|
Bilimsel Yayınlar (Scientific Publications)
Popüler Bilim |
BİLİMSEL YAYIN ve BAŞARI DEĞERLENDİRİLME KRİTERLERİ (WoS General Index Şubat-Mart 2007 verileri)
Bir bilimcinin başarısı evrensel düzeyde yayınlarları ile değerlendirilir. Bilimsel araştırma sonucu ortaya çıkarılan ürünü, yani yayına gönderilen makaleyi yine bilimciler değerlendirir. Bilimci bilimini ve kendini evrensel düzeyde tutmaya, başarılı olmaya çalışır. Bilimsel araştırma ve çabanın en somut ürünü bilimsel yayınlardır. Yayınların kalitesi yayınlandığı derginin evrensel kabul edilen kalitesi, yani etki faktörü ve yayına başka tanınmış yazarlar tarafından yapılan atıflar ve alıntılarla ölçülür. Bu nedenle bilimcinin başarısında ilk sırayı bilimsel yayınları ve yayınlarına yapılan atıf sayıları alır. Bir yayına atıf yine başka bilimsel yayınlarda yapılacağından atıf yapılan yayının niteliği de önem kazanır. Yayına atıflar bilimsel dergilerde yayınlanan makalede, kitap ve ansiklopedilerde, broşürlerde, tezlerde, firma kataloglarında, yapılabilir. ISI (Institute Scientific Information) gibi elektronik ulaşıma acık ticari firmalar sadece uluslararası saygın ve sürekli yayınlanan dergilerdeki makale ve atıfları indekslerine alıp taradığından her bilimci en yüksek etki faktörlü dergide yayın yapmak ister. Kitaplar ve ansiklopedilerde yapılan atıflar daha önemli ve prestijli olmasına rağmen bu atıflara ulaşılmasındaki zorluk nedeniyle atıf indekslerinde taranmadığından bazı değerlendirmelerde göz ardı edilir. Son yıllarda bilim çevrelerinde bilim insanlarının başlıca başarı ölçütü olarak önemsenen bilimsel yayınlarının değerlendirilmesinde yeni yaklaşımlar ve kriterler önerilmektedir. Özellikle 2005 yılında Hirsch tarafından önerilen h- sayısı ülkemizde de çok tartışıldı. Tüm bilim çevrelerinde bu tür tartışmalar sürerken ISI 2006 yılı sonlarına doğru WOS indekslerine akla gelebilecek tüm yönleri ile bilimsel yayın ve atıf analizlerini içeren bilgileri kapsayan ayrıntılı analizlerini hizmete sundu. Çoğu üniversitelerimizde ulaşılan bu veriler yazarın toplam yayınlarını, h-sayılarını, yayınlarına yapılan toplam atıfları ve her bir yayına yapılan atıflar ile yayın başına ortalama atıfları, başka yazarlar tarafından yapılan atıfları, yayınların kaynak ülke ve yazar adreslerini, yayın türlerini, yayına katılan ülke ve enstitü adreslerini, ilk yazarları doğrudan görmek mümkün olmaktadır. Araştırıcılar için yayınlarla ilgili daha birçok ayrıntıya ulaşılabilir. İlginç olan ise yeterliliği ve doğruluğu tartışılan h-sayısının da WOS verilerine girmiş ve artık doğrudan ulaşılır olmasıdır. ISI-WOS indeksi yayın analizleri kullanılarak ülkemizdeki değişik bilim dallarından bilimcilerin yayın analizlerini tabloda bir satıra yerleştirilebilmesi de düşünerek bizce en önemli görülen 9 kriteri vermeye çalışıldı. Aşağıdaki tablolarda değişik üniversitelerden başarılarını bir şekilde duyuran bilimciler de verilmeye çalışıldı. Ancak mutlaka çok eksik vardır. Her bilim dalı ve tüm bilimcileri verme iddiası da taşınmamaktadır. Tüm bilim alanlarını yansıtmak ise oldukça zor. Sadece Hacettepe Tıp Fakültesinde 550 öğretim üyesi olduğu düşünülürse tüm bilimcilerin kapsanmasındaki zorluk daha iyi anlaşılır. Önemli olan herkesin benzeri şekilde kendi bilgilerine kolaylıkla ulaşmasıdır. Bu işlemi benim gibi bir amatörün yapması o kadar kolay değil. Esasen bu işin sonu da yok ve veriler her geçen gün değiştiğinden her bilgi incelediği günü yansıtır. Gerçi ülkemizde çoğu bilim insanlarımızın yayın yapma, atıf ve paten alma gibi düşünce ve dertleri yok. Şu gerçek ki, çoğu öğretim üyesi hiç yayın yapmıyor. Yayın yapma gayretinde olanlar tüm öğretim üyeleri ve araştırıcıların en fazla % 10’luk bir bölümü olduğundan anlamı da sınırlı. Maalesef yayın yapmada başarılı olanlar ancak % 1, istekli öğretim üyelerimiz tüm öğretim üyelerinin % 5 i gibi bir kesimidir. Bunlar ise kimya, fizik, tıp, eczacılık, yer bilimleri, çevre ve elektronik gibi bazı temel, sağlık ve çok az mühendislik alanı ile sınırlıdır. Bilim insanını değerlendirmede salt bilimsel yayına dayalı kriter yeterli olmadığı gibi bu kadar ayrıntıya rağmen tablolarda verilen analizi bile bilimcinin ve yayınlarının başarılarını tam yansıtmaz. Zira özellikle tıp yayınlarında yazar sayısı çok yüksek, hatta 400-600 olan makale bile var. Astrofizik ve yüksek enerji fiziği gibi uluslararası ortak bir merkezde ortaklaşa yayın yapılan dallarda da bir makaledeki yazar sayısı 50-100 olabilmektedir. Birçok yazarın yüksek atıf alan makaleleri ise 5- 10 ülkeden 10- 20 yazar tarafından hazırlanmış olduğundan böyle 20-400 yazarlı bir yayında her bilimcinin gerçek katkısını, yapılan atıflardaki başarı payını yansıtmayacağı söylenebilir ve bu yargı doğrudur. Mesela bir bilimcinin yurt dışında 7 ülkeden 20’nin üzerinde bilimcilerle yaptığı bir yayın 1000 üzeri atıf alabilmiş. Aynı bilimcinin yine yabancılarla yayınladığı diğer makaleleri de yüksek atıf aldığı halde, sadece ülkemiz bilimcileri ile yayınladığı makalelerinde 20 atıf bile alamıyor. Bir başka bilimcinin 450 atıf alan makalesi 350-400 yazarlı. Tablolar bu gözle incelenip değerlendirildiğinde her inceleyen kendine göre sonuçlar çıkarabilir. Maalesef ülkemiz kaynaklı ve yazar sayısı az olan yayınlara çok atıf yapılmadığı, en çok atıf alan yayınların başta ABD olmak üzere gelişmiş batı ülkelerinde yapılan yayınlara ise daha yüksek atıf yapıldığı bir gerçek. Doğal olarak öğrenimlerinin bir kısmını yurt dışında yapanlar ile yurt dışı tanınmış merkezlerde çalışarak yayın yapanların toplam ve self dışı atıfları daha yüksektir. Başka bir gerçek ise ülkemiz kaynaklı yayınlar hızla arttığı halde, aldıkları atıflar dünya ortalamasının yarısı kadardır. Bazı bilim alanlarında çok yayın yapılabilirken, bazı bilim alanlarında yayın yapmak ve atıf almak o kadar kolay olmamaktadır. Bazı bilimciler ise sınırlı alanda, fazla getirisi olmayan ve atıf almayan çok sayıda yayın yapabilmektedir. Hatta bazı kişilerin (yaygın söylentilere göre kimileri masa başında ürettikleri) makalelerini özel bazı dergilerde çok kolay yayınlamasına ve yüksek yayın sayılarına ulaşmalarına rağmen az atıf almalarıdır. Bilimsel değerlendirmede yayın sayısından daha çok atıf sayısı daha da önemli bir kriterdir. Bilim insanlarımız yüksek atıf almak için uluslar arası merkezlerle ortak araştırmaya yönlenmelidirler. Bu yönde önümüze çıkan AB-Çerçeve Programları (ÇP) iyi bir fırsattır. Bilimcilerimiz kendi köşelerinde önemi ve getirisi belli olmayan konularda kaynak israf etmeleri yerine ÇP kapsamında AB kuruluşları ve üniversiteleri ile ortak projelere yönlenirlerse hem güncel konularda büyük araştırmalarına büyük maddi kaynak bulabilir, hem de üretilecek yayınlarla yayın, özellikle atıf sayılarını artırabilirler. AB-Uyum program ve işbirliği zorlamalarının da etkisi ile TÜBİTAK’a hem devletimiz tarafından büyük kaynaklar verilmiş, hem de 6.ve 7. ÇP kapsamında ve doğrudan büyük kaynak aktarma imkanı doğmuştur. Özellikle tıp fakültesi ve hizmet ünitesi olan üniversitelerimiz de araştırma fonlarına büyük kaynaklar aktarabilmektedirler. Bazı mali zorluklara rağmen Hacettepe üniversitesi 2003-2006 yıllarında mensuplarının araştırmalarına TÜBİTAK ve DPT’den daha çok kaynak aktarmış, bu sayede üniversiteler yayın sıralamasında ilk yerini arayı açarak korumuştur. Araştırma yapmak isteyen bilimcilerimiz için maddi kaynak bulmak çok değil, 10 yıl öncesine oranla 20 kat, 5 yıl öncesine göre 12 kat artmıştır. “Keşke 10 yaş daha genç olsaydım” diye hayıflandığım çok olmuştur. Bizim kuşak özellikle araştırma desteğini bulmanın, yurt dışı kongrelere çağrılı katılabilmek için bile para bulmanın ne kadar zor olduğunu iyi biliriz. Benim gibi yaşlılara düşen görev ise gençlerin önünü açmak, onlara yol göstermek ve yurtdışı proje ortağı bulmalarında destek olmak olmalıdır. Bazı konularda politikaları, yönetici ve kurullarındaki görevlendirmeleri, kaynak dağıtımı eleştirilse de, TÜBİTAK son yıllarda büyük atılım yapmış, bilime, bilimsel ve teknolojik araştırmalar, KOBİ’lere, sanayicilere, bilim insanlarına verilen desteği çok yönlü ve çok yüksek oranda artırmıştır. Herkese açık olan TÜBİTAK WEB sitesinden aldığım verilere göre AR-GE’ ye ayrılan paranın GSMH’a oranı 1990 da %0.32, 1995 de %0.38, 2000 de %0.64, ken 2005 de %0.70’e sabit fiyatlarla para karşılığı ise bu sürede 4 kat artmıştır. Hatta daha çarpıcı olan ise doğrudan bilim, teknoloji ve yeniliğe kamu desteği 2000 yılında 200 milyon YTL den 2006 yılında 1150 milyon YTL’ye ulaşmıştır. Fon kaynakları ve verilen hizmetler çeşitlendirilmiş, bilimsel araştırmaya ayrılan pay, kendi iç tüketiminin üstüne çıkmıştır. TÜBİTAK’a bağlı araştırma enstitüsü sayısı 14’e ve özel destek-kolaylık merkezi sayısı 5’e yükselmiştir.Yine aynı sayfadaki basın bültenine göre 2004-2007 arası 2300 milyon YTL gibi bir rekora giderken akademik AR-GE desteği 2003 deki 28.8 milyon YTL seviyesinden 2006 da 272.7 milyon YTL’e yükselmiştir. Bu destekten kimler, ne ölçüde yararlandı? Gerçekten bu destek bilimsel yayına, teknoloji üretimine dönüştürebilecek kişi ve kuruluşlara mı verildi? Ayrıntısını bilemiyorum. Ayrıca bilimsel araştırmalara ve yeniliklere desteği tabana, daha geniş kitlelere yaymak, proje değerlendirilmelerinde tarafsız davranmak üzere uygulamaya konulan panelli proje değerlendirmelerinde panelistlerin seçim kriterlerini bilmiyorum, ancak bilinen ve duyulan kadarı ile aralarında bir eşgüdüm sıkıntısı olmalı ki desteklenen ve desteklenmeyen projelerin yöneticilerinin ne derece yayın ve sonuç üretme kapasitesinde olduklarının dikkate alınmadığı izlenimi edindim. Sayın Prof. AMC Şengör (onun yazdığına göre YÖK Başkanı sayın Prof. Teziç de) CBT deki birçok yazısında mevcut TÜBİTAK yönetimini “yasadışı” sayarak tüm üniversite mensuplarının TÜBİTAK ile ilişki kurmamalarını, proje vermemelerini isteseler de bu bir çözüm değildir. Bence bu önerinin abartılı da olsa “ Maliye Bakanı …dır, onun onayladığı ve dağıttığı maaşı almayın” ya da “Belediye Başkanları…. dır, veya ASKİ, İSKİ genel müdürleri…. dir, o halde onların sağladığı suyu içmeyin, elektriği kullanmayın” önerisi gibidir. Bir kurumu, hatta ülkeyi yönetenler bize ve hatta yasalara göre o kurumlarda bulunmaması gerekse bile onların değişmesi için üzerinize düşeni, yetki ve etkiniz oranında çaba harcarsınız. Ama onların aracılık ettiği hizmetten yararlanmaya devam edersiniz.”Ben bu hizmet ve desteği istemiyorum” deme lüksüne sahip değiliz. Kaldı ki bu kaynaklar ülkemizin kaynaklarıdır. Daha iyi yürümesi için herkes üzerine düşen çabayı göstermelidir.Unutmayalım, her araştırıcı maaşını ve babasının parasını araştırmalarında kullanabilecek güçte değildir. Büyük artış gösteren ve daha da artacak olan bilimsel ve teknolojik destek, çok daha isabetli dağıtılmalı, ülkemizin bilimsel ve teknolojik düzeyinin yükselmesinde en etkin biçimde kullanılmalıdır. Maalesef bazı projelere aktarılan büyük meblağların beklenen sonuçlara ulaşmadan kalacağı endişesine kapılmamak mümkün değil. Umarız özellikle bor ve genetik çalışmalara verilen paralar bir pişmanlık yaratmaz ve ülkemize katkı sağlar. Doğru olan başarılarını gerek yurt dışında, gerek yurt içerisinde kabul ettirmiş yetenekli araştırıcıları belirli amaçla kurulacak araştırma merkezlerinde toplayarak bilim ve teknoloji üretimine imkan verecek destekleri sağlamaktır. Teknoloji Üretimi de Artmalı Uzun yıllar önce yine Cumhuriyet Bilim Teknikte yayınladığım “Bilimsel Yayın Ama Niçin?” başlıklı yazım çok ilgi görmüştü (3). Olumlu eleştiriler yanında bu derginin sürekli yazarı tanınmış bilimcimiz sayın Şengör yazımı çok eleştirmişti. Aynı yazarın daha sonraki bir yazısında “Artık sadece teknoloji destekleyen bilim” ara başlığını koymasına sevindim. Bizim de dediğimiz çok farklı değildi. Bilimci düşünmese de bilimi destekleyenler bilimsel çalışmanın sonunda bir şeyler de bekler, umar. Sonuçta üretilen bilim topluma kültürel, ekonomik ve teknolojik bir katkı da sağlamalıdır. “Biz ürüne ve hizmete yönelmeyen bilimsel araştırmalara en çok para ayıran ülkeler arasındayız, bilimsel gelişmiş ülkeler ise ürüne ve hizmete dönüşmeyen alanlara en az para harcayan ülkeler” diye bizi haklı çıkarmıştır. Hatta bu kadar yüksek maddi kaynaklar ülke çapında teknoloji üretebilecek “Ulusal Nanoteknoloji Merkezi” gibi belirli merkezlerde toplanması da düşünülmelidir. Çoğu şehirlerimizde ve Üniversitemizde kurulan TEKMER, TEKNOKENT gibi bilginin teknolojiye dönüştürüldüğü innovasyon merkezleri de artırılmalı ve desteklenmelidir.
Mart 2007 WOS- ISI Verileri İle Türk Bilimcilerinin Yayın Analizi Tablo 1 Tıp ve Sağlık Bilimcileri
|