Bilimsel Yayınlar (Scientific Publications)
Popüler Bilim (Popular Science)
Tez Yönetimi Ve
Danışmanlık
(Thesis Directed)
Verdiği Dersler (Courses Instructed)
|
KİMYA ALANINDA GELİŞMELER
( H.Ü. Atatürk İlkeleri ve Türk İnkılap Tarihi Dergisinde yayında)
Prof. Dr. Mehmet Doğan
Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü, Beytepe-Ankara
GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu yıllarda ülkemiz tüm temel ve uygulamalı teknik bilimlerde olduğu gibi kimya alanında da oldukça geri kalmıştı. Hatta 600 yıla yakın bir süre ayakta kalmış ve üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu döneminde kimya alanında bir gelişme olmadığı gibi İbni Sina'nın yaşadığı döneme göre gerileme bile olmuştur. İbni Sina devrindeki kimya'nın öncüleri sayılan simyacılar gibi birçok kimyasal deneyler yapmış, çağdaş yöntemlere yakın yöntemlerle bitkilerden ilaçlar bile hazırlayacak kimya aletleri ve teknikleri geliştirmiştir. Hatta çoğu simyacı cıva, kurşun gibi metallerden altın elde etmeğe çalışırken, İbni Sina bunun mümkün olmadığını, ancak boyama ile altın görüntüsü verilebileceğini, yani gerçeği ifade etmiştir [ 1]. Ancak İbni Sina ile başlayan ilaç ve tıbbi kimya çalışmaları zamanla terk edilmiştir. Kimya alanında çalışma ve kimya eğitimi yıllarca gündeme bile gelmemiştir. İlk kez 19. yüzyılın sonuna doğru Bursa'lı Derviş Ömer'in kişisel çabası ile kimya dersleri Askeri Tıbbiye'de okutulmağa başlamıştır [2].
Osmanlı döneminin tek üniversitesi Dar-ül Fünun'da ilk kez 1918 yılında üç öğrenci ile kimya eğitimine başlanmış, üç yıl sonra bu öğrencilerden ikisi mezun olmuştur [2-5]. Bu yıllarda Almanya'dan dünyaca meşhur kimyacılar Dar-ül Fünun'da kimya dersi vermişlerdir. Bunlar arasında bulunan Prof.Dr. F. Arndt 1933 de Atatürk'ün direktifleri ile yapılan 'Üniversite Reformu'ndan sonra da ülkemize gelerek yıllarca İstanbul Üniversitesi Kimya Enstitüsü'nde ders vermiş, araştırma yapmıştır. 1885- 1912 yılları arasında beş Türk yurt dışında kimya alanında doktora yaparak Dar-ül Fünun'a dönmüştür. Bu yıllarda kimya alanında 9 yayın da yapılmıştır[6].
Cumhuriyet dönemine kadar kimya eğitim alanında olduğu gibi kimya sanayisinde ve kimyasal madde üretiminde de hiçbir gelişme olmamıştır. Eczacılık, dericilik başta olmak üzere ihtiyaç duyulan tüm kimyasal maddeler de ithal ediliyordu. Gerçi kimyasal madde kullanımı çok sınırlı idi.
Kimya alanındaki gelişmeleri üç grup altında vermek istiyorum. Zira kimya alanındaki gelişmeleri bu alanlardan ayrı düşünemeyiz. Bunlar: 1- Kimya Sanayisinde gelişmeler, 2-Kimya eğitiminde gelişmeler, 3-Kimyasal araştırma ve yayınlarında gelişmeler. Sıra ile bu gelişmeler verilmeğe çalışılacaktır. Benzer konularda başta Türk Kimya Derneği'nin sürekli başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Berkem birçok konuşma yapmış ve konuşmalarını yayınlamıştır [2-5]. TÜBİTAK ve TÜBA da Cumhurietimizin 75. yılında bilimde gelişmelerle ilgili toplantılarda [6-8] kimya alanındaki gelişmeler de tartışılmış ve yayınlanmıştır.
KİMYA SANAYİSİNDE GELİŞMELER
Cumhuriyetin ilk yıllarında iğneden ipliğe, at nalından kağıda, hiçbir alanda üretim yapamayan, ülkemiz herşeyi ithal ettiği gibi kimyasal maddeleri de ithal ediyordu. Avrupa ve Amerika'da 19. yüzyıldan itibaren gelişen kimya sanayi ve kimyasal teknoloji, dış lisans ve bilgi transferi ile olsa da Cumhuriyet döneminde önemli ölçüde gelişmiştir. Kimyasal sayılabilecek başlıca sanayi alanındaki önemli gelişmeleri kuruluş tarihlerine göre şu sıra ile verebiliriz.
İlk çimento fabrikası 1911 yılında üretime başlamıtır. 1996 yılında çimento fabrikalarının sayısı 48'e ulaşmıştır. La Farge tesislerle bu sayı bugün çok daha artmıştır.
İlk şeker Fabrikası 1923 yılında açılmış, 1950 yılına kadar buna 4 yenisi eklenmiş, bugün sayıları 30'u geçmiştir. Artık dış desteksiz ve kendi teknolojimizle şeker fabrikası kurabilecek düzeye geldik.
İlk suni gübre fabrikasını 1939 yılında Karabük Demir-Çeilik Fabrikası bünyesinde baca gazları amonyak ve kükürt dioksiti amonyum sülfat halinde bağlayan gübre fabrikasını, 1954 yılında İskenderun, 1961 yılında Yarımca'da kurulan süper fosfat fabrikaları izledi. 1962 yılında üretime başlayan Kütahya Azot Sanayi ülkemiz kimya sanayisinin gelişiminde önemli bir yer tutmuştur. 1989 yılında gübre üretimimiz 10 milyon tonu aşmıştır. Bugün özel sektör de üretime katılmıştır.
1935 Yılında Paşabahçe'de ilk cam üretimine başlanmış, bügün Türkiye Şişe Cam, Trakya, Çayırova ve Kırklareli Cam Fabrikaları ile bir yandan düz cam ve oto camı, diğer yandan cam malzeme ve kristal camla Dünyada önde ülkeler arasına girdik. 1962 yılında Bandırma Borik Asit ve Boraks Fabrikası'nın ve 1975 yılında Mersin Soda Fabrikasının üretime başlaması cam üretiminde dışa bağımlılığı da azaltmıştır. HES Fiber Fabrikasında ileri teknoloji ürünü ve çağdaş iletişim aracı olan fiber optik kablo bile üretilmektedir.
Ülkemizde Cumhuriyeten önce de özel sektör ilkel usullerle sabun üretiyordu. Ancak sabun üretiminde ana madde olan sud kostiği ithal ediyordu. 1945 yılında İzmit'te kurulan Kağıt Sanayi bir yandan kağıt ve selüloz üretimini gerçekleştirirken, bu üretim için gerekli kloralkali ve sud kostik üretimini de başlatmıştır. Böylece sabun sanayisini gelişmesine yardımcı olmuş, ayrıca Türk halkı çamaşır suyu ile tanışmıştır. 1960 yılında Yarımca , daha sonra Tarım Koruma Klor Alkali tesisleri ve diğer kağıt fabrikaları ve onlara ait klor alkali tesisleri ile bu alandaki ihtiyaç yerli üretimle karşılanabilecek düzeye ulaşmıştır. İzmir Tariş Fabrikaları, Yarımca Petrokimya kompleksi bünyesindeki deterjan kimyasalları ve yabancı ortaklı deterjan fabrikalarının üretime başlaması ile en çok kullanılan kimyasal maddelerden olan deterjan kimyasalları da üretilmiştir.
Ülkemizde ilk ilaç Fabrikası Eczacıbaşı Grubu tarafından 1950 yılında açılmış, bunu yabancı ortaklı diğer kuruluşların açtığı ilaç fabrikaları izlemiştir. Özellikle 1970 lerde antibiyotikler gibi ileri ilaç kimyasalları da üretilmeğe başlanmıştır. Bugün ilaç üreten önemli ülkeler içinde yer alıyoruz.
İzmit'te 1962 yılında fermantasyonla asetik asit üretimi, şeker fabrikalarında melastan alkol üretimi başlamıştır. Birçok demir çelik fabrikasi ve bakır fabrikalarında sülfürik asit ve sanayi gazlarının üretimi, diğer kimyasal üretimlerin artmasını sağlamıştır. Özellikle ilki 1970 yılında Yarımca'da ikincisi 1983 yılında İzmir Aliağa'da üretime geçen petrokimya kompleksleri kimyasal ütetimleri ile bir yandan ülke ihtiyacını karşılarken diğer yandan kimyasal üretimde Türk kimyacılarının deneyim kazanmasına imkan sağlamıştır.
Kimya alanında Cumhuriyet döneminin en önemli kazanımlarından biri de Kırıkkale ve Elmadağ'da Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu'nun askeri amaçla kurduğu fabrikalarda dumansız barut, trinitro toluen, dinamit gibi üretimlerdir. Birçok özel sektör kuruluşu tarafından gercekleştirilen boyalar, sentetik elyaf, lastik üretimleri özellikle 1984 yılında Mersin'de faaliyete geçen Kromsan'ın krom kimyasalları üretimi Cumhuriyet dönemi kimya sanayimizdeki önemli gelişmelerdir.
Yukarıda sıralanan ve tamamı Cumhuriyet dönemine ait olan bu gelişmeler gurur vericidir. 1923 yılında pratik olarak hiçbir kimyasal madde üretilmezken anlatılan düzeye ulaşmak küçümsenmeyecek bir gelişimdir. Ancak sanayileşmiş ülkelerle karşılaştırdığımızda kimya sanayindeki yerimizin çok gerilerde olduğu görülür. Kimya her alandaki teknolojinin ihtiyaç duyduğu kimyasal üretimi sağladığından bir yerde teknolojik gelişmişliğin de bir göstergesidir. Kimya gelişmeden ne elektronik, ne de diğer yüksek teknoloji gerektiren imalat sanayi gelişebilir. Kimyasal üretimimiz çok yetersiz olup, sayıları milyonları bulan ve 100000 kadarı ticari önemde işlem gören kimyasal maddelerin yüzde birini bile üretemiyoruz. Tekstil sanayimiz çok geliştiği halde tekstil kimyasallarını ve boyalarını halen ithal ediyoruz. Aşağdaki tabloda bazı ülkelerin ilaç hariç yıllık kimyasal üretim değerleri verilmiştir.
Tablo 1 Bazı Ülkelerin 1996 Yılı Kimyasal Üretim Değerleri
 Hangi maddelerin kimyasal madde olarak sınıflandırıldığı da tartışmalıdır. Örnek olarak ilaç, kağıt, petrol ürünleri, gübre kimyasal madde olmalarına rağmen ayrı sektör olarak incelenebilir. Ülkemizde kimyasal madde olarak kalkınma planlarında 7 grupta toplanan maddeler verilir ve bu listeye gübre ve petrokimya ürünleri alınmazken ilaç dahil edilmiştir.
Tablo 2. Kalkınma Planlarına Göre Ülkemizde Kimyasal Maddeler:
1-Organik ve inorganik temel kimyasal maddeler (soda, klor, sudkostik, boratlar v.b.)
2-Organik boyar maddeler,
3-Sentetik ve suni elyaf ve iplikler,
4-Boya, vernik ve sanayi yağlar,
5-Tıbbi, veteriner ve tarım ilaçları
6-Sabun, deterjan ve ağartıcılar,
7-Diğer kimyasallar (patlayıcılar, kozmotikler,matbaa mürekkepleri, kibrit v.b.)
1995 Yılında kimya sanayimizin yapısı incelendiğinde 229 370 milyon TL katma değerle GSMH içindeki payının % 4 olduğu ve 43 000 kişiye istihdam imkanı sağladığı, 820 milyon dolar ihracata karşı 5420 milyon dolarlık kimyasal madde ithal ettiğimiz görülür. Bu sonuç bile kimya sanayisinde çok geri olduğumuzu doğrulamaktadır. Bir başka kaynak ise petrokimya ve ilaç sanayi dahil, kimya işyeri sayısını 1041, işçi sayısını 108144, kimya müühendisi ve kimyager sayısını ise 16202 olarak vermiştir. Bu rakamlar da çok düşüktür. Kimya sanayi istihdam yoğun bir sanayi olduğundan gelişimi ülkemizdeki işsizliğin önlenmesine de olumlu katkı sağlayacaktır.
KİMYA EĞİTİMİNDEKİ GELİŞMELER
Cumhuriyetin ilanında giriş bölümünde de sözü edildiği gibi İstanbul Dar-ul Fünun dışında üniversitemiz yoktu. 1933 Üniversite reformu ile yeniden ve İstanbul Üniversitesi adı ile açılan tek üniversitemizde kimya eğitimine 1935 yılında tekrar başlanmıştır. Bu üniversitemizi Ankara Üniversitesi izlemiş ve 1943 yılında kimya eğitimine başlamıştır. Her iki üniversitenin akademik kadrosu çağına göre oldukça iyi idi. Nazi Almanya'sından ayrılan tanınmış profesörler her iki üniversitede de yıllarca ders vermişlerdir. Yurt dışında kimya eğitimi gören doktoralı ve doktorasız Türk uyruklu kimyacılar da her iki üniversiteye kıdemlerine göre doçent ve profesör olarak atanmışlardır. Bu yıllarda kimyagerlik eğitimi yapmak üzere başlatılan eğitim, kimya mühendisliğine dönüştürülmüştür. 1958 Yılında İTÜ, ODTÜ ve Boğaziçi (o tarihte Robert Kolej ) gibi üç üniversitemiz daha kimya bölümleri açarak kimya mühendisliği eğitimine başlamıştır. 1965 yılında Hacettepe ve Yıldız Üniversiteleri, 1968 yılında da Atatürk ve Eğe Üniversiteleri kimya bölümlerini açmış ve eğitime başlamışlardır. Bu bölümler de öğrencilerini daha sonra kimya mühendisliği diploması ile mezun etmişlerdir. Bu yıllar ülkemizde ve dünyada kimya mühendisliği en çok tercih edilen mesleklerin başında yer alıyordu. Yıllarca en yüksek üniversite giriş puanı alanlar bu bölümü tercih ediyorlardı. Bu yüksek tercih 1975 yılına kadar devam etmiştir.
1970 yılında açılmasına izin verilen çok sayıda özel yüksek okul ve mühendislik mimarlık akademileri öncelikle kimya mühendisliği bölümü açmışlar, ülke ihtiyacının çok üzerinde kimya mühendisi mezun olmuştur. Özel yüksek okullar daha sonra devletleştirilmiş, ancak eğitimlerine akademiler bünyesinde devam etmişlerdir. Daha sonra Gazi Üniversitesine dönüşen ADMM Akademisi bunlardandır. Eskişehir, Elazığ, Bursa illerinde de aynı yöntemle kimya mühendisliği eğitimine başlanmıştır. Bu yıllarda çoğu üniversitemizde Almanya modeli kimyagerlik eğitimi verildiği halde, yürürlükteki maaş ve ücret uygulaması nedeniyle kimya yüksek mühendisi diploması veriliyordu. Boğaziçi ve ODTÜ ise bugünkü gibi BS ve MS li ABD sistemi kimya ve kimya mühendisliği eğitimleri ayrı ayrı veriliyordu.1750 Sayılı Üniversite yasasının uygulanmasından sonra tüm üniversitelerde 4 +2 modeline geçilmiştir. Hacettepe, İstanbul ve İstanbul Teknik Üniversitelerinde kimya bölümleri Kimya Fakültelerine dönüştürülmüştür.
1982 Yılında 2547 sayılı YÖK uyarınca üniversite sayısı 27 olmuş, kimya fakülteleri kapatılmış, kimya bölümleri Fen-Edebiyat fakültelerine, kimya mühendisliği bölümleri de mühendislik fakültelerine bağlanmıştır. Bize göre büyük bir yanlışlık yapılmıştır. Her üniversitede kimya bölümü açılırken, büyük üniversiteler dışındaki kimya mühendisliği bölümleri gereksiz görülerek kimya bölümlerine dönüştürülmüşlerse de sonraki yıllarda tekrar açılmışlardır. 1992 Yılında açılanlarla 53'e ulaşan Devlet Üniversitelerinin tamamına yakınında kimya bölümü, 15 inde kimya mühendisliği, 13 ünde de kimya öğretmenliği bölümlerinde eğitim- öğretim yapılmaktadır. Hatta çoğu üniversitemizde ikili eğitim de yapılmaktadır. Bir çok üniversitemiz de kimya mühendisliği bölümlerini açmış, ancak henüz eğitime başlamamışlardır. Ders programları yurtdışı üniversitelerle aynı düzeydedir. Yeni üniversiteler dışında kimya ve kimya mühendisliği öğretim üyesi sayısı da yurt dışı benzerlerinden daha yüksektir. Bu üç tür kimya bölümüne her yıl alınan 5000 cıvarındaki öğrenci ülke ihtiyacının kat kat üzerindedir. Laboratuar, araç- gereç eksikliği ve öğrenci sayısı yüksekliği nedenleriyle eğitim ve mezun kalitesinin iyi olduğu söylenemez..Mezunların çalışacağı araştırma kurumları, kimya sanayi ve işyerleri artmadan bu kadar çok öğrenciye pahalı ve zor eğitimi vermemizin yanlışlığını tartışmalıyız. Artık orta öğretim kurumlarında da kimya öğretmenine ihtiyaç kalmamıştır. Gerçi 1965 yılında tüm ülkede 30 kadar üniversite mezunu kimya öğretmeni, 300 kadar kimya mühendisi, tüm üniversitelerinde 20 kimya profesörü olan Türkiye, 1998 yılında 50000 üzerinde üniversite mezunu kimyacı ve mühendis, 400 kimya profesörüne ulaşmıştır. Bu çok büyük bir başarıdır. Yetersizlikten değil, fazlalıktan şikayet ediyoruz. Cumhuriyeti kurduğumuzda yurt içinde ve yurt dışında öğrenim görenlerin sayısı 20'yi bile geçmiyordu. Çarpıcı olması bakımından tüm Türkiyedeki kimya mühendisi sayılarının 1948-1998 yılları arasında değişimini vermek istiyorum. 4 (1948), 27 (1949), 192 (1960), 1731 (1970), 7180 (1980), 13722 (1990) ve 21305 (1998) [8].
KİMYASAL ARAŞTIRMA VE YAYINLARDAKİ GELİŞMELER
İlk iki bölümde verdiğimiz gelişmelerin bir benzerini de bu bölümde göreceğiz. Ancak yaşanan gelişmeyi bir başarı değil, çok yetersizlik ve eksiklik olarak ifade edeceğim. Hiç olmayan bilimsel araştırma ve bilimsel yayın da Cumhuriyet döneminde 1000 kat yükselmiştir. Dünyada yaşanan büyük sanayi devriminde, yaşantımızı değiştiren milyonlarca buluşta, bilgi çağının da temelini hazırlayan yüksek tekneloji ürünü maddelerin hazırlanması ve sentezinde ülkemizin ve hiç bir kimyacımızın ismini göremiyoruz. Ülkemizdeki kurulu kimsa sanayi tesislerini de kendi bilgi ve teknolojimizle kuramıyouz. Bilgi ve teknoloji üretmeden, 'know-how', 'lisans anlaşması' ya da reçete ile sanayi kurup, üretim yapmağa çalışıyoruz. Ülkemizdeki çoğu sanayi kuruluşunun bir araştırma- geliştirme merkezi ve laboratuarı da bulunmamaktadır. Dünyada başdöndürücü gelişme gösteren kimyasal araştırma ürünü plastikler, paslanmaz çelikler, titanyum ve alaşımı malzemeler, biyoteknoloji ürünü maddeler, seramikler, kompozitler, yarı iletkenler, laser, çoğu tıbbi malzeme ve aletler, optik ve elektonik ölçü sistemleri ve aletler gibi ürünlerin büyük bir kısmını üretemiyor, ancak kullanabiliyoruz. Kimya mezunlarının asıl çalışması gerekli alanlar, doğayı ve doğal maddelerin yapısını anlama ve bunları yararlı kullanma, yeni maddelerin üretim imkanlarını , bilinenlerin daha iyisini daha ekonomik yolla üretme, üretilenleri kontrol, çevreye zarar ve uyumlarını araştırma, yapılarını aydınlatma, yeni kullanım alanlarını araştırma gibi temel ve uygulamalı arştıma alanlarıdır. Ülkemiz üniversiteleri, gelişmiş Batı Avrupa ülkeleri kadar kimyager ve kimya mühendisi mezun ettiği halde bu alanlarda çalışma imkanları çok sınırlıdır. TÜBİTAK- MAM ve birkaç küçük araştırma merkezi dışında kimya ve kimya mühendisliği alanında araştırmaların yapıldığı büyük araştırma merkezleri bulunmamakta, acısı yokluğu bile tartışılmamaktadır.
Ülkemizde tüm alanlarda olduğu gibi kimya alanında da başlıca araştırmalar ve bilimsel yayınlar üniversitelerimizde yapılmaktadır. Üniversitelerimizde araştırma ve yayın yapma kültürü çok yavaş gelişmektedir. Daha önce sözü edildiği gibi 1933 yılı sonrası İstanbul ve daha sonra Ankara Üniversitelerinde çok sayıda tanınmış Avrupa'lı kimya profesörleri görev almış ve yıllarca ders vermişlerdir. Daha sonra da Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ 'sinde Amerika'lı öğretim üyeleri görev yapmışlardır.Buna rağmen kimya alanında da üniversitelerimizde bilimsel araştırma ve yayın yapma geleneği yerleşmemiştir. Akademik yükselmeler için çoğu kez üniversite dergisinde sıradan bir yayın yapmak yeterli görülebiliyordu. Üniversitelerde kalıp, doktara yapan da azdı. Birçok profesör doktora yaptırmadan, kitap yazmadan emekli olmuştur. Kimya ders kitabı bulmak bile mümkün değildi. 1970 yılından sonra Türkçe kimya kitapları yazılmağa başlanmıştır. Bugün tercüme ve telif, genel amaçlı yeterli kimya kitabı bulunabilmektedir.
Kimya alanında bilimsel yayın sayıları ile ilgili sağlıklı bilgilere ulaşmak kolay değildir. Çünki her fakülte genel amaçlı dergi çıkarıyordu ve çoğu da yayınını sürdürememiştir. Yurt dışı bilimsel yayınlar ise her bilim alanı gibi kimya alanında da 1982 yılından sonra artış göstermiştir. Halen TÜBİTAK tarafından sürekli yayınlanan DOĞA 'Turkish Journal of Chemistry' uluslar arası düzeye sahip tek kimya dergisidir. Türk kimyacıların uluslar arası yayın sayıları diğer bilim alanları ile karşılaştırıldığında çoğu alandan daha yüksektir. Buna rağmen sayı yeterli değil, ve hiç yayın yapmayan öğretim üyemizin sayısı yayın yapanlardan daha yüksektir [6].Yurtdışı kimya yayınları ve profesör sayıları karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır. Bu araştırmadan bazı rakamlar aşağıda verilmiştir. Sayılar SCI ce taranan dergilerdeki yayınları göstermektedir. Kimyacılarımızın çoğu yayın yapmamaktadır. Çoğu yayın ise çok az sayıda öğretim üyesi tarafından yapılmaktadır. En çok yayını olan bile yurt dışı meslekdaşlarından çok az sayıda yayın yapabilmektedir. ( Örnek olarak Florida Ü.den Prof.Dr. J.Weinfordner' in 1996 yılına kadar yayın sayısı 735). Araştırmanın diğer bir göstergesi de patent sayısıdır. Ülkemizde patent başvursu da çok azdır. Bilimler toplu verildiğinden kimya ayrıca alınamadı. Tablo 4 patent sayılarını karşılaştırmalı vermektedir.
Tablo 3. Ülkemiz Kaynaklı Kimya Yayınları ve Profesör Sayıları [6]
(Yazara göre profesörlerin yarıdan çoğu yukarıdaki yıllarda hiç yayın yapmamışlardır.)
 KAYNAKLAR
1 - Türk Dünyasında Kimya Bilimi ve Eğitimi Tarihi, Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe
Tıp Tarihi Enstitüsü Yayınları No:16,1988
2 - Ali Rıza Berkem, Kimya Tarihine Toplu bir Bakış, Türk Kimya Derneği Yayınları No:12
İstanbul,1996.
3 - Ali Rıza Berkem, Kimya Fakültesi 20 Yaşında, Kimya ve SanayiC.30,S149-152 (1987)
4 - Ali Rıza Berkem Tüm Kimya Kongreleri Açılış Konuşmaları
5 - Tarık Somer, Dünya ve Memleketimizde Kimya Sanayi, Kimya ve Sanayi,c.30, Sayı: 149 : 152, (1987)
6 -Bahattin Baysal, Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Bilim, T:C. 75. Yılında Bilim,
TÜBA Yayınları, Ankara 1999
7 - Erdal İnönü, Cumhuriyet Döneminde Türkiyede Bilime Toplu Bir Bakış ve Gelecek
Hakkında Beklentiler, T.C. 75.Yılında Bilim, TÜBA Yayınları 1999.
8 - Canan Özgen, T.C.' nin 75. Yılında Türkiye'de Kimya Mühendisliği, T.C. 75. Yılında
Bilim, C.1. S.1-58, TÜBA yayınları, Ankara 1999
CUMHURİYET DÖNEMİNDE KİMYA ALANINDA GELİŞMELER
Mehmet Doğan
Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü
Özet
Son yıllarda bu konuda ülkemizde birçok yayın yapılmış, kimya ve kimya eğitiminin duayeni Prof. Dr. Ali Rıza Berkem başta olmak üzere birçok bilim adamımız kendilerine göre bu gelişmeleri kimya kongrelerinde anlatmışlardır. Ülkemizdeki kimya alanındaki gelişmeleri ben de kimya eğitimi, kimya sanayi ve kimyasal araştırmalar alanlarında olmak üzere üç grup altında vereceğim.
Avrupa'da aydınlanma (rönesans) döneminde başlayan kimyadaki bilimsel araştırmalara ve sanayi devrimi ile başlayan kimya sanayisindeki gelişmeler ülkemizde ancak Cumhuriyet devrinde izlenmeye çalışılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde kimyaya ilgi İbni Sina devrinin de gerisinde kalmıştır. İbni Sina ile başlayan ilaç hazırlama, tıbbi kimya, kimyasal deney araçları yapımı ve boyama teknikleri ile ilgili çalışmalar uzun süre unutulmuştur. Kimya ilk kez Bursalı Derviş Ömer'in çabalar ile 19. Yüzyılın sonuna doğru askeri tıbbiyede okutulmağa başlanmış, 1885-1912 yılları arasında beş Osmanlı vatandaşı yurt dışında kimya alanında doktoralarını yaparak devrin tek üniversitesi Dar-ul Fünun da görev almışlardır. Kimya eğitime ise ilk kez üç öğrenci ile1918 yılında başlanmıştır. Bir süre ara verilen kimya eğitimi üniversite reformundan sonra 1935 yılında, hem de Almanya'dan gelen profesörlerle dünya standartlarında tekrar başlanmıştır. Üst düzeyde verilen eğitim, 1943 yılında Ankara Üniversitesi Kimya bölümünün de eklenmesi ile daha da gelişmiştir.
Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda kimya sanayimiz olmadığı gibi kimyasal madde üretimi de çok azdı. Eczacılık ve dericilikte kullanılan sınırlı kimyasal maddeler de ithal ediliyordu. Ülkemizde ilk şeker fabrikası 1923, ilk demir-çelik ve suni gübre fabrikası 1939, ilk kağıt ve sud kostik 1945, ilk ilaç fabrikası 1950, ilk petrokimya kompleksi 1960 yılında kurulmuştur. Ülkemiz kimya sanayisindeki gelişimi içersinde Makine Kimya Endüstrisi bünyesindeki mühimmat farikaları, Kütahya Azot Sanayi, Yarımca ve Aliağa Petrokimya tesislerinin özel yeri vardır. Özellikle 1960- 1983 yılları arasında ithal ikamesi ile kamu yanında özel sektör çabası ile de büyük gelişme gösteren kimya sanayi daha sonra rekabet gücünü kaybetmiş, hatta küçülmüştür. 1995 yılında 5420 milyon dolar ithalata karşın 820 milyon dolarlık ihracat yapılabilmiştir. Aynı yıl kimya sanayinin GSMH içindeki payı % 4, istihdam sayısı 43000, ilaç ve petrokimya dahil olarak işyeri sayısı 1041, çalışan sayısı 108144 olmuştur. Her iki rakam da çok küçüktür. 1996 yılında kimya sanayimizin toplam üretim değeri 7352 milyon dolar olup, bu rakam Almanya'nın 1/16, Japonya'nın 1/30, ABD'nin 1/40 kadarıdır.
1958 yılında İTÜ, ODTÜ ve Boğaziçi, 1965 yılında Hacettepe, 1968 yılında Atatürk ve Ege üniversitelerinde kimya bölümlerinin açılması ile ülkemizde kimyager ve kimya mühendisi yetiştiren yüksek öğretim kurumlarımız hızla artmış, kimya bölümleri üniversite girişte en çok tercih edilen bölümler olmuştur. Bu ilk sıralardaki yüksek tercih 1975 yılına kadar devam etmiştir. 1965 yılında kimya öğretmenlerinin toplam sayısı 30, kimya mühendislerinin toplam sayısı 300, tüm kimya ve kimya profesörlerinin sayısı 20 kadarken, 1998 yılında kimya bölümlerinin sayısı 53'e, kimya mühendisliği 15'e, kimya öğretmenliği bölümleri sayısı 13'e, kimyager ve kimya mühendisi sayısı 50000'e kimya profesörlerinin sayısı 400'e ulaşmıştır. Eğitim alanındaki bu hızlı gelişmeyi kimya sanayisi izlemeyince kimya alanında işsizlik artmış, üniversite girişte tercih sıraları düşmüştür. Başta üniversitelerimiz olmak üzere kimya araştırma potansiyelimiz yükseldiği halde, özel sektör ilgi ve desteği olmadığı, devlet desteği de azaldığı için kimya alanındaki araştırmalar potansiyelin gerisinde kalmıştır.
|