Asya ile Avrupa'nın kesiştiği noktada, dünyada eşi benzeri olmayan konumu, kendi kendine yeten 2500 yıllık tarihi ve yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle de ilgi odağı olan Kızkulesi, gündüzleri kafetarya, akşamları ise özel restaurant olarak hizmet verdiği büyüleyici atmosferine sizleri bekliyor.

         Daima genç kalacak olan Kızkulesi, insanı büyüleyen gizem dolu atmosferi ve sahip olduğu mistik kokusuyla ziyaretçilerini ağırlıyor.

         Ve kule 2500 yıllık geçmişinin ardından kapılarını açıyor....

Hoşgeldiniz...

        Kızkulesi, Asya ile Avrupa'nın kesiştiği bir noktada, Asya sahillerinden bir ok atımı uzaklıkta bir taş tümseğe oturtulmuş bir kuledir.İki kıta arasındaki konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar konumundadır.

 
 
Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir.Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikâye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikâyesidir.Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikâye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar...

Kızkulesi'nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde boğazın çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada olduğu ile ilgili söylenceler vardır) "vus" adı ile anılır. Bu tarihte Komutan Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt mezar kimliğinden sonra, M.Ö. 410'da Sarayburnu'nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir. M.S. 1110'lere geldiğimizde ise ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak inşa ettirilen bu yapı "Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır.