleer santrallerde %10 kadar ilave edilerek kullanılması denense de önemli derecede kullanılmaması, yeterli uranyum bulunmasındandır. Ancak sözü edildiği gibi minerallerinde çok pahalı olan ve az rastlanan nadir toprak metalleri ile birlikte bulunduğundan, toryum cevherlerinin zenginleştirilmesi, saflaştırılması çalışmalarına başlamalıyız. Bu işlemleri yaparken toryum cevherlerindeki % 60 a kadar varan nadir toprak metal oksitleri ve özellikle % 30 kadar sırf seryum oksit üretimi yapılabilir. Nadir toprak metallerinden lantanyum ve seryum ileri teknolojinin ihtiyaç duyduğu metaller, özellikle kaliteli pil, hidrojen depolayıcı Ce-La-Ni metal alaşımı şeklinde büyük kullanım alanı bulacaklardır. Bu mineralde toryum miktarı da % 4-10 oranı ile uranyumdan çok daha zengin olduğundan üretimi de kolay olmalı. Ancak bizdeki toryum tenörü çok düşük ve çoğu alanda binde mertebesinde olduğundan işletilmesinin ekonomik olacağından kuşkuluyum. Halen toryum, özel lambaların, katotların yapımında ve hidrojenlendirme işlerinde katalizör olarak az miktarda tüketildiğinden hemen paraya dönüşmesi şimdilik zor olsa da günün birinde nükleer yakıt maddesi olarak kullanılacaktır. Belki bunu ileride biz başlatabiliriz. 2- Kısa bir süre önce internetle gönderilen Neptünyum zenginliğimiz bir balon ve yalandır. Uranyumdan daha ağır olan neptünyum ve plütonyum gibi uranyum ötesi elementler doğada bulunmamakta, sadece uranyumdan özel çekirdek tepkimeleri ile ve reaktörün çalışması sırasında uranyumun bir nötron yakaladıktan sonraki bir beta ışıması ile neptünyum, iki beta ışıması ile de plütonyum oluşur. Henüz çalışan nükleer santralimiz olmadığına göre bu elementlerin zengini olmamız bir yana gram mertebesinde bile sahip olduğumuzu sanmıyorum. 3- Bor madeni bakımından Türkiye’nin en zengin bor mineralleri ve yataklarına sahip olduğu, hatta bilinen rezervlerin yarısından fazlasına sahipliğimiz artık herkesçe kabul edilmektedir. Ülkemizde kolemanit minerali şeklinde bir milyar ton kadar rezerv saptanmıştır. Bizim dışımızda ABD 300, Rusya 150, Şili ve Arjantin de 30 ar milyon ton rezervlere sahiptir. Bugün bor üretim ve arzında ise ABD çok önümüzde ve dünya fiyatlarını bir ABD özel şirketi belirlemektedir (US Borax). Bor doğada az veya çok kristal suyu içeren sodyum boratlar ( özellikle di sodyum tetra borat) şeklinde bunmakta, basit işlemle saflaştırma, sudan kurtarma sonunda boraks ve borik asit halinde satılmaktadır. Ülkemizde Bor üretim ve pazarlaması Etibank’a ait olup Bandırma daki fabrikasında azda olsa kaliteli borik asit ve sodyum borat üretip satmaktadır. Dünya bor ticaretinde payımız %20 kadar ve toplam bor pazarı 1.2 milyar USD kadardır. Ancak sanıldığı gibi öyle petrol yerine yakıt olarak kullanılması “bizim petrolümüz de bor” gibi bir fonksiyonu söz konusu değildir. Doğada oksitleri halinde bulunup saf veya hidrojenli bileşikleri şeklinde bulunmadığından cevherleri ve doğal bor bileşiklerinin yakılarak enerji alınması mümkün değildir. Borun geleceğin yakıtı ve stratejik yakıt özelliği ise ancak oksitli bileşiklerinin kimyasal işlemle hidrojenli bileşiklerine çevrilmesinden sonra olur ve çevreyi kirletmediği gibi yoğun hidrojen kaynağı olarak uzay araçlarında katı yakıt olarak kullanılma imkan ve yararından dolayıdır. Bu hidrojenli bileşiklerini elde etmek, yani oksitli borları indirgemek için harcayacağımız enerji, yakarken kazandığımız enerjiden az olmayacaktır. Borun katı yakıt ve hidrojen taşıyıcı olarak kullanımı, henüz 10 yıl önce beklenen ilgi ve rağbete ulaşmamış, aksine azalmıştır. Ancak bor önemsiz demek değildir. Bor ve bileşikleri bugün birçok sanayi ve üretim alanında yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bor camları, pyreks camlar, başta olmak üzere bor kullanılması ile cam kalitesi artmıştır. Deterjan ve diğer temizleme ağartma malzemeleri üretiminde, sanayinin birçok alanında (20-25 sanayi kolunda), yalıtkan malzeme imalında bor yaygın kulanım alanı bulmaktadır. Bor atom numarası 5 ve atomik kütlesi 10 ve 11 olan iki izotopu şeklinde bulunur, karbondan daha hafif ametaldir. Bor 10 izotopu nükleer santrallerde nötron tutucu olarak önemli bir göreve sahiptir. Ayrıca bor karbürler aşırı sertlikleri nedeniyle zımpara kağıdı ve zımpara taşı gibi metal işleme işlerinde yaygın olarak kullanım bulur. İne sert ve hafifliği ile tank kaplama zırhı olarak önemli bir yere sahiptir. Ferrobor kaliteli çelik üretiminde önemli bir yer tutar. Metal borürleri ise aşırı sertlikleri (3750 Vickers’e kadar) ve 3200 oC a kadar varan yüksek erime noktaları sebebiyle sert malzeme ve hareketli yatak, havan, öğütücü yapımı gibi yüksek teknolojide kullanılacak önemli sert malzemelerin üretiminde vazgeçilmez maddelerdir. Boru mineralleri şeklinde satma yerine cam sanayisinde olduğu gibi diğer malzemelerin üretiminde kullanarak, daha saflaştırarak ve teknolojik ürünlerine çevirerek satarak daha çok gelir sağlayabileceğimiz gibi, katı yakıt olarak kullanılabilirliği üzerinde yoğunlaşmalı, kurulacak bor araştırma merkezleri ile boru en iyi değerlendirme yollarını bulmalıyız. Ancak borun bizi zengin yapacağı hayaline de kapılmamalıyız. Bor minerali satarak yılda 50-100 milyon dolar gelir sağlama yerine değerli ürünlerine döndürerek satabilirsek en çok 1-2 milyar dolar kazanabiliriz, o kadar! 4- Krom: 2.Dünya savaşı sonuna kadar dünyada en önemli krom madeni üretici ve satıcısı ülke durumundan bugün dünyada beşinci sıraya geriledik. Ancak geçen süre içerisinde krom da eski önemini kaybetti. Paslanmaz çelik üretimi ve kaplamacılıktaki öncülüğünü kobalt, nikel molibden gibi diğer metallere bıraktı. Buna rağmen krom tuzları dericilik gibi eski kullanım alanlarına bir çok kimyasal işlemde oksitleyici, tekstil üretiminde boyama, güneş enerji alıcılarında kaplama başta olmak üzere birçok alanda yaygın kullanım alanları da gelişti. İş bankası öncülüğünde krom kimyasalları üretimi başladı. Ferrokrom üretimi de yıllardan beri yapılmaktadır. Diğer tuz ve ürünleri de ülkemizde üretilerek maden yerine bu ürünlerin ihracatı ile döviz kazancımızı yükseltebilir, birkaç katına artırabiliriz. Ancak krom da bizi zengin yapmağa yetmez. 5- Taş toprak ürünleri: Başta mermercilik, granit, alçı, seramik, porselen gibi üretim alanları başta olarak doğal kaynaklarımızdan daha çok yararlanarak, işlenmiş ürünlerin kullanım alanını genişletme ve satışı ile daha çok döviz kazanır, daha büyük istihdam alanları yaratabiliriz. Ancak yükte ağır, pahada hafif bu ürünler de bizi zengin yapmağa yetmez. 6-Barit: Türkiye zengin barit yataklarına sahiptir. Baritin % 75 kadarı derin kuyu sondajlarında kullanılır. % 25 kadarı ise tüm baryum tuzlarının üretiminde kullanılır. Türk baritleri % 95-98 kadar baryum sülfat içerdiğinden kimyasal bileşiklerinin üretimi için çok uygundur. Tuzları kaliteli kağıt dolgusu, boya pigmenti, röntgen çekiminde kontras maddesi olarak çok yaygın kullanım bulur. Ucuz olarak ihraç ettiğimiz ham barit yerine baryum tuzları satarak gelirimizi en az 10-50 kat artırabiliriz. 7- Sıcak su kaynakları: Ülkemizin deprem riskini de birlikte getiren jeolojik yapısı, ülkemizi sıcak su potansiyeli olarak zengin yapmaktadır. Doğrudan elektrik enerji üretimine uygun kaynak az olmasına rağmen, ısıtma ve kaplıca amaçlı kullanılacak kaynaklar ülkemizin her bölgesinde yaygındır. Bu potansiyel de bir maden potansiyeli olarak görülebilir. Turizm ve ekonomik ısıtma yanında karbon dioksit, helyum gibi gazların üretimi, soda ve maden suyu temini her ülkenin sahip olmadığı bir zenginliktir. Hatta tatlı su kaynaklarımızın bolluğu da bir tür yeraltı zenginliğidir. Sonuç olarak çok da zengin olmasak da fakir de olmadığımız madenlerimizi ve doğal kaynaklarımızı gelecek nesilleri ve çevreyi de düşünerek en verimli ürünlere dönüştürerek tüketme yollarını araştırmalı ve geliştirerek en yüksek verimle yararlanmalıyız. Geniş ve farklı coğrafyası ile ülkemizin yer üstü kaynakları, tarım ve hayvancılık potansiyeli yeraltından daha zengindir. Ancak her şeyden önce eğitim sistemimize ağırlık vererek bilgi çağına göre bilgi ve beceri kazanmış, bilgi ve teknoloji üretiminin önemini anlamış, kendinden çok tüm insanlığı, toplumun geleceğini, emeğin, çalışmanın kutsallığına inanan, üretmeden tüketmeyi ise hiç düşünmeyen, rant değil üretimle kalkınmanın gerçekleşeceği bilincinde fertler yetiştirerek zengin olabiliriz.
Prof. Dr. Mehmet Doğan Hacettepe Üniversitesi MTYO Müdürü ve Kimya Bölümü Öğretim üyesi dogan@hacettepe.edu.tr
|