Bilimsel Yayınlar
(Scientific Publications)

Popüler Bilim
(Popular Science)

Tez Yönetimi Ve Danışmanlık
(Thesis Directed)

Verdiği Dersler
(Courses Instructed)

 UYANAN DEV! ÇİN HALK CUMHURİYETİ

 

Çin’e Yolculuk

 

Uzun yıllar sonra ülkemizin doğusuna da seyahat imkanı, hem de çok uzak doğunun en büyük ülkesi Çin ile başladı. 1949 yılından bu yana  her 2 yılda bir yapılan Uluslar arası spektroskopi kongresi genellikle Avrupa ülkelerinde yapılırdı. Uzun uğraşlardan sonra kongre yeri Avrupa dışına da taşındı, ABD ve Japonya gibi ülkeler de bu kongreye ev sahipliği yaptı. Çinliler de yıllarca bu kongrenin kendi ülkelerinde de yapılması için aday oldular. Kanada, Avustralya ve G. Afrika bile kongreye ev sahipliği ettiği halde, Çin’e bir türlü “evet” denmemişti. Nihayet 4 yıl önce İspanya’nın Granada şehrinde yapılan kongre sırasındaki ulusal delegeler toplantısında Çin’in 2007 de bu kongreye ev sahipliği yapma girişimi olumlu sonuç verdi.  Çin Japonya ve Türkiye’den sonra 3. Asya ülkesi olarak bu kongreyi düzenleme çalışmasına başladı.

 

Kongre yeri olarak Tayvan adası karşısında adı, sanı az duyulan Xiamen kenti seçildiğinden bu kongreye katılmaya önceleri pek ilgi duymamıştık. Ancak Esma Kılıç ve Şule Pekyardımcı’nın.”Gidelim!” ısrarı sonucu başvuru süresi dolmasına rağmen geç de olsa kongreye katılmayı düşündük. Kongre düzenleme komite başkanı Prof. Huang Ben Li ‘ye talebimizi ilettik. Başkan’ın “Siz yeter ki katılın, bir Asya – yakın doğu ülkesinden sizlerin katılım bizi çok sevindirir, zamanın dolması hiç önemli değil” şeklinde nazik mektubu üzerine kararımız kesinleşti.

 

Çok sayıda fuarın yapıldığı Çin meğer son yıllarda turistler için de cazibe merkezi olmuş. Ucuz bilet bulmamız kolay olmadı. Arber Turizm aracılığı ile ancak Xiamen ve Pekin’i kapsayan 10 günlük kongre-turistik program yapabildik. Hongkong, Şanghay veya Sian’dan ikisini veya en azından birini de içine alan programı yapamadık. Aslından Çin gibi uzak bir ülkeye gitmişken o ülkeyi gezdim diyebilmek için bu şehirlere Urumçi ve Kaşgar gibi Orta Asya Türk –illerini de görebilmeyi gerekli görsek de Xiamen ve Pekin şehirleri ile yetinmek zorunda kaldık. Gezi ekibimiz çok iyi ve anlaşan 4 hanım, 4 beyden oluşuyordu. Ekipteki uyum tüm gezi boyunca devam etti.

 

22 Eylül günü Esenboğa- Yeşilköy uçuşu sonrası Atatürk havaalanından THY A330 Airbus uçağı ile havalandık. Yol güzergahının Bakü-Hazar Denizi- Aral, Işık, Baykaş ve Baykal gölleri, Kafkas, Altay ve Tanrı dağları, belki de Pamir, Turan ve Orta Asya, Çin Seddi üzerinden Pekin’e olacağı düşüncesi ile pencere kenarı almıştık. Hesabımıza göre hep doğuya gittiğimiz için aradaki 5 saat farkından güne daha erken başlayacak ve Hazar Denizi üzerinde hava aydınlanacaktı. Zaten ay ışığı da vardı. Gerçekten de Hazar Denizini görebildik. Fakat sonrası Pekin yakınlarına kadar hep bulutlarla kaplı olduğundan hiçbir yeri göremedik. Pekin yakınında Çin Seddini tahmini de olsa kısmen seçebildik. Havaalanına iner inmez alanın ve alandaki uçakların büyüklüğü, çokluğu, trafiğinin düzeni ve de binalarının modernliğinden beklentimizin çok üzerinde gelişmiş bir ülkeye gediğimizi anladık. Ne de olsa 1.34 milyar nüfuslu dünyanın en büyük, her 5 kişiden birinin yaşadığı dev ülkenin Başşehri de büyük ve imar edilmiş olması normal diye düşünülebilir. Ancak izlenimim, ülke gelişmemişse, havaalanı da ilkel oluyor, başkentleri de dökülüyor. Burada bavullarımızı aldık ve 2 saat bekledikten sonra 3 saate yakın sürecek Xiamen’e yine modern biraz daha küçük uçakla hareket ettik. Uçakta çok az Avrupalı, 20 -25 kadar da Endenozyalı  yolcular dışında gerisi Çinliler idi.

Xiamen havaalanı da şaşırtıcı şekilde düzenli ve büyük, hatta alandaki uçakların çoğu “Xiamen Air Lines” firmasına aitti. Sanki Çin havayollarına rakip bir şirket gibi. Ülke sözde “komünist” , ancak ülkede tam liberal ekonomi hakim, komünizmin izini dahi göremedik. Nasıl bir komünist rejim olduğunu da çözemedik. Belki de adını, partisini ve belirli kurallarını koruyarak liberalleşmişler.

Bizi havaalanında Arber’in anlaştığı turizmcilerin temsilcisi karşıladı. Kısa sürede 12 kişilik bir midibus ile 13 km yolculuk sonunda otelimize ulaştık. Otelimiz Peony Wangpeng adında büyük bir oteldi. Kısa süre içerisinde otele giriş işlemlerimiz tamamlandı. Rusya ile karşılaştırıldığında işlemlerdeki hız, Çin’in her alandaki gelişim temposunu da gösteriyordu. Hem İstanbul Pekin arası yemek ve kahvaltı, hem de Pekin Xiamen arası yemek ve diğer ikramlar yapıldığından yemek ihtiyacımız olmadı. Kısa bir çevre etüdünden sonra yorgunluğu atmak üzere hanımlar odalarına çekildi. Biz ise açılış kokteyline katılmak üzere City Hall’e gittik. Geç kalmış olsak da kokteylde çok sayıda Avrupalı özellikle Alman, Belçikalı, Macar ve Slovak tanıdıkla karşılaştık. Kongre kaydını yaptırıp, kongre çantalarını alarak tekrar otelimize döndük.

Otelimiz çok şirin botanik bahçesi ve askeri garnizonun bitişiğinde Xiamen adası üzerinde idi. Kahvaltıları çok zengin, çorbadan, et yemeğine, yağda ve haşlanmış yumurtadan sebze ve meyvelere bol çeşitli olmasına rağmen çay ve kahveleri soğuktu. Bu ılık içecekler dışında şikayet edilemezdi Ayrıca alışkanlığını bozmak istemeyenler için, reçel, bal, tereyağı, salatalık, domates, meyve suyu hatta garip görünümlü peynirler bile vardı. Ayrıca oteldeki odamızdaki buzdolabının içi de içecek ve pratik yiyeceklerle doldurulduğu gibi bir tabak meyve ve 2 şişe su da masanın üzerinden hiç eksilmiyordu.

Sabah otelden hep birlikte 2 taksi ile kongrenin yapılacağı City Hall kongre merkezine gittik. Taksi 8.5 Yuan tuttu, 10 Yuan verip, üzerini istemeyince şoför sevincinden şaşırdı. 1 USD = 7,43 Yuan (RCP) olduğu düşünülünce taksi ücretinin düşüklüğü daha kolay anlaşılır. Otobüs bilet ücreti 1 Yuan’ mış.

 

Kongre Organizasyonu ve Çin Farkı

Büyük çabalarla alabildikleri bu prestijli uluslar arası en büyük spektroskopi kongresini Profesör Huang Benli başkanlığında çok güzel organize etmişler. Hazırlık devresi de bu işe ne kadar ciddi hazırlandıklarını gösteriyordu. Kongre WEB- sayfası tüm sorulara cevap verecek şekilde hazırlanmıştı. Daha yolculuk öncesi tüm katılımcılara her hafta mektuplar göndererek sorularını cevaba hazır olduklarını belirtiyorlardı. Havaalanlarına karşılama ekipleri koymuşlardı. Kongre günü sabah 9.00 da City Hall ismini verdikleri 5 katlı kongre merkezinin tören girişinin de bulunduğu geniş merdivenle çıkılan 2. katında bulunan büyük 1000-1500 kişilik salonda resmi açılış töreni yapıldı.

Kongre hakkında genel bilgi verildi. Kongreye 49 ülkeden 650 kişinin katıldığı söylendi. Bu sayı son 5 kongre içerisinde en çok ülke ve en yüksek katılımcı olan kongre demekti. Bu yılki spektroskopi özel ödülü ABD’li Prof. Dr. Gary M. Hieftjie’ye verilmişti. Resmi açılış törenini ödül töreni izledi. Önce Hieftjie’nin yaşam öyküsü ve araştırmaları tanıtıldı. Sonra Hieftjie son çalışmaları ile ilgili ana davetli tebliğini ( Plenary Lecture) sundu. Konu metal-protein ve metalominlerin kütle spektrometresi ile tayinleri temeline dayalı idi. Bu arada glim boşalım lambasının yeniden güncel hal aldığını sevinçle gördük. Esasen bu yılki kongreye biyolojik ortamlarda metallerin spektroskopik tekniklerle tayinleri damga vurmuştu. 2. Ana konuşma Çinli fizik profesörü D.C.Xian.tarafından Sinkrotronun (elektron hızlandırıcı reaktörün) spektroskopide uygulamaları üzerine verildi. Alet firmalarının sergileri de bu katta yer alıyordu.

Diğer tebliğler 7 paralel oturum halinde ve tamamı 4. katta bulunan tam donanımlı 7 salonda yapılmak üzere 4. kata çıkıldı ve tüm oturumlar orada yapıldı. Konular sırasıyla A- Atomik spektroskopi, B- Molekül Spektroskopisi, C- Kütle Spektroskopisi, D- X-Işınları ve Laser uygulamaları, F- Çevresel örnek analizleri, G- Karma Teknikler, H- Nanoteknoloji ve spektroskopi şeklinde yapıldı. Her salonda teknisyenler, sekreterler hizmete hazır bulundurulduğu gibi koridorlarda yeterince görevliler de herkesin sorularına hazırdı. Öğle sonları ise aynı katın koridorları 200-250 posterin rahatlıkla izleneceği şekilde düzenlenmişti. Katın dört köşesinde temiz ve donanımlı 4 tuvalet çok rahatlatıcı idi. Sigara içme odaları pek rağbette değildi. Aralarda kahve ve çaylar koridorlara yerleştirilen masalarda, hatta kuru pasta ile ikram ediliyordu.

Bence şimdiye kadar yapılan kongreler içerisinde en iyi organize edilen kongre oldu.  Öğle yemekleri ise aynı binanın bodrum katındaki tüm katılımcılara aynı anda servis verilecek şekilde, özel paketlenmiş üç ayrı grup yemeklerin kuyruk oluşturmadan alınabildiği çok büyük salonda verildi. Müslümanlara ve vejetaryenlere ayrı yemek verilmesi özel bir incelikti. Tüm mönüler ana yemekler yanında salata, meyve ve içecek ile veriliyordu.

Akşam Shimadzu  firmasının büyük bir lokantada (Asian Gulf Hotel)  verdiği yemek ziyafetine O.Yavuz Ataman ve ben milli delegeler toplantısı nedeniyle katılamadık. Diğer Türk katılımcılar ise Shimadzu yemeğine gittiler. Gerçi bizim katıldığımız  küçük toplantıda da ikramlar yapılmıştı, ancak ziyafet yanında çok basit kaldı.Lezzetli meyveler kısmen eksikliği telafi etti. Toplantıda 2 yıl önce Antwerp de yapılan, yani bir önceki kongrenin raporu tartışıldı. 2 Yıl sonra Budapeşte de yapılacak 36. CSI ile ilgili açıklamalar ve hazırlıklar kongre başkanı arkadaşım Gyula Zaray ve bir genç Macar tarafından yapıldı. Sonra 4 yıl sonraki kongreye talip olan Brezilya delegelerinin tanıtım propagandaları yapıldı. Karşı çıkanlar olsa da 2011 yılında XXXVII. CSI ‘e Brezilya’nın ev sahipliği yapması kabul edildi.

2. Gün kongre programı daha dolu ve yorucu idi. Akşam ise yine büyük salonda çok güzel kültür gecesi (Culture Night) gösterileri yapıldı. Çin kültürü ile ilgili folklorik gösteriler düzenlenmişti. Kukla ve dans gösterileri çok güzel ve ilginçti. Müziklerinin melodisi bize yabancı gelmedi. Sanki bizim müzik zevkimize daha uygun geldi. Gösteri sonrası yemek yoktu. Türkler hep birlikte Pekin ördeği yemek istedik. Uygun bir lokanta bulmaya çalıştık, ama bulduğumuz yerdeki güzel görüntülü bu ördek Yavuz Beyin tabiri ile Şamen (Xiamen böyle telaffuz ediliyor) ördeği olmalı. Zira pek lezzetli olmadığı gibi sert pişirildiğinden çubuklarla yemeyi beceren pek olmadı. Yeşilliklerle doymayı tercih ettik.

Çarşamba öğleye kadar kongre sürdü. Öğle sonu 3 grup halinde kongre gezisi yapıldı. Biz Şamen adası, Şamen Üniversitesi ve Nanputuo Temple -Budist mabedin gezileceği 2. turu seçtik. Üniversiteyi bir asil 1870 yılında kurmuş, bu zengin kişi ölümünden sonra tüm servetini hayır işlerinde kullanılmak üzere bağışlamış. Budist mabedi üniversiteye çok yakın. Budist mabetler topluluğu çok ilginç, Budalara sundukları meyve ve çerezleri büyük bir törenle kutsandıktan sonra alıp kendileri yiyorlar. Aydın görünümlü çağdaş hanımların, beylerin tapınma sırasındaki tavır, davranış, dua ve tütsü yakışları çok ilginçti. Gençlerin tabiri ile ahşaptan kendilerinin yaptıkları bu putlara yemek ikram etmeleri, onlardan artanı(!) büyük bir heves ve törenle yemeye çalışmaları putperestlik değilse nedir? Sormak gerek. Zaten her yerde en güzel yapılar Temple denen tapınakları. Tapınakların sayısı kadar tapınaktaki Buda ve bayan Budalar da ilginç, sinirli, iyi huylu, yüksek mertebede, en yüksek mertebede bir sürü farklı Budalar var. Çin Budizm’inde Hint Budizmsinden farklı olarak bayan Budalar da varmış.

Şamen adasında güzel klasik ve modern yapılar da var. Bu ada karşısında yer alan ana karaya yakın irili ufaklı 7 ada daha var. Bu 7 adanın tamamı Tayvan’a aitmiş. Buna içerliyorlar. Hongkong ve Makau adasından sonra belki yakın gelecekte bu adaları da alacaklar, hatta hedefleri Tayvan’ı da tekrar ülkelerine katmak, zaten kendi ülkelerinin bir parçası olarak görüyorlar. Xiamen limanı kadar karşı adalardaki limanlar da çok işlek. Bu kesimde deniz ve Okyanusun rengi mavi değil, gri. Yine de denize girenler ve yüzenler varmış. Kumsalları da ilginç. Bataklık gibi görünmesine rağmen motosiklet bile batmıyor. Bu gezi sırasında Alman adını çok duyduğum ve yayınlarını okuduğum TXRF’ci Alman Prof. Prange ile ABD ve Yeni Zelandalı profesörle de tanıştık.

Gezi sonrası otele bırakıldık ve 18.30 da otelimizden alınarak kongre yemeğinin verildiği şehir merkezindeki büyük restorana götürüldük. Bu kongre yemeği “Banquet” için 20 USD ödeneceği söylenmişti, fakat ücreti Xiamen vali ve belediye bakanı karşılamış. Restoranın havası da yemekleri de çok güzeldi. Tipik Çin yemekleri ikram ettiler. Burada yediğimiz, daha doğrusu tattığımız ördek eti gerçek “Pekin Ördeği” idi. Ziyafet sırasında Perkin Elmer poster ödülleri de açıklandı Y. Ataman ve öğrencileri de ödüllerden birini aldılar. Bu kongreye 10 Türk katılmıştı ki özellikle 2 çağrılı ( E.U. Akkaya ve OY Ataman) ve 2 sözel olmak üzere 4 tebliğ sunulmuş olması büyük bir güç gösterisi idi. Özellikle ilk kez yurt dışında tebliğ sunan Yasin ve Sezgin çok güzel konuştular ve tebliğlerini süsledikleri animasyonlarla başarılı bir şekilde sundular. Ardından da tanınmış yabancılar tarafından davet aldılar. Bir zamanlar yalnız başıma katıldığım ve kongre sırasında “ Spektroskopi ile çalışan sizden başka Türk var mı?” sorularını düşününce bu kongreye böyle ağırlıklı katılmamız, gençlerin başarısı beni çok duygulandırdı ve sevindirdi. Spektroskopide artık Türkiye de “Varım” diyordu. Yemek sonrası kahve içecek bir yer aradık. Önce kahve benzeri bir yer bulamadık. Sorduklarımızdan bisikletli bir genç, kahve içeceğimiz bir yeri tarif etti. Sonra tekrar karşılaştık, tekrar yeri tam gösterdi. Meğer bu arada açık olduğundan emin olmak için gidip, bakıp gelmiş. Bu davranış tipik bir doğulu halkın davranışı olup, batılı biri asla böyle ilgilenmez. Otellerimize ancak saat 24.00’de dönebildik.

Perşembe günü öğleye kadar kongreye katıldık, yemek sonrası otelimize döndük. Kapanış töreni ve öğle sonuna kalan ISAS direktörü Mans’ın ana tebliğini dinleyemedik. Otelden bavulları aldık, ilk gün bizi karşılayarak otelimize yerleştiren tur temsilcileri tarafından tekrar havaalanına bırakılmak üzere hareket ettik. Verdiğimiz 100 Yuan ekstra ve bahşiş karşılığı bizi uzun yollardan şehir turu yaptırdıktan sonra alana bıraktılar. Onlar da memnun oldu, biz de memnun olduk. Kongreyi başarı ile bitirdik. Kongre sırasında tek kaçamağımız refakatçilerle yarım günlük botanik bahçesi gezisine katılmak oldu. Böylece bir kongre daha başarı ile sonuçlandı.Sıra kongreyi izleyen asıl gezi faslına geldi.

Xiamen kenti 2,5-3 milyon nüfusu ile Çin ölçülerine göre orta büyüklükte bir kent. Fujian eyaleti, yada ilinin 3. şehri. Şehrin adı “renkler şehri” anlamına geliyormuş. Gerçekten de binaları rengarenk ve güzel de aydınlatıyorlar. Bir yerde Çin’in dışa açık en liberal kentlerinden biri. Buna biraz da Tayvan adasına yakın ve o adaya açılan kapı olmasının etkisi de olmuş. Şehir çok iyi imar edilmiş. Kongre merkezi City Hall benzeri bir çok anıt bina, çok sayıda 5* otelleri, ışıl, ışıl LED ile aydınlatılan binaları, geniş caddeleri, şehri bölen su kanalları, karşısında Tayvan’a ait 7 ada, işlek havaalanı, limanı, 2 üniversitesi, birçok mabedi ve köşkü ile görülmeye değer şehirlerden biri.  

Xiamen havaalanında Belçikalı Rene Van Grieken, İsrailli I.Brenner ve İspanyol Sanz Medel de aynı uçakla Beijing’e gidiyorlardı. Onlarla havaalanında uzun sohbet imkanı da oldu. 2,5 saat süren uçuş sonucu Beijing havaalanına indik. Hava güzeldi. Bizi tur elemanı 3 ayrı ad kullanan Valon, Con minibüsle karşıladı ve kısa bir şehir turu sonrası şehrin tam merkezindeki 3*** Dong Dan (No.120 Dongdan North) otelimize yerleştirdi. Maalesef otelimizin kalitesi Xiamen’deki otelimize göre 4 gömlek daha düşüktü. Odalar çok küçük, buzdolabı ve başka bir dolap, gardırop, banyo yoktu. Tuvalet yanında perde ile ayrılmış basit bir duş vardı. Bavulları bile açamayacak kadar dardı. Nasıl 3 yıldızlı kategoriye almışlar, inanmadık, ama paraların peşin ödenmiş olması, şehir merkezinde bulunması ve vaktin geçliği nedeniyle mecburen katlandık. Daha iyi otel mutlaka bulunabilirdi. Bir asansörü bile yoktu, her şeye rağmen temizdi. Yalnız Xiamen deki gibi her gün temizlik ve havlu değişimi söz konusu bile değildi.

 

Pekin ve Çin Seddi

 

Pekin Çin’in 2000 yıllık İmparatorluk başkenti olduğu gibi, Komünist Çin’in de başkentliğini yapan en eski şehirlerinden biri  Eski olduğu kadar modern de bir şehir. Çinliler Pekin adını hiç kullanmıyorlar ve Beijing diyorlar. Beijing’e her gelen mutlaka  the Great Wall, the Forbidden City, Tiananmen Square, the Temple of Heaven, and the Summer Palaces, yani Çin Seddi, Yasak Şehir, Tiananmen meydanı ve Mao Mozelesi, Heaven Tapınağı, Yazlık Sarayı gezmeli.

Biz de daha Türkiye’de iken tüm bu yerlerin gezilmesini planladık. Ayrıca bir ipek imalatı ve ipek market inci imalatı ve inci market ile Çin vazolarının yapıldığı yeri gezmeyi planlamıştık. Hemen belirtmeliyim ki tüm bu yerleri hem de doyasıya gezebildik. Hatta bu yerlere bir de yeşim taşı imalathanesi ile zümrüt, yakut gibi diğer kıymetli Burma taşları işleyip satan bir imalathane ve satış yeri, bir masaj merkezi, 2008 olimpiyatlarının yapılacağı Olimpiyat köyü ve stadyumu, elektronik mağazaları ve Silk Road gezisini de ekledik.

Eğer Pekin’e bir daha gidersek tarihi mekanlar dışında hiçbir yerde alış-veriş etmeden Silkroad ‘a gidip, sıkı pazarlıklı alış-veriş ederek işe başlamak isterim. Ama pazarlığı sıkı yapmak, 1500 denene en fazla 100 Yuan vererek başlamak gerek. Yoksa burada da insan kazıklanabilir. Turizm rehberlerinin dediklerine de inanmamak gerek. Zira bu rehberler hep alış-veriş yapmak üzere götürdükleri turistlerin ödediklerinin % 10’unu o dükkanlardan alıyor. Normal bir dükkandan tam pazarlık edip, satın almak üzereyken rehber gelirse kendi komisyonunu talep ettiğinden fiyatlar da birden yükselir. Bu durumu bizzat yaşadık. Devlete ait dediği ve gerçekten de öyle görünen dev “silk market” yani ipek mağazası, yazlık saray gölündeki istiridyelerden üretilen incilerin pazarlandığı “Pearl Market”, Çin Seddi yolu üzerindeki yeşim taşı imalathanesi ile olimpiyat köyü yakınındaki Burma kıymetli taşlar mağazaları ve elektronik çarşıdaki dükkanlar kesinlikle turizmcilerin % 10 komisyon aldıkları yerlerden.

Beijing de tam 3 gün 3 gece ve hatta biraz da fazlasını geçirdik. Otelimizde, özellikle verdikleri kahvaltıda hiç iş yoktu. Diğer otelin aksine bu otelde kahvaltıda ikram edilen çeşitler de çok sınırlı olduğundan grubun çoğu kahvaltıyı beğenmedi ve hiç almadı. Tipik kahvaltı sebze çorbası, yağda yumurta omlet, kaynamış yumurta,garip görünümlü salam ve beyaz lokmalar ile tatlılar ve Çin çayı. Ancak Otel önündeki cadde çok hareketli, karşımızda sağ tarafta sokak kızlarının bisikletli aracılar ve doğrudan pazarlandığı bir meydan ile bir pub yer alıyor. Hanımlar her tür masaj dahil 1 saatlik hizmetlerine karşılık 400, gece boyu ise 1000 Yuan istiyorlarmış. Biz ekip halinde dolaştığımız ve yanımızda hanımlar da olmasına rağmen yine de benzer tekliflerle karşılaştık. Aynı caddede küçük ve ucuz alış-veriş yapılacak dükkanlar da var. Sol karşıda ise dev bir iş ve alış-veriş merkezi yer alıyor. Esma buradaki Mc Donalds’ı, gençler ekmekçiyi daha ilk gün keşfetti. İyi ki keşfettiler, bizde ucuz ve güvenli 2 kez yedik, içtik, en önemlisi ve güzeli de serin, serin oturduk.

Rehberimiz sabah 8.00 de otelden aldı. Gezi planımız Çin Seddi idi Geç kalırsak Beijing trafiğinden çıkamayacağımızı söyledi. Beijing’in şehir içi nüfusu 10, çevresi ile birlikte 13-15 milyonmuş. 3,3 milyon araba varmış. Geniş caddelere rağmen trafik sıkışıklığına biz de tanık olduk. Çin Seddi (Great Wall- büyük duvar-) şehir merkezine 90 km uzaktaymış. Ancak biz 1 sat yol üzerindeki yeşim taşı imalathane ve satış yerinde oyalandığımızdan 2,5 saatte gidebildik. Gerçekten de Çin Seddi muhteşem ve çok büyük eser. Dağların zirvesinden geçiyor ve yakın aralıklarla burçları, barınak yerleri var. Orijinalinde set üstünde atlı arabalar gidermiş. M.Ö: 7.YY da başlanan yapımı tam 350 sene sürmüş. Ve MÖ 350 yıllarında tamamlanmış. Barut ve topun savaş silahı olarak kullanılması ile de önemini kaybetmiş. Eski set zamana yenik düşmüş, harap olmuş. Kalıntıların üzerine yakınındaki başta Pekin olmak üzere büyük şehirler Seddi orijinaline uyarak restore etmişler, bir bakıma turistik gösteri amacıyla yeniden yapmışlar. Beijing,  Jinshanling, Simatai,, Badaling, Jiankou, Mutianyu ve Juygong yakınlarını restore etmişler. 

Eski Çin uygarlığı kuzeyden gelen atlı düşman akınlarından korunmak amacıyla bu yeryüzünün en büyük eserinin yapımına karar vermişler. Her ne kadar abartıldığı gibi Ay yüzeyinden veya uzaydan görülebilen tek insan yapıtı olmasa da muhteşem eser. Gisa  Piramitleri de çok büyük dev eserler ama, Çin Seddi ile karşılaştırılınca çok zavallı kalırlar. Büyük Okyanus kıyısından batıda Tanrı Dağlarına (Tien Shang) kadar uzanan, hem de dağların en sarp zirvelerini izleyen Rehberin söylediğine göre 6200 km, kitaba göre 5300 km uzunluğundaki kalın, uzun ve burçlarla bezeli büyük duvar muhteşem. Burçlarda askerler yaşar ve nöbet tutarmış. Düşmanı ilk gören burçta ateş yakarmış, bunu gören diğer burçtakiler de sıra ile ateşi yakıp, en uç noktalara bile kısa sürede haberi ulaştırırlarmış. O ateşi gören ordu derhal hazırlanırmış. Yıllarca Çin Seddi Çin İmparatorluğunu kuzeyden gelen akınlara karşı korumuş. Barut ve topun keşfi ve savaşlarda kullanılmaya başlaması üzerine Çin Seddi de eski koruyuculuğunu ve önemini yitirmiş.

Çin Seddinin  en bilinen ve önemsenen kesimi bizim geldiğimiz Bejing yakınındaki yer. İki dağ silsilesini ayıran vadinin ortasından otoyol geçiyor. Bu kesimde vadiden geçerek Bejing’den gelenin sağında daha kolay çıkılabilen düşük eğimli set ve burada 2 burç ile vadiden geçerek sol taraftaki dağın zirvesine tırmanan 4 burçlu dik kesimi en ilgi gören kısımlar. Biz de zoru seçerek dik dağ yamacına Çin Seddi üzerinden tırmanıyoruz. Yeni duvar merdivenli yapıldığından üzerinde arabalar gezemez. Duvar boyunca tırmandıkça Pekin ovası tüm ihtişamı ile görünüyor, ama 4. burç sanki daha uzaklaşıyor ve yolu daha dikleşiyor. Tam 1,5 saatte vadiden itibaren 950-1000 m yükseklikteki son burca ulaştık. Bu uç noktadan bakınca orman altındaki eski orijinal duvar kalıntıları da görülebiliyor. Karşı dağlardaki kıvrımlı yol izleyen set kalıntıları ise ormanın içinden çok rahatlıkla görünebiliyor. Burçların içinde ve dış çevresinde ise hediyelik eşya ve yiyecek satış reyonları yer alıyor.

Çin seddine tırmanış zordu, ancak iniş çok daha zor geldi. Merdiven basamaklarının eşit yükseklikte olmaması ve yer, yer tahrip edilmiş olması iniş güvenliğini azaltıyor. İnişteki yorgun vücudun yükü de binince inmek de zorlaştı ve çıkış süresi kadar süre aldı. Ama çıkmak tüm yorgunluğa değdi. Yol boyunca yaşlılar, gençler ve çocuklar arasında ilginç diyaloglar da yaşanıyor. Sezgin ve Yasin özellikle Çinli kızlardan ve bebeklerden büyük ilgi gördüler. Burunsuz, yada basık burunlu Çinliler Sezgin’in çıkıntılı burnuna bayıldılar. Yol boyunca BM gibi her milletten insanla karşılaşılıyor. Yakutistan’dan gelen grup, Alman öğrenci grubu, yaşlı ABD’li kendini tırmanma şampiyonu ilan eden yaşlı bayan, ilginç tiplerdendi. İster istemez yol boyunca herkes arasında bir diyalog kuruluyor. Tüm yorgunluğa değdi. Kazasız belasız ana kampa yani arabaların park ettiği düzlüğe döndük.

 

Dönüş yolunda büyük bir Çin Vazolarının üretildiği devlet işletmesini gezdik. Bu işletme içinde çok katlı, çok büyük restoranlar da yer alıyor. İmalathaneyi gezdikten sonra yemeğimizi büyük bir iştahla yedik. Yemekler çok güzel ve boldu. Bir yemek geldiğinde döner tepsi üzerine konuyor, sofra başındakiler döndürerek sıralı yemek ve salatalardan istediklerini alıyorlar. Burada da bambu ucu ve soya filizi rağbetle yediğimiz sebze olurken değişik soslar içerisinde sunulan sığır eti ve balık doymamızı sağladı. Ekmeğin yokluğunu pirinçle giderdik.

Yemekten sonra yazlık sarayı gezmeye başladık. Saray alanı o kadar büyük ki tamamını gezmek imkansız . Rehbere göre 290 km kare alanı kapsıyor ve bu alanda 870 yapı var. Büyük de bir göl saray içinde yer alıyor. Çok sayıda Budist tapınağı da var. Başta aslan heykeli olmak üzere çok da heykel var. Güya bu heykelleri yapılan hayvanlar sarayı zarar vericilerden koruyormuş. Saray girişindeki ağaçlar, tüm saray alanında yetiştirilen çiçekler de çok güzel ve ayrı birer sanat şaheserleri.

Saray bahçesini gezerek yorulduktan sonra Gölde 10 ar Yuan ödeyerek bir tekne gezintisi de yaptık ve nispeten dinlendik. Büyük koridorun uzunluğu 600 m ve sanki hep sergi alanı. Çiçek süslemeciliği de çok güzel. Her tür çiçeği görmek mümkün. Yoruluncaya kadar gördüğümüzle yetinerek yazlık saraydan ayrıldık.

Saray gezisinden sonra bir ipek imalathanesini gezdik ve ipek yorganların hazırlanışını gördük. Ardından da gezdiğimiz gölde yetiştirilen istiridyelerden çıkarılan incilerin işlenip satıldığı bir inci marketi gezdik. Devlete ait olduğu söylenen bu iş yerlerinde çok sayıda hanım çalışıyordu. Bunlar pazarlık olmadığını söyleyerek bizi biraz kazıkladılar. İpek yorganların muhteşemliğine dayanamadık ve çoğumuz birer yorgan seti alarak ayrıldık. İpek elbise, şal, gömlek, kumaş ve ipek kravatlar pek de ucuz değildi. Tüm paraları harcamış olarak otele döndük. Bir gezintiden sonra Mc Donald’da dinlenebildik.  

Ertesi gün sabah erken yine rehberimiz tarafından otelden alındık. İlk hedefimiz meşhur cennet tapınağını (Heaven Tempel) ziyaret, ardından Tianmen meydanı, Mao Mozelesi ve Yasak Şehir (Vorbitten City) olarak bilinen kışlık sarayı gezmek. Cennet tapınağı da şehir merkezinde çok geniş yer kaplıyor. Sadece bir tapınak değil, her biri bir anlam ve önem ifade eden çok sayıda tapınak topluluğundan oluşuyor. Çok resim çektiğimiz için uzun anlatmak yerine resimleri incelemek daha doğru. Yönleri, giriş yolları üzerindeki köprüleri, dev sütunları, farklı renkleri, uzun ulaşım yolları ayrı, ayrı anlamlar ifade ediyor. Gerçekten de etkileyici. Bahçe ve yollarda yaşlı, genç birçok Çinli yogo yapıyor, ibadet ediyor. Yine zengin, değişik çiçek örnekleri görülüyor. Ziyaretçi sayısı da oldukça yüksekti.

2. Gezi alanımız olan Tianamen meydanı Pekin de çok gördüğümüz meydanların en genişi. Yasak Şehrin hemen önünde yer alıyor. Parlamento binası da burada ve 1949 da Mao Ze Tung’un komünist devrimi ilan ettiği yer de burada. 2008 Olimpiyatları anısına çiçek ve bitki süslemesinin bir şaheserini yapmışlar. Her gelen bu sanat eserlerinin resimlerini çekiyor. Yerleştirilen saat ve takvim ise olimpiyatların açılışına kalan süreyi gösteriyor. Galiba olimpiyat hazırlıklarının yönetim binası da aynı yerdeymiş. Meydanın Parlemonta binasının tam karşısına gelen yerinde ve ortasında da Mao’nun ölüsünün, daha doğrusu mumyasının teşhir edildiği Mozele yer alıyor. Ülkenin her yerinden gelen halk ve turistler mozeleye gezmek için sıraya giriyor. Ziyaret saati sınırlı olduğundan kuyruktakiler aceleci, askerler ise ancak gruplar halinde girişe izin veriyor. Çanta (hanımların el çantası dahil), fotoğraf makinesi, kamera yasak. Tam girişte Esma ve bendeki fotoğraf makinesini fark eden asker sıradan çıkardı. Artık 2. kez sıraya girmeye vakit kalmadığından 3 kişi adına centilmenlik bana düştü. Mao’nun plastikleşmiş mumyalı yüzünü görmek için ülkenin her bir yanından halk akın etse de Mao komünizmi ve kültür devriminin izleri tamamen silinmişe benziyor. Liberal ekonomi mizaçlarına galiba daha uygun gelmiş ve hemen benimsemişler. Aynı meydanda özgürlük yanlısı olarak ilk ayaklanan öğrencilerin üzerine tanklar sürülmüş ve çok sayıda öğrenci tanklar altında can vermişti. Bizim kuşak bu günleri anımsar herhalde. Gerçi 1970 li yıllarda başta bugünkü işçi partisi lideri Doğu Perinçek olmak üzere ülkemizde de çok sayıda Mao’cu vardı. Ama galiba artık dünyada Mao’cu pek kalmadı.

Meydan gerçekten de çok kalabalık ve şehrin tam merkezinde. Meydanın güney tarafında ise İmparatorluk kızlık sarayı yani “Yasak Şehir” yer alıyor. Bu saraya halkın girmesi yasak olduğu için sarayın adı böyle kalmış. 2000 yıl süren Çin İmparatorluğu boyunca kullanılmış. Saraya girişimizde yerleşim planının yer aldığı birer broşür de elimize tutuşturdular. Dikdörtgen şeklinde çok geniş alana yayılan saray bina ve amfi tiyatrolarının yer aldığı alanın etrafı hendeklerle çevrili ve bu hendekler sularla doluymuş. Bahçede dev sarnıçlar yangın söndürme amaçlı kullanılırmış. Binalar klasik Çin mimari stilinde ve tapınak mimarisine benzer şekilde yapılmış. Saray 3 bölümden oluşuyor.İlk giriş bölümündeki binalar ve alanlar sarayda çalışan imparatorluk memurlarına açık kısım. 2. Kapıdan öbür tarafa bu memurların ve yüksek görevdeki İmparatorluk hizmetlilerinin de girişleri yasakmış. Memurlar ülke genelinde elemeli sınavdan geçirilirmiş. En başarılı olanlar İmparator’a bu kısmın en ucunda yer alan binada takdim edilirmiş. Bu kısımdan sonrası ise İmparatorluk mensupları, Prenses ve Prensler, hanım sultanlar ve cariyeleri yaşadığı bölüm. Cariyeler de kendilerine ayrılan sağ bölümde yaşarlarmış. Ülke genelinde en güzel kızlar seçilerek saraya cariye olarak alınırlarmış. Sayıları ise 700- 3000 arasında olurmuş. Yani bizim Osmanlı sarayındaki haremdekilerin sayısından çok daha fazla. İmparatorun evlenme töreni de muhteşem olurmuş. Özel bir sarayda iç, içe 3 kilitli kapı ardında 3 gece-gündüz kapanır, rahatsız edilmezmiş. İmparator ölünce yerine geçecek erkek evladı da yine İmparator tarafından seçilir, adı tahtın üstüne rastlayan duvardaki tablonun altındaki tahtaya yazılırmış. İmparator ölünde o tablo indirilir, altındaki isim okunurmuş. Çok şaşaalı yaşamış bu imparatorlar. En uzun hüküm sürenler ise Han Hanedanından gelenlermiş. Han soyu mensubu olmak bir asilzadelik ölçüsü. 

Bu sarayda da çiçek süslemeleri, doğal kaya ve taşlardan dev heykeller, aslan ve ejderha heykelleri çok yaygın. Vahşi hayvan heykelleri kötü ruhları da kovuyormuş. İmparatorların haremlerindeki zenginlik kendilerine bağlı. Buraya alınıp da sıra kendilerine gelmeden ölenler bile çok olurmuş. Ülkede insanların açlığı ve yoksulluktan ölümler umurlarında bile olmazmış. Bu kısmın da tamamını göremeden yorgunluk nedeni ile ayrıldık. Yemeğimizi yine güzel bir lokantada dönerli tepsi üzerindeki çeşitlerden istediğimizden seçip yiyerek aldık. Yemek kalitesi daha güzeldi. Sanki tüm turistler bu tür dev lokanta benzeri lokantalara yemeğe getiriliyordu.

Yemek sonrası masaj salonuna gittik. Önce güzel İngilizce konuşan bir bayan masajın ve sağlık üzerinde ayağın önemini anlatan bir konuşma yaptı. Anatomi atlası ve maket üzerinden ayağın hangi bölgelerinin hangi hayati organ ile ilişkili ve onu yönlendirdiğini gösterdikten sonra profesör diye takdim ettiği birinin akupunktur ve Çin tıbbı konusunda verdiği bilgileri tercüme etti. Sonra 8 kişi için 7 bayan, 1 erkek masör geldi. Ilık su içinde ayak ve ayak bileklerimizi 20 dakika süre ile masaj (erkek en yaşlı müşteri,  yani benim ayaklarımın masajını yaptı) yaptılar. Masaj sonu 2 profesör gelerek parmaklarını ayaklarımız ve el bileklerimiz üzerinde gezdirerek sağlık kontrollerimizi yaptı. Herkese sağlık sorununu sıralayarak tavsiye ettiği ilaç türü numarasını yazdı. Bana sadece 9, bazlarına 9,11 veya başka numaralı. Kimine de sağlıklısınız dedi. İlaçlar bitki özlerinden hazırlanmıştı. Nen de 78 USD’a yazdığı ilacı aldım. Zira söylediğinde isabet gördüm.Geçen yıl boyu değişik rahatsızlıklarım sırasında kullandığım yüklü ilaçların böbreğime zarar verdiği kuşkusu içindeydim. Doktor da benim organlarımdan tek böbreğimin ilaç takviyesine ihtiyaç duyduğunu söyleyince falıma bakıldığını ve isabet olduğunu düşünerek yazdığı ilacı almada tereddüt göstermedim. Umarım doğrudur ve deva olur.

2,5 günde Pekin’in bir turistin mutlaka görmesi gereken tüm ilginç yerlerini gördüğümüzden başka görecek yerimiz kalmamıştı. Sıra gerçek alış verişe geldi ve tam 24 saat vaktimiz vardı. Rehber elemanları ertesi akşam bizi otelimizden alarak havaalanına götürecekti. Fakat alış-verişi de bu minibüsle ve rehberle yapma isteği olunca 200 USA doları ekstra ödeyerek tüm gün arabalı dolaşmak istedik. Ertesi sabah otelden ayrılarak eşyaları arabaya yükledik. Önce elektronik çarşısına, sonra da Silkroad denen ucuz alış-veriş çarşısına gittik.

Elektronik çarşısı 10 kadar çok katlı modern yapılardan oluşuyordu. Dev binalar hep elektronik eşya dükkanları ile doluydu. Binalar alttan yer altı çarşısı ile birbirine bağlı idi. Bu bodrum katlardaki çarşı tüm caddelerin altını da kapladığından oldukça geniş, labirentleri andırıyordu. Bu çarşıda ise elektronik eşya dışındaki giyecek, ayakkabı, gibi diğer eşyalar ve yiyecek dükkanları yer alıyordu. Elektronik eşyaların çoğu Japonya, Singapur ve Tayvan’dan getirilmişti. Fiyatları çok da ucuz değildi. Yine de alış-veriş edenler oldu. Yalnız rehberimiz komisyon almalı ki ona vereceklerini de fiyatlara ekledikleri izlenimi edindik ve onu uzaklaştırmaya çalıştım.

Silkroad denen çarşı gerçekten de 6 katlı dev bir taklit eşyaların satıldığı ucuz alış-veriş merkezi idi, 6. katta lokantalar vardı. Burada açık büfe her şey dahil kişi başı 78 Yuan, yaklaşık 10 USA dolara iyi yedik. Maalesef sona kaldığından paramız ve vaktimiz azalsa da pazarlıkla alış-veriş keyfini bu çarşıda çıkardık. Belki de alış-verişi yalnız burada yapsak çok daha iyi olurdu. Burada fiyatlar ilk aldıklarımızın 1/10- 1/100 ü kadar. Hem de pazarlıklar çok zevkli. Derde devadan gayri her şeyi bu çarşıda bulmak mümkün. Paraları son Yuana kadar burada bitirdik.

Pekin çok geniş yerleşim alanı ve geniş caddelerine rağmen trafik yoğunluğu ve hava kirliliği çok yüksek düzeyde. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde trafik kilitleniyor. Trafik kayıtlarına göre Pekin’de 3 milyon 300 bin araç varmış. Gerçi halkın çoğu bisikleti tercih ediyor. Ayrı bisiklet yolları da var. Ancak nüfusu 11-12 milyon olan bir şehir için bu sıkışık belki de kaçınılmaz. Araba türleri ve markaları ise bir Avrupa şehrinden farksız. Tipik bir Çinli’nin  3 temel ihtiyacı varmış. Bunlar: bisiklet, dikiş makinesi ve saat! Her Çinli araba almaya kalkışırsa o zaman işleri çok zor. Şemsiye kullanımı da çok yaygın. Özellikle hanımlar açık havada bile şemsiyeleri açık dolaşıyorlar. Belki de göz ve kaş yapıları güneşli havada iyi görmelerine engel. Çin’de nüfus planlaması da halen sıkı uygulanıyormuş. Sadece nüfus yoğunluğu düşük Doğu bölgelerine gidenlere bir çocuktan fazlasına izin varmış. Erkek nüfus çok daha hızlı artıyormuş.

Dönüşümüz THY’nin yine Airbus 330 uçağı ile oldu. Büyük uçağın tüm yerleri dolu idi.  Dönüşte hepimize ayrı yerlerde yer bulunabildi. En yaşlı beni ilk sıraya, en genç Yasin’i son sıraya yerleştirmişlerdi. Yasin’in komşusu şirin bir Çinli, benim komşum da Ukraynalı güzel bir bayan olması biraz espri konusu oldu. Yakında Şanghay’a ayrı uçak seferleri konacakmış. Türk ve Çinliler dışında komşu ve Avrupa ülkelerinin de THY’ni tercihi gurur verici. Bu kadar uzaktaki ülkeye her gün sefer yapılmasına rağmen uçaktaki doluluk ise Türk-Çin ilişkilerinin, özellikle işadamları düzeyinde, her geçen gün artışının tipik göstergesi. Umarız ülkemizi Çin malları işgal ettiği kadar Türk ürünleri de Çin’e satılır.

 

Uyanan Dev

Çin hakkında biraz da ansiklopedik bilgi vererek bu anılarımızı noktalamak istiyorum. Çin yada Komünist Çin  olarak bilinen kıta Çini bugün uyanmakta olan bir dev. Gelecek yıllarda dünya politikasında da söz sahibi olacak bir gelişim sergiliyor. Şimdilik politikasına etkin girmiyorlar. Hep büyümekle ve dünyaya yayılmakla meşguller. Gerçi Asya-Pasifik Birliği kuruluşunda  yer aldılar ve bazen kısık sesle de olsa dünya politikasına yönelik demeçlerine de rastlanıyor. Ancak yakın gelecekte dünya Çin’den daha farklı söz edecek. Bu gelişme rotası ve çalışkanlıkları ile tek kutuplu dünyayı 2 veya çok kutuplu dünyaya dönüştürmeye Rusya’dan daha büyük aday.

2. Dünya Savaşı öncesi ve savaş sırasında Çin’in büyük bir kısmı Japonlar tarafından işgal edilmiş ve çoğu bölgesi bu ülkeye katılmış. 2. Dünya Savaşı Hiroshima ve Nagazaghi’ye ABD’nin attığı 2 atom bombası ile yerle bir edildikten ve Japonya teslim bayrağını çekerek yenilgiyi kabul ettikten sonra Çin tekrar ABD yardımı ile onların desteklediği Cshang Hay Cshek önderliğinde tekrar bağımsızlığına kavuşmuş. Ancak çok insan kaybettiği gibi çok da fakir düşmüş. Sefalet diz boyu. Bu yokluk yıllarında iç karışıklıklar da olmuş. 1949 Yılında Mao Ze Tung Çin’e özgü Komünist Halk Cumhuriyet’ini ilan etmiş. Eski devlet başkanı Shang Hay Cshek kıta Çin’i terk ederek kendi devletini ve devletin altın rezervini Formoza adasına taşımış. Bugün Tayvan (Taiwan) olarak bilinen devlet uzun yıllar dünya ve batı tarafından Çin’in gerçek sahibi, Birleşmiş Milletlerde veto hakkı ile temsilcisi “Milliyetçi Çin” olarak kabul edilmiş. ABD ve Batı Avrupa Devletleri ana kıtadaki koskoca Çin dururken tüm politik ilişkilerini bu küçük Çin ile yürütmüşler.

Mao geri kalmış, yoksul ülkesini kalkındırmak için çok sıkı, despot bir rejim uygulamış. İyi veya kötü içe dönük, dışa kapalı bir ekonomik yapıda herkesi devletin kölesi olarak çalıştırmayı denemiş. Halkına tek tip elbise giydirmiş. Aynı elbiseden kendisi de giymiş. Kore’de de kendine benzer bir rejim kurmak üzer komünist Kore Cumhuriyetini kurdurmuş. Yani kendi rejimini kuzeyde Kore ve Moğolistan, Güneyde Vietnam, Lagos, Kamboçya ve Tayland’a yaymaya çalışmış. Bu yıllar ABD komünist rejimin yayılmasını önlemek için önce Kore’ye sonra da güneye çıkarma yaparak kendine yakın rejimler kurmak üzere bu ülkelerin iç savaşlarına müdahil olmuş. Kore ve Vietnam ikiye bölünmüş. Kore’de savaş durdurulmuş. ABD G.Kore’yi desteklemeye devam etmiş. Sonraki yıllarda da Vietnam’a giderek benzer şekilde komünist rejim karşıtı milliyetçi güçlere destek vermiş. Sonunda gururu incinmiş ve binlerce evladını kaybetmiş olarak geri dönmek zorunda kaldı. Vietnam macerası filim yapımcılarına yıllarca ilham kaynağı ve senaryolar sağladı. Çin de komünist rejim yanlılarını desteklemiş. Mao ülke içinde dizginleri tam eline aldıktan ve dışarıda da destekçiler oluşturduktan sonra da ülke içinde kültür devrimini ilan etmiş. Meşhur duvar gazeteleri bu yıllarda yayınlandı. Ülke içinde ekonomik içe çok kapalılık, dışta SSCB ile komünist rejimde taraftar ayartma ve Orta Asya rekabeti, Vietnam savaşı kalkınmasını çok yavaşlatmış. Belki de halkını sefalette birleştirmiş. Bir taraftan da bazı stratejik madenlerin tek sahibi, zengin tarihsel geçmişe sahip koskoca ülkeyi ABD SSCB desteğinden ve onunla işbirliğine uzak tutmaya çalışmış. Belki Hong Kong, Singapur, ABD ve Kanada’da yaşayan Çinlilerin etkisini de arkasına alan ABD Çin ile yakınlaşmaya çalışmış. 1977 de Çin’de ilk liberalleşme ve dışa açılma işaretleri görülmeye başlamış. Mao’nun yerini alan Denk Zhio Ping bu yolu iyice aralamış. Ama akıllıca. Kurtuluşun ve gücün ekonomik güçten geçtiğini anlayan bu yeni tip komünist liderler sessizce ülkelerini daha çok dışa açarak, daha da liberalleşerek ülkelerini yabancı yatırımcıya açarak bugünkü yola girmişler.   

Çin bugün 1 milyar 350 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık nüfusunu barındırıyor. 9572420 km2 toprağı ile de Rusya, Kanada ve ABD’nin ardından dünyanın 4. geniş ülkesi. Doğu Türkistan, İç Moğolistan ve Tibet Çine bağlı sözde özerk büyük ülkeler. Ancak buralarda yaşayan nüfus çok daha az olduğundan asıl kalabalık nüfus doğu ve güney doğu sahillerine doğru yoğunlaşmış durumda. Resmi dil Çince (Potongua), ancak çok sayıda değişik bölgelerinde değişik Çin lehçeleri, Mançurca ve azınlıkların konuştuğu Uygur, Moğol ve Tibet dilleri de konuşuluyor. Beş otonom bölge, 23 vilayet, Hongkong, Macau gibi 4 şehir devletçiğinden oluşuyor. En büyük şehri 13,5 milyon (çevresi ile 25 milyon) nüfuslu Shanghay. Başkentleri Pekin 12 milyon nüfusu ile 2.büyük şehri. Ayrıca Çingdu, Harbin, Tienşan, Şiazung, Vuhan, Çonging, kanton gibi 12 şehri 6 milyonun üstünde nüfusa sahip şehirler. Katıldığımız kongrenin yapıldığı Xiamen şehri 3 milyon nüfusu ile orta büyüklükte bir şehir.  Ülke nüfusunun dini ise oldukça çeşitlilik gösteriyor. Fischer Weltalmanah 2007’e göre ülke nüfusunun büyük bir kısmı Konfiçyus, 100 milyon kadarı Budist, 30 milyon Daoist, 20 milyon Müslüman, 20 milyon kadar da Protestan ve Katolik Hıristiyan yaşadığı sanılıyor. Halen Devlet Başkanı: Hu Jintao, Başbakan: Vev Jiabao.

Ekonomi

2004 yılı ülke gayri safi milli hasılası 1 trilyon 972 milyar USA D, kişi başı gelir ise henüz 1500-2000 USD’ı. Ekonominin yıllık büyüme oranı % 10’un üzerinde. 2004 verilerine göre dünyanın ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın ardından 7. büyük ekonomisine sahip olan Çin, 2007 yılında diğer üç Avrupa ülkesini arkada bırakarak 4. büyük ekonomiye sahip ülkesi olmuştur. 10 yıl içinde ABD’nin ardından dünyanın 2. büyük, 30 yıl içerisinde de en büyük ekonomisine sahip ülke olacağı tahmin ediliyor. Çin halen en çok yabancı yatırım çeken 4. ülkesi (yıllık  net 70 milyar USD). Ancak Hongkong ile birlikte hesaplandığında (doğrusu da bu) 95 milyar dolarla ABD’ den sonra en çok yatırım alan 2. ülke. Resmi kayıtlara göre dünyanın en çok yabancı borçlu  ülkesi görünse de 1 trilyon dolar rezervi ile en çok dövize sahip ülkelerinden. Halen Çin fert başı milli gelir açısından 850-3250 USD arasını orta fakir ülke görünse de kaynakları çok geniş ve geleceği parlak bir ülke olarak kabul ediliyor.

Çin’in asıl büyüklüğü yıllık % 20 oranla ihracatını artırması, bizim de korkulu rüyamız. Zira tekstil ve konfeksiyon ihracatında en büyük rakibimiz. Elektronik eşya ihracatını da taklitlerle ve ucuz işçilik ücreti ile hızla artıran Çin, 1970 li yıllardaki Japonya’nın  büyümesi benzeri içinde yoluna devam ediyor.

Çin’in bazı öncü büyüklükleri: Çin, Pamuk, Pirinç ve toplam tahıl, patates üretiminde balık avlama ve yetiştiriciliğinde, et üretiminde büyük ara ile dünya birincisi. Çin’de nüfusuna göre sığır ve koyun sayısı az ama domuz daha çok tüketiliyor. Nüfusuna göre buğday üretimi de az. Yalnız pirinçle arayı fazlasıyla kapatıyor. Yani bu kadar çok nüfusa rağmen açlık tehlikesi yok. Ülkede buğday yerine asıl pirinç tüketilmesi ve pirinç veriminin yüksek olması aynı zamanda dünyanın şansı. Gerçi dünya nüfusunun yarıdan çoğunu barındıran Doğu ve Güney Doğu Asya ülkeleri hep pirinçle beslenen ülkeler. Bu da açlık savaşının önünü kesen en iyi şans.

Çin tütün üretiminde dünyada ilk sırada, şeker üretiminde Brezilya ve Hindistan’ın ardından 3.sırada, yün üretiminde Avustralya’nın ardından 2. sırada, ama sanılanın aksine soya üretiminde 4. çay üretiminde Hindistan’ın ardından 2. sırada, (Türkiye’nin de dünyada en çok çay üreten 6. ülke), Çin yün üretiminde2.ci, buğday üretiminde 8. ülke olduğunu da yazmalıyım.

Çin maden kaynakları bakımından da çok zengin ülke. Çin demir, kurşun, çinko, kalay ve volfram madenleri bakımından dünyanın en büyük, boksit ve altın üretiminde 4. sırada, gümüşte 5., bakır madeninde 6. sırada. Çimento, alüminyum ve demir çelik (izleyen Japonya’nın 3 katı ve 252 milyon ton/yıl), yine taşkömürü üretiminde de büyük ara ile dünya lideri. Gübre ( kendini izleyen Hindistan’ın 2,5 katı) ve sentetik elyaf üretiminde de (ABD’nin 4 katı) Çin dünya birincisi. En büyük sigara, ABD’nin ardından en büyük bira ve kağıt, en büyük pamuklu kumaş üreticisi, dünyanın en çok TV satıcısı (Türkiye de 2. büyük TV satıcısı), 2. büyük elektrik üreticisi (kişi başı tüketimde dünya 20. si). Uranyum madeni bakımından zengin olduğu söylense de kazanım bakımından 890 ton ile 11.sırada ( Kanada yılda 11 950 tonla lider).

 

Çin dünya ticaretindeki yerini hızla yükseltti. İhracatta Almanya ve ABD’nin ardından, ithalatta ise ABD ve Almanya’nın ardından 3. sıraya yerleşti. 2004 Yılı dışsatımı: 584, dış alımı 560,8 USAD. Toplam ticaret hacmi 1150 milyar USD. İken 2005 yılında dışalım: 660, dışsatım: 762 milyar USAD’a, ticaret hacmi ise 1422 milyar USAD’a yükselmiş. Bu artış hızıyla 5-10 yıl içinde Japonya’yı arkada bıraktığı gibi ABD ve Almanya’yı da geçeceğe benziyor.

Son Yıllarda tüm istatistikleri alt üst eden Çin’in biraz da eski verilerine göz atarsak hızlı gelişimi hakkında daha gerçekçi bilgi edinebiliriz. Mao döneminde dışa tam kapalı olduğundan veriler sağlıklı olmayıp, tahminlere dayanıyordu. Bu nedenle ilk bilgiler 1977 sonrasına ait olup, 1979 ve 1994 tarihli Fisher Welt -Almanach’tan aldım. Çin’in nüfusu 1953 de 590, 1977 de 900 milyon tahmin ediliyordu. 1991 Yılındaki kapsamlı nüfus sayımına göre toplam nüfusun 1 milyar 131 milyon’a ulaştığı saptanmış. Bu nüfusun %94’ü Çinli, % 8 i diğer halklar. Bunlar arasında Uygur Türkleri 15 milyon, Tibetliler 2 milyon, Moğol ve Kazaklar toplam 2 milyon ve diğer 52 azınlık gruplara yer verilmiş. Bu kaynağa göre Müslüman nüfusun ise 48 milyon, Budistlerin 150 milyon olduğu, halkın %27’sinin okuma-yazma bilmediği bildiriliyor. Aynı yıllar bebek ölümü % 3,8, çocuk ölüm oranı % 4,2 olarak veriliyor. GSMH: 1977 de 341090 milyon USAD, 1991 de 424012 milyon USD, Kişi başı değerlerle 1977 de 410 USAD olan gelir 1991 de 370 USD ve dünya sıralamasındaki yeri 152. yer olarak verilmiş. Bir hesaplama hatası yoksa, nüfus artışı etkisi ile düşüş söz konusu, 1977 Yılında toplam dış satımı 9,4 milyar USA D, dışalımı ise sadece 6,45 milyar USAD’ı, yani topla dış ticaret hacmi 16 milyar USD’ı bile değil. Bunun da yarıya yakın kısmı Hongkong ile yapılıyor. Bu rakamlar 1992 de sıra ile 85 milyar USAD ihracat, 80,6 milyar ithalat ticaret hacmi 166 milyar USAD, yani 1977 değerlerinin 10 katından fazla. 13 Yılda tekrar 10 kat artırmasa da 9 kat ticaret hacmini hem de dış satım lehine artırmış. Yine aynı kaynaklara göre 1974 yılında sattıklarının % 37’si çay, ipek,soya, yumurta benzeri tarımsal ürünler, % 63 volfram başta olmak üzere madenler, endüstri ürünü tekstil ve makinler. 1992 de sattıklarında tarım ürünlerinin payı % 27’e düşmüş. İhracatın % 35’i tekstil, ayakkabı, konfeksiyon, %12’i gıda 16’sı makine olmuş. Artık satımları iyici sanayi ağırlıklı olup, en çok da ABD veJaponya’ya satıyorlar.

Yine aynı kaynakların BM kayıtlarına dayanarak verdikleri bilgilere göre 1974 yılında Çin ve Tayvan dışında yaşayan Çinlilerin sayısı 22 milyon. Başlıca Çinli yaşayan ülkeler: Singapur, Tayland, Malezya, Endonezya, ABD, Kanada, Avrupa ve Avustralya.  Çin’deki nüfus artışı ve Çin’in dışa açıldığı düşünülürse yurt dışında yaşayan Çinli nüfus en az 50 milyona ulaşmış olmalı. Yani yakın gelecekte dünyada Çin gribi unutulacak, rüzgarı esecek, Çinliler her yerde hazır ve nazır hizmet sunacak.

 

15 Ekim 2007.

 

Mehmet Doğan  

 

 

Sezgin Bakırdere’den Katkılar

 

Unutulur mu?