Bilimsel Yayınlar
(Scientific Publications)

Popüler Bilim
(Popular Science)

Tez Yönetimi Ve Danışmanlık
(Thesis Directed)

Verdiği Dersler
(Courses Instructed)

(Sub.Con Turkey Şubat 2007 de yayınlandı)

BİLİM VE TEKNOLOJİ HERŞEYE MUKTEDİR Mİ?

 

Günlük yaşantımızda çoğumuz bilim ve teknolojinin baş döndürücü gelişimi karşısında gelecekte- günün birinde- insanlığın her şeyi yapacak durumda olacağına inanırız. Bilim teknolojiye sınır tanımayız. Bu görüş sadece bize özgü değildir. 20 Yüzyılın başında da buna benzer düşünceler yaygındı. Hatta bazı meşhur bilim adamları bile “Artık her şey bulundu, bilinmeyen çok az şey kaldı. Onlar da yakında anlaşılacaktır.” Şeklinde ifadeler kullanabiliyordu.

Gerçek bilimci için öğrenmenin ve bilginin sınırı yoktur. Öğrendikçe bilmediğinin ne kadar çok olduğunu anlar, yeniden öğrenmeye yönelir. Her bilinmeyenin keşfedebileceği de söylenemez. Bilim adamı şarlatan da değildir. Buluşlarının öyle büyük yankılar uyandıracağını düşünmez. Buna karşılık bir çoklarımız artık bilim ve teknolojinin hiçbir sınır tanımayacağı fikrine kapılırız.

Kısacık ömrümüzde yaşadığımız gelişmeleri, özellikle son 50 yılda teknolojide yaşanan devrim niteliğinde hayatımızı kolaylaştıran buluşları hatırladığımızda bu düşüncemizde haksız olmadığımız izlenimine kapılırız. Bilim ve teknolojinin  de sınırları olacağını pek düşünmek istemeyiz.

Yaşadıklarımızı anılarımızla karşılaştırarak ve bilim kurgu kitaplarını yazanların öngörülerinin bizim kısacık yaşamımızda tek, tek gerçekleştiğini gördükten sonra çoğu aydınımız bile bilim ve teknolojide sınır tanınamayacağı kanısına vardı. Atomun ve ışığın yapısı, organik diye bilinen maddelerin sentezi, elektriğin keşfi ve aydınlatma ve güç kaynağı olarak kullanılmağa başlanması, değişik makinelerin ve taşıma araçlarının keşfini daha nice buluşlar izledi. Dinamitten sonra çekirdek enerjisinin yıkıcı gücü görüldü. Büyük buluş olarak görülen Mors alfabesine dayalı telgraftan, telekse, telefondan telsiz ve cep telefonuna, basit radyodan televizyon ve uydu yayınına, siyah beyaz fotoğraftan renkli film, otomatik kamara,  sinema makinesi, video, CD ve DVD ye onca gelişme ve yeniliği görüp yaşadıktan sonra, hele insanoğlu Ay’a ayak bastıktan sonra artık sınır kalamaz, her şey yapılabilirdi. Nasıl olsa böbrek, kalp, karaciğer derken her organın nakli de yapılmıştı. Ölümün de bir çaresine bakılabilirdi.

Fen bilimlerini derinliğine bilmeyenlere göre “Enerji yoktan var edilebilir, kendi kendine çalışan makine yapılabilir. Madde, küçük canlılar, hatta uzay yolu dizisinde olduğu gibi insanlar bir mekandan, başka bir mekana ışınlanabilir. Başka yıldızlardan, evrenlerden, galaksilerden, uzaydan gelip dünyamızı ziyaret ettikleri gibi biz de diğer gezegen ve yıldızları ziyaret edebiliriz. Nasıl olsa daha 1968 de Ayı ziyaret ettik. Bu asrın sonuna diğer yıldızlara dolmuş uçak seferleri düzenleriz. Eskiyen organ ve hücreleri yenileyerek günün birinde insan ölümsüzleştirilir”.

Yukarıda yazdığımız buluşların yapılmış olması bir önceki paragrafta yazdıklarımızın da gerçekleşebileceğinin işaretleri değildir. Bilimde her deney sonuçları o deneyin koşulları ile sınırlıdır. Bilim ve teknik ne kadar ileri giderse gitsin 1-Madde ve canlıların ışınlanması olanaksızdır. Einstein’in ∆E = mc2 ifadesi bu kadar genişletilemez. Şimdiye kadar başarılan dönüşümler çekirdek tepkimelerinde bir miktar maddenin enerjiye dönüşmesi ile enerjisi 1.2 MeV dan daha büyük bir gama ışınının uygun bir yüzeye çarpmasında pozitron ve elektron çiftinin oluşumu ile bu olayın tersi, yani uygun enerjili bir elektron ve bir pozitron uygun bir yüzeyde, uygun açıyla karşılaşırlarsa bunlar gama ışınına dönüşür. Daha ilerisi, bir moleküldeki atomların ışına dönüştükten sonra gittiği yerde tekrar atomlara dönüşüp aynı molekülü tekrar oluşturmaları, hele canlı bir nesnenin bu şekilde nakli tüm zamanlar için imkansızdır.

Benzer şekilde söylentilerin aksine bugüne kadar hiçbir uzaylı dünyamızı ziyaret etmemiştir ve bir dünyalının da başka bir yıldız ve galaksiyi ziyaret etmesi imkansızdır. Ay’a gidilmiş olması, Mars’a günün birinde insanlı yolculuk yapılacak olması yıldızlara gidilmesinin garantisi değildir. Bize en yakın yıldıza bile bir canlının canlı olarak gönderilmesi imkansızdır. Tanınmış bilim yazarı Carl Sagan TÜBİTAK tarafından Türkçe basılan son kitabında bu gerçeği bilimsel olarak açıklamıştır. Kısaca bizim geliştirebileceğimiz en uygun küresel uzay aracını en çok ışık hızının yüzde birine hızlandırabiliriz. Onda birine hızlandırabilmek için dünyadaki bütün enerji kaynaklarının fırlatma rampasına toplanması zorunlu. Bunları başarsak, bu hız ve enerjiye dayanacak uzay aracını yapsak bile bu uzay aracı en  yakın Sirus takım yıldızına 40  yılda ulaşabilir. Ama bu hız ve enerji ile 40 yıl yol alan uzay aracının içindeki canlı kalamaz. 

Birçok amatör kaşifin iddia ettiği gibi dışarıdan bir enerji almadan kendi enerjisini kendisi üreterek çalışan bir makinenin yapılması termodinamik açıdan imkansızdır. Bir cisim çeşitli konumlardan geçirilerek tekrar ilk konumuna getirilirse, tekrar ilk konumundaki enerjisine sahip olur. Bu gerçek termodinamiğin 1. ilkesi olup, yasadan öte değişmez kuraldır. Aynı şekilde termodinamiğin  2.ilkesine göre % 100 verimle enerjiyi bir şekilden başka bir şekline çevirmek ve böylece sürekli çalışan bir makine yapmak da imkansızdır.     

Tıp ve sağlık teknolojisi ne kadar gelişirse gelişsin türüne bağlı belirli bir sürenin sonunda tüm canlılar ölmeğe mahkumdur. Teknoloji ve tıptaki gelişme sadece onları daha sağlıklı ve biraz daha uzun yaşatabilir.

Bilim halen üç temel sorunun cevabını verememektedir: 1- Beyin bilgiyi nasıl işliyor? Nasıl saklıyor? Nasıl kullanıyor? 2- Evren nasıl oluştu? 3- Canlılık nasıl ve ne zaman başladı? Evrende yalnız mıyız?

Her yolun bir başı, bir sonu vardır. Ancak öğrenme ve gelişmenin sonu olmadığı gibi her istenen, hayal edilen de öğrenilemez, teknoloji ne kadar geliştirilirse  geliştirilsin her aklımıza gelen gerçekleştirilemez.