|




















|
(English Translation is
not avaliable)
Endüstri Ürünü Nesneden
Sanata
İnsanoğlu doğa içinde ve doğayla birlikte yaşar çünkü kendisinin çevresindeki
tek ve alternatifsiz gerçekliktir. Doğa; iki büyük gruptan oluşur; canlılar
ve cansızlar. Canlılar insanlar, hayvanlar ve bitkiler iken, cansızlar tüm
evreni oluşturan taş, toprak, gezegenler, göktaşları gibi nesnelerdir. Bunun
karşısında ise onu algılayabilen, sınıflayabilen ve değiştirebilen 'özne'
olarak 'insan' bulunmaktadır. Çevresini algılayabilen, sınıflayabilen ve
değiştiren insan, hayatını kolaylaştırmak ve daha yaşanır kılabilmek için
çevresindeki doğaya ve nesnelere hakim olmaya
çalışır. Bunu yaparken de nesneleri amaç ve ihtiyaçları doğrultusunda
değiştirir. Böylece insan tarafından üretilmiş nesne ortaya çıkar ki bu
sürece 'endüstriyel üretim', ortaya çıkan ürüne de 'endüstri ürünün nesne'
tanımlamasını yapmak yanlış olmayacaktır. İnsan tarafından üretilmiş her
nesne endüstri ürünü nesnedir ve işlevseldir. İşlevi olmayan hiçbir insan
yapımı nesneye rastlamak mümkün değildir. Sanat eseri de
,bazı farklılıklarıyla, endüstriyel üretim nesnesi olarak bunun
dışında görülmemektedir. Sanat eseri ile endüstri ürünü nesne arasındaki en
temel fark işlevden ileri gelmektedir. Endüstri ürünü bir nesne, içinden su
içmek ya da içine biriktirmek gibi gündelik işlevler için üretilirken sanat
eserleri akıl ve ruha hitap etme, güzel olma gibi işlevleri yerine getirmek
için oluşturulur. Her ikisi de tasarım varlığı olması dolayısıyla estetik
olma ereğini taşır. Ancak endüstriyel nesnede işlev, önde gelir. Endüstri
ürünü bir nesnenin konstrüksiyonu da sanat eserine
göre farklılık gösterir. Endüstri ürünü bir nesnenin yapısı kapalı ve
değişmez bir biçim değildir, parçalar oynatılıp yer değiştirebilir. Bu
değişim nesnenin özünü bozmaz ancak sanat eserinde durum biraz farklıdır.
Sanat eserinin hiçbir parçasını oynatmak ya da yer değiştirmek mümkün
değildir çünkü her parça birbirine çok özel bağlarla bağlıdır ve bir
tanesinin bile olmaması bütünü etkileyip anlamı bozar. Bir başka farklılık
ise endüstri ürünü nesnelerin üretimindeki zorunluluklara karşın sanat
eserinde böyle zorunlulukların olmamasıdır. Bir başka deyişle; endüstri ürünü
nesne tasarımı "zorunluluğa" dayanırken, sanat eseri tasarımı
"özgürlüğe" dayanır. Sanatçı için de aynı şey geçerlidir. Eğer
sanatçı bir endüstri ürünü tasarlıyorsa birçok sınırlamalara uymak
zorundayken, sanat eseri tasarımı için böyle bir kaygı taşımaz. Çünkü
sanatsal yaratım süreci sanatçının çevresini algılaması, kavraması ve ortaya
koymak istediğini, nesneleri değiştirerek var etmesine dayalı bir süreçtir.
Bu süreçte insanın imgelemi, dış dünyadan alınan izlenimleri birleştirir,
kurgular ve yeni bir nesne olarak var eder. Endüstri ürününün tasarım süreci
de bundan farklı değildir. Ancak fark ortaya konan nesnenin içeriğinde ortaya
çıkar: Sanat eseri için "içerik" bir "konu" ve o konu
yoluyla ortaya çıkan "temadır" ve tinsel özelliktedir ama endüstri
ürünü bir nesne için "içerik" "işlevdir" ve dolayısıyla
tema da "teknik" bir nitelik taşır. Ortaya konan yeni nesnenin
"işlevi" doğrultusunda oluşmuş olan "biçimi" aynı zamanda
nesneye bakışı belirleyen bir "gösterge" özelliği de taşır çünkü
insan tarafından üretilen her şeyin göstergesel bir değeri de vardır. İnsan
bu nesnelerle onların göstergeleri doğrultusunda iletişim kurar. Çünkü işlev
bir nesnenin biçimini dolayısıyla göstergesini ortaya çıkarır. Eğer işlev
değiştirilirse biçim dolayısıyla gösterge de değişecektir. Bir nesnenin
göstergesel değerini değiştirmek o nesnenin işlevini değiştirmek ile
olasıdır. Bunun için belli başlı üç temel yol olduğu varsayılabilir, bunlar:
1.Nesnenin yapıldığı malzemeyi değiştirmek; Her nesne işlevini yerine
getirebilmek için en uygun malzeme kullanılarak biçimlendirilir. Bir pense
sağlam olabilmesi için çelikten, bir tabak kir tutmaması için porselenden,
bir elbise giyilebilmesi için kumaştan yapılır. Ancak bir pense camdan
yapılırsa kırılganlığı artacağından, bir tabak kumaştan yapılırsa içine konan
yemeği tutamayacağından ve bir elbise porselenden yapılırsa
giyilemeyeceğinden kullanılmaz olur yani işlevi dışlanmış olur, gösterge
değişir. 2. Nesnenin boyutlarını değiştirmek: Her nesne işlevini yerine
getirebilmek için belirli bir boyutta olmalıdır. Bir pense sıkacağı somunun
büyüklüğünde, bir elbise insan boyutlarında olmalıdır. Bu belirli boyutların
dışına çıkıldığında de ne pense ne de elbise kullanılabilir. Bir nesne olması
gereken boyutların dışına çıkarılırsa bir işlev değişikliğine uğrayacak
dolayısıyla gösterge değişikliği olacaktır. Oldenburg'un bina yüksekliğindeki
"Mandal" isimli çalışması buna çok uygun bir örnektir. 3.Nesnenin
bağlamını değiştirmek; Nesneler işlevlerini yerine getirebilmek için doğru
bağlam içinde olmalıdır. Bir araba tekerleği arabaya bağlı olmalı, bir tabure
masanın yanında , bir lavabo banyoda bulunmalıdır.
Ancak araba lastiği tabureye takılacak olursa iki nesne de işlevini yerine
getiremez olacak, lavabo bir sergi mekanına
yerleştirilecek olursa gösterge değerlerinde sıyrılacak, bileşimsel bir nesne
olarak yeni bir gösterge değerine bürünecektir. "Endüstri Ürünü Nesneden
Sanat Formuna" başlıklı bu çalışmada elde edilen "sonuç"
:"Endüstri ürünü bir nesnenin sanat eseri olması, o nesnenin göstergesel
değerinin değiştirilmesiyle ve sanatsal bir bağlam içinde sergilenmesiyle
mümkündür" olarak özetlenebilir. Yukarıda sayılan üç madde endüstriyel
nesnenin gösterge değerini değiştirmek için kullanılan başlıca yöntemler
olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak sadece bu üç maddeden herhangi birini
kullanmak endüstri ürünü bir nesneden sanat eseri yaratmak için yeterli
değildir. Dikkat edilecek olursa yukarıda sayılan yöntemler nesnenin sadece
işlevini dışlamakta ancak ona yeni bir işlev yüklememektedir. Bu noktada
sanatçı gerekli müdahaleyi yapmazsa bu nesneler anlamız, göstergesiz biçimler
olarak ortada kalmaya mahkum olurlar. Sanatçı bu
nesnelere yeni gösterge değerleri kazandırmak durumundadır. Bir başka deyişle
bir pisuarı tuvaletten çıkarmak o pisuarı sanat eseri yapmaz. Bir pisuarın
galeride sergilenmesi o nesnenin sanat bağlamı içine sokulması olacağından
ancak o zaman bu endüstri ürünü nesneye sanat eseri demek mümkün olur çünkü
gösterge bu yönde oluşacaktır. Dev bir mandalın şehrin içine bir anıt gibi
dikilmesi de yine aynı şekilde nesnenin sanat bağlamı içinde sergilenmesi
demek olacağından yine o nesneye sanat eseri demek mümkün olacak gösterge bu
yönde olacaktır. Öznel yaratım sürecinde oluşturulmuş çalışmalarda
kullanılmış olan çanak formu da böyle bir yaklaşımla şekillenmiştir. Çanak
formu normalde insan hayatında biriktirme, saklama işlevine sahip olan bir
formdur. Bu nesnenin sanat eseri haline getirilebilmesi için de göstergesinin
değiştirilmesi gerekli olmuş, bu yüzden çanak formunun üstü kapatılmış ve
işlevinin dışlanması sağlanmıştır. Ancak sadece bu kadarı çanak formunu sanat
eseri haline getiremeyecek olduğu için ortaya çıkan yeni nesne mekan ile ilişkilendirilmeye çalışılmıştır. Bunun için
yukarıda sayılan üç yöntemden üçüncüsü yani nesne ve bağlam ilişkisi
yoğunlukla kullanılmıştır. Bir evde bulunması gereken çanak formu artık bir
sergi mekanı içinde, gerek biçiminin estetize
edilmesiyle gerek üstünde kullanılan renk ve şekillerle gerekse durması
gereken fiziksel koşulların dışına çıkarılarak yeniden kurgulanmış, ortaya
konmuş, endüstri ürünü bir nesne olan çanak formuna hiç de endüstrinin işi
olmayan ama sanatın da sorunsalı olduğu kolayca söylenebilecek yeni anlamlar
ve yeni önermeler yüklenebilmiştir.
|