Doğada Arama-Kurtarmayı Hızlandırabilecek Bir Sistem: RECCO

Bu yazıyı aslında 2020 yılında yazmaya başlamıştım. Ancak tamamlayıp paylaşmak hep ertelendi. Aradan geçen yıllarda yaşanan yeni vakaları ve arama çalışmalarını takip ettiğimde, arama-kurtarmada destekleyici olabilecek teknolojilerin hâlâ yeterince bilinmediğini ve tartışılmadığını gördüm. Bu nedenle yazıyı gözden geçirip gerekli güncellemeleri yaparak yayımlamaya karar verdim.

Son yıllarda doğada kaybolan ve zamanında bulunamadıkları için hayatını kaybeden macera severlere ilişkin haberlerle ne yazık ki daha sık karşılaşıyoruz. Ancak bu artışın gerçekten neden kaynaklandığını söyleyebilmek için maalesef elimizde yeterli veri yok. Türkiye’de doğa aktivitelerine katılan kişi sayısı, yapılan etkinliklerin niteliği veya katılımcıların doğa eğitimi düzeyleri düzenli olarak kayıt altına alınmıyor. Dahası, kayıp vakalarının ardından kişilerin deneyimleri, yanlarında taşıdıkları ekipmanlar ve olay öncesindeki davranışlarını standart biçimde değerlendirecek bir veri toplama sistemi de bulunmuyor. Böyle olunca, vakaların neden arttığına ya da nasıl önlenebileceğine ilişkin tartışmalar çoğu zaman bilimsel kanıtlardan çok kişisel gözlemlere ve varsayımlara dayanıyor.

Doğru çözümler geliştirebilmek için önce yaşanan olayları doğru analiz etmemiz gerekir. Bunun için de cevaplamamız gereken birçok temel soru var.

Örneğin, yaşanan kayıp vakalarındaki artışın nedeni doğaya çıkan insan sayısındaki artış mı? Başka bir deyişle, doğaya çıkan kişi başına düşen vaka oranı yıllardır benzer seviyede mi seyrediyor, yoksa gerçekten artıyor mu?

Eğer vaka oranında bir artış varsa, bunun arkasındaki nedenler neler olabilir?

Malzeme eksiklikleri bunun önemli bir nedeni olabilir. Ancak malzeme eksikliğinin de farklı sebepleri olabilir: yetersiz eğitim, hafif ekipman taşıma isteği, maliyet kaygıları veya risklerin doğru değerlendirilememesi gibi.

Benzer şekilde, doğada yapılan hatalı davranışlar da vakalara yol açabilir. Bu hataların arkasında ise bilgi eksikliği, umursamazlık veya deneyim yetersizliği bulunabilir.

Bir diğer önemli konu ise eğitimdir. Doğa eğitimlerine erişimin sınırlı olması, verilen eğitimlerin niteliğinin yetersiz kalması ya da televizyon ve sosyal medyada doğaya çıkmayı özendiren ancak riskleri doğru yansıtmayan içerikler de dolaylı olarak bu vakalara katkıda bulunuyor olabilir.

Araştırılması gereken bir diğer konu ise ticari dinamiklerdir. Doğa aktivitelerine olan ilginin artmasıyla birlikte ticari faaliyetler ve sektördeki rekabet de hızla büyüyor. Bu durumun rehberlerin ve eğitmenlerin karar alma süreçlerini, risk değerlendirmelerini veya firmaların rehber ve katılımcı seçimlerini etkileyip etkilemediği de incelenmesi gereken önemli sorulardandır.

Ne yazık ki bugün elimizde bu sorulara bilimsel olarak cevap verebilecek kapsamlı veriler bulunmuyor. Bu nedenle hangi faktörlerin gerçekten etkili olduğunu kesin olarak söylemek oldukça güç.

Yaşanan kayıp vakalarının ardından arama-kurtarma ekiplerinde görev alan kişiler, deneyimli doğa sporcuları ve dağcılar tarafından çeşitli değerlendirme yazıları yayımlanıyor. Bu yazılarda çoğunlukla kaybolan kişilerin eğitim eksiklikleri, yaptıkları hatalar veya yanlarında bulunmayan ekipmanlar üzerinde duruluyor. Ben de karşıma çıkan bu değerlendirmeleri dikkatle okuyorum.

Doğada aktivite yapanların iyi eğitim almış ve kondisyon olarak yeterli seviyede olması vakaları azaltıp arama-kurtarma ihtiyacını azaltacak en önemli etkendir. Ancak konuya biraz farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum.

Kişinin hata yapmış olması ya da olmaması alınacak önlemler ve değerlendirmeler için elbette önemlidir. Fakat kayıp gerçekleştikten sonra artık öncelik, kişiyi mümkün olan en kısa sürede bulabilmektir. Kayıp nedenleri ne olursa olsun, arama-kurtarma süresini kısaltmak ilgili kurumların üzerinde en fazla durması gereken konulardan biridir. Bunun için yalnızca iyi eğitimli ve donanımlı ekipler değil, aynı zamanda kayıp kişinin yerini daha hızlı tespit etmeye yardımcı teknolojiler de büyük önem taşır.

Bu yazıda, doğada arama-kurtarma çalışmalarını önemli ölçüde hızlandırma potansiyeline sahip olduğunu düşündüğüm bir teknolojiyi ele almak istiyorum: RECCO.

Bu yazıyı yazma fikri nereden çıktı?

Yurt dışında yaşamış ve doğa sporları aktivitelerine giden biri olarak, satın aldığım bazı ekipmanlarda RECCO sisteminin bulunmasına özellikle dikkat ediyordum. Olası bir kaza veya kaybolma durumunda üzerinizde aranabilir bir ekipmanın bulunması insanı rahatlatıyor. Bu sistemin yurt dışında yaygın olarak kullanıldığını gördüğüm için, Türkiye’de de benzer şekilde kullanıldığını ve acil bir durumda bulunmama yardımcı olacağını düşünüyordum.

2019 yılında AFAD tarafından Ankara’da düzenlenen, doğa sporlarında arama-kurtarma konulu tek günlük bir çalıştaya katıldım. Toplantıda, arama-kurtarma faaliyetleriyle ilgili pek çok konu ele alındı ve farklı kurumların deneyimleri paylaşıldı. Aralarda çeşitli kurumlardan yetkililerle sohbet etme fırsatım da oldu. Bu görüşmeler sırasında RECCO sisteminin ya hiç bilinmediğini ya da yalnızca kış koşullarında çığ altında kalan kişileri bulmak için kullanılan bir teknoloji olarak görüldüğünü fark ettim. Bu sistemi içeren doğa sporları ürünleri Türkiye’de satılmasına rağmen, aramasını yapan tarayıcı sistemlerin konuştuğum ekiplerde olmadığını öğrendim. Firma sayfasından biraz araştırma yaptığımda, oldukça yüksek fiyatlarla kayak imkanı sağlayan, yurt dışından doğa sporcularının geldiği kayak merkezlerimizde bile RECCO tarayıcılarının bulunmadığını gördüm. Sitedeki bilgilere göre ülkemizde bu sisteme sahip bir kurum halen yok.

RECCO firmasıyla bir bağlantım var mı?

Hayır. RECCO ile herhangi bir ticari veya profesyonel ilişkim bulunmuyor. Bu yazı tamamen kişisel ilgim ve sistemin Türkiye’de faydalı olacağını düşünmem nedeniyle hazırlanmıştır. Yazıyı yazdığım dönemde firmanın internet sitesinde Türkiye’de resmî bir temsilci de görünmüyordu.

RECCO firmasının kısa hikayesi

RECCO’nun hikâyesi, 1973 yılının Aralık ayında İsveç’in Åre kayak bölgesinde meydana gelen bir çığ kazasıyla başlıyor. Arama-kurtarma ekibinde görev alan Magnus Granhed, bu olayın ardından “Kayıpların daha hızlı bulunmasını sağlayacak bir sistem olmalı.” düşüncesiyle çözüm arayışına giriyor.

İlk prototipler, İsveç Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nde (Royal Institute of Technology – KTH) geliştirilmeye başlanıyor. Sistem, 1982 yılında Avusturya’nın Tirol bölgesinde ilk kez tanıtılıyor. Bir yıl sonra, 1983’te RECCO’nun kurulmasıyla birlikte tarayıcılar ve yansıtıcılar ticari olarak kullanılmaya başlanıyor.

Teknolojisini geliştirmek isteyen RECCO, İsviçre’nin deneyimli hava arama-kurtarma kuruluşlarından Air Zermatt ile ürün geliştirme partneri olarak iş birliği yapıyor. RECCO yansıtıcıları ilk kez 1984 yılında Trappeur marka kayak botlarına entegre ediliyor. Daha sonraki yıllarda birçok üretici bu yansıtıcıları kayak kıyafetleri, dağcılık ekipmanları, kasklar ve saatler gibi farklı ürünlere yerleştirmeye başlıyor.

Firma, yıllar içerisinde yansıtıcıları ve el arama terminallerini geliştirip küçültüyor. 2015 yılında ise helikopterlere takılan ve geniş alan tarayabilen RECCO SAR (Search and Rescue) yansıtıcı arama sistemi tanıtılıyor.

RECCO’nun gelişim sürecini daha ayrıntılı incelemek isteyenler firmanın tarihçe sayfasına göz atabilir veya aşağıdaki kısa videoyu izleyebilir.

RECCO nasıl çalışır?

RECCO sistemi iki temel bileşenden oluşur: Arama-kurtarma ekibinin kullandığı tarayıcı (detector) ve doğa sporcularının üzerindeki ekipmanlara entegre edilen yansıtıcı (reflector).

Çalışma prensibi oldukça basittir. Tarayıcı, belirli bir yöne doğru yönlendirilmiş bir radar sinyali gönderir. Bu sinyal, yansıtıcıya ulaştığında yansıtıcı sinyali geri yansıtır. Tarayıcı, geri dönen sinyal sayesinde yansıtıcının bulunduğu yönü belirler ve sinyalin şiddetinden de mesafeyi algılar. Ekipmandan gelen sinyaller takip edilerek arama çemberi daraltılır ve kayıp kişinin bulunmasının hızlanması sağlanır.

Aşağıdaki videolardan sistemin nasıl çalıştığı hakkında bilgi edinebilirsiniz.

RECCO yansıtıcısı nasıl bir şey? Hangi ürünlerde bulunabilir?

Yansıtıcının en önemli özelliği hafif (yaklaşık 4 g) ve pasif olmasıdır. Aktif olarak sürekli sinyal göndermediği için, çalışması için pil gerekmez. Ütülenmediği veya yüksek sıcaklıkta kurutma makinesinde kurutulmadığı sürece yıkanmasında herhangi bir sakınca yoktur. Mekanik olarak zarar görmedikleri sürece ömürleri sınırsızdır.

Yansıtıcı, yaklaşık 1,5 x 8 cm ölçülerinde ince bir şerit şeklinde olduğundan, kumaşın içine rahatlıkla yerleştirilebilir. Bazı üreticiler, yansıtıcıyı kumaşın içine gizlemeyi tercih ederken, bazıları ise dış yüzeye daha görünür şekilde dikmektedir.

Günümüzde Patagonia, Scarpa, Decathlon, Simond, Hoka, Camelbak, Atomic, Ferrino, Millet, POC ve Grivel gibi 150’den fazla üretici, bu yansıtıcıları ürünlerinin içine yerleştiriyor. Bu ürünler arasında kayak ve yürüyüş botları, arazi koşu ayakkabıları, koşu yelekleri, kayak, bisiklet ve dağcılık kaskları, kayak, yürüyüş ve dağcılık sırt çantaları ile yağmurluklar, montlar ve pantolonlar gibi birçok farklı ekipman bulunuyor.

Bunun yanı sıra, Fitbit firması 2019 yılında saatlerinin bazı modellerinde RECCO yansıtıcı bulunan kayışlar kullanmaya başladı. Kış dağcılığı ve tur kayağı kullanıcıları için çığ alıcı-vericileri üreten Ortovox ise 2018 yılından sonraki modellerinde ikinci bir önlem olarak RECCO yansıtıcıları da yerleştirmeye başladı.

Hazır ürünlerin haricinde, RECCO firmasının kullanıcının istediği yere sabitleyebilmesi için yapışkanlı ve çanta kulpu gibi yerlere düğümle tutturulacak iki farklı yansıtıcısı da bulunuyor. Ayrıca yansıtıcı içeren pantolon kemerleri de var. (https://recco.com/shop/)

RECCO tarayıcısı nasıl bir şey?

İki farklı tarama sistemi bulunuyor.

El tarayıcısı: Yaklaşık bir defter boyutlarında ve 1 kg ağırlığındadır. Gönderdiği sinyaller havada 80 metreye, sert karda 20 metreye ve ıslak karda yaklaşık 10 metreye kadar ulaşabilir. Bu sayede açık arazilerde, ormanlık ve kayalık bölgelerde yapılan aramaların yanı sıra çığ altında kalan kişilerin bulunmasında da kullanılabilir.

SAR helikopter tarayıcısı: El tarayıcısından daha güçlü olan bu sistem yaklaşık 80 kg ağırlığında olup 45-55 cm boyutlarındadır. Helikopterden sarkıtılarak kullanılan sistem, uçuş yüksekliğine bağlı olarak en fazla yaklaşık 100 metre çapındaki bir alanı tarayabilir. Firma tarafından verilen örneğe göre, saatte 100 km hızla ilerleyen bir helikopter, ormanlık veya dağlık bir bölgede 1 km² büyüklüğündeki bir koridoru yaklaşık 6 dakikada tarayabilmektedir.

Yurt dışında kimler kullanıyor?

RECCO’nun internet sitesindeki bilgilere göre, bugün 32 ülkede 900’den fazla kayak merkezi ile arama-kurtarma kuruluşu el tarayıcısı veya SAR helikopter tarayıcısını aktif olarak kullanıyor. Özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa Alpleri’nde birçok arama-kurtarma ekibi ile büyük kayak merkezinde bu sistem standart ekipmanlar arasında yer alıyor.

Detaylı listeyi aşağıdaki bağlantılardan inceleyebilirsiniz.

Bu sistem bize ne fayda sağlayabilir?

RECCO sisteminin kullanılması, yaşanan her vakada kayıp kişinin mutlaka bulunacağını elbette garanti etmez. Sistemle ilgili araştırma yaptığınızda, çevresel sinyallerden kaynaklanan parazitler ve çeşitli kullanım kısıtlarıyla ilgili değerlendirmelere de rastlayabilirsiniz. Ayrıca yansıtıcı pasif bir sistem olduğu için kapatılamaz. Bu nedenle, arama yapılan bölgede bulunan diğer kişilerin veya arama-kurtarma personelinin üzerinde yansıtıcı bulunması, arama sürecini zorlaştırabilir. Buna çözüm olarak bazı arama-kurtarma ekipleri yansıtıcısız arama kıyafetleri de bulunduruyor.

Bununla birlikte, bu sınırlamalar dikkate alınarak gerekli önlemler alındığında RECCO’nun arama-kurtarma çalışmalarına önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Özellikle hipotermi riskinin yüksek olduğu kış koşullarında veya yaralanma nedeniyle zamana karşı yarışılan durumlarda, arama süresini kısaltarak kazazedeye daha kısa sürede ulaşılmasına yardımcı olabilir.

Bu sistem Türkiye’de nasıl kullanılabilir?

Öncelikle, resmi arama-kurtarma kurumlarımız, ilgili federasyonlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız RECCO el tarayıcılarını ekipmanları arasına dahil edebilir. Tarayıcıların etkin kullanılabilmesi için farklı kurumların ve dağcılık kulüplerinin katılımıyla ortak eğitimler düzenlenebilir. Helikopter destekli arama-kurtarma faaliyetlerine katılan kurumlar ise SAR Helikopter Sistemi’ni edinebilirler.

Doğa sporlarının yoğun olarak yapıldığı bölgelerde de belirli noktalarda (örneğin Demirkazık Dağ Evi veya milli park giriş bürolarında) el tarayıcıları bulundurulabilir. Böylece olay yerine ilk ulaşan ekiplerin bu cihazları kullanarak arama çalışmalarına vakit kaybetmeden başlaması sağlanabilir.

Kulüpler ve dernekler de bu sürece katkı sağlayabilir. Üyelerin ortak kullandığı kask gibi ekipmanlara RECCO yansıtıcıları sabitlenebilir. Ayrıca çantalara takılıp çıkarılabilen yansıtıcılardan alınarak etkinliklere katılan üyelere ödünç verilmesini sağlayacak ortak bir sistem oluşturulabilir.

Kış dağcılığı ve tur kayağı faaliyetlerinde çığ alıcı-vericilerinin (beeper) taşınması nasıl öneriliyorsa, RECCO yansıtıcılarının da yaz ve kış faaliyetlerinde ek bir güvenlik önlemi olarak kullanılması teşvik edilebilir.

Son olarak, yeni ekipman satın alacak doğaseverler de mont, çanta, bot veya tulum gibi ürünleri tercih ederken RECCO yansıtıcısı bulunan modelleri değerlendirebilir. Böylece olası bir arama-kurtarma durumunda daha hızlı bulunma ihtimallerini artırabilirler.


RECCO tek başına mucizevi bir çözüm değildir. Doğa eğitiminin, doğru ekipman kullanımının ve deneyimli arama-kurtarma ekiplerinin yerini tutmaz. Ancak doğru altyapıyla birlikte kullanıldığında arama süresini kısaltabilecek ve bazı vakalarda hayat kurtarabilecek teknolojilerden biridir. Türkiye’de doğa sporlarına katılım her geçen yıl artarken, bu tür sistemlerin de tartışılması ve değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu yazı yorumlara kapalı.